Şiir okuyorum bolca, mesela Akgün Akova, mesela Veysel Çolak, mesela Eugene Guillevic. Bir de öksürük, şehir hasta oluyor. Ciğerleri patladığı için olabilir, sokaklar bomboş. İnsanlar sağa sola fırlamak istemiyor, parça parça.
Onu öncelikle Küçük Paris yapsın, denizin ılımanlaştırıcı/masallaştırıcı etkisi oralarda daha belirgin. Hele kışın. Metnin bir yerinde -sayfaların da bir önemi yok, isimlerin önemsizliği gibi- delikanlı/anlatıcının personası, yaşlı kadının yüzüne bakar, okur tam o satırı okurken ve hâlâ okurken ve mevsim yazken. Metnin yazı mı, okurun kışı mı? Üşüyorsam ve elimdeki kitap mevsimin yaz olduğunu söylüyorsa bir yerlerde bir terslik var demektir ya da bir oyuna dahil edilmişizdir.
Paris öksürdüğü zaman Simon-Crubellier Sokağı peyda oluyor ve bu sokaktaki binalardan biri 99 bölümlük bir tamamsıza malzeme ediliyor. Bütün katları, bütün çöpleri, bütün eşyaları, otuz iki kısım tekmili birden tuğla ebatında bir kitabın içinde. Hastalık sezonu kapanıyor, insanlar sokağı arıyor ama pek bir şey bulamıyorlar. Parisliler, hayali de olsa şehrinizdeki sokağı nasıl bilmezsiniz?
Samatya gerçekten var olan bir yerdir, bir ucundan bir ucuna ortadan kaybolmadan, bug olarak damgalanıp cızırtılarla silinmeden yürüyebilirsiniz ama Demir'in anlattığı başka bir yer, orayı sadece Demir biliyor ve küçük bir kroki çizerek yerini bildirmeye dahi çalışıyor. Bulamayız ama olsun. Küçük Paris'in öksürüğünü yakalarsanız... Belki.
Dört bölümlü bir anlatı, kuşlardan vakit kalırsa. "O kadar yalnızım ki kumruya dönüşen hikâyeleri merhem diye göğsüme sürerim." (s. 10) Kuşlardan Samatya'ya yumuşak bir iniş, ortalıkta dolaşan bir triportör, batanların bir daha onmadığı şirin bir bataklık, balkon, Sadberk, Mevlüt, türkü diye az daha kandırılacağımız bir Müslüm Gürses şarkısı, şarkı söyleyebilse hiçbir şey anlatmayacak bir anlatıcı -ki yalnızlığı 110 sayfa civarındadır. Sayfa sayısının önemsiz olması, anlatıcı yalnızlığı mevzu bahis olduğunda geçersizdir- içeren bu müstesna eserde metin kendi varlığının farkındadır, sıkıcı noktalama işaretlerinden şöyle bir silkinip kurtulmak istediği gibi dipnotlarla okuruna göz kırpabilecek bir erginliğe ulaşmıştır. Kendini tanımak isteyip istemediği meçhul, o yüzden okura güvenmediği bir noktada kalp kırıcı olduğunu söylemekte fayda var; -dukş!- bir ara başlık başka bir yerde ikinci kez kullanıldıysa bunu hatırlarız. Ona göre. Aynı zaman kiplerinden şikayet edip yirmilerinden sonra ve dahi ölümüne kadar onlardan kurtulamaman senin suçun değil, o tamam. Kuşlarına da tamam.
Bir iki bölümde Samatya'nın bileşenlerini -bolca kanatla- inceledikten sonra hikâye faslı. Gölgenin kadınları ki en acılı hikâyeler onlardadır, istediğiniz kadarını burada bulursunuz. Bir tanesi başkalarının dayattığı hayatı yaşayıp filmlerde teselli bulur, bulmaz, orası hikâyenin başında çatıya teşne olup sonunda pır giden anlatıcıya kalmış. Bir diğerinin kalbi beş bin yerinden kırık. Acısız olmuyor bu işler herhalde. Bir yerde geçer: "Televizyondaki yerli dizilerle şekillendirirdim olup biteni hemen (...)" (s. 70) Butor'nun yapabildiğini istiyorum, kuşların duygusuz uçuşlarını. Burada duygulular. Trenlerin hissiz geçişlerini, buradan tren geçmiyor. Yanlış metinden yanlış şeyi istiyorum ve Sedat Demir daha çok yazsın istiyorum. Belkıs, Şifahi Efendi, belki birkaç karakter daha. Metin fazla karakter istemese de belki işler karışırsa daha şen bir mevzu doğar. Nasip.
Bizde salt anlatan, oynayan pek yok, o yüzden Küçük Paris'in bu zamanı işinize yarar, bir şey yaparsınız.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap tanıtımını okuduktan kitabın sonuna kadar temele oturmuş bir şeyler bekledim ve kitabın bitişiyle hayal kırıklığına uğradım. dedalus sevdiğim bir yayınevi: yazarların ilk kitaplarına verdiği şanslar olsun, farklı seslere anlatımlara verdiği şanslar olsun; edebiyatımızda önemli bir soluk. Ama küçük general tanıtımının altında kalmış bir kitap
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sedat Demir'in "Küçük Paris Fena Öksüyor" kitabı, İstanbul'un arka sokaklarında geçen ve şehir hayatının karmaşasını etkileyici bir şekilde anlatan bir roman. Demir, yerel dokuyu ve karakterleri ustalıkla betimlerken, hikaye zaman zaman dağınık ve tutarsız olabiliyor. Kitabın güçlü yanlarından biri, yazarın canlı ve gerçekçi tasvirleri; okuyucu adeta İstanbul'un sokaklarında dolaşıyor gibi hissediyor. Ancak, bazı bölümlerde tempo düşüyor ve anlatımda tekrarlara rastlanıyor.
"Küçük Paris Fena Öksüyor", sosyal ve kültürel gözlemleriyle dikkat çeken, ancak yer yer hikaye anlatımında zayıflıklar barındıran bir eser. Yine de, İstanbul'un gündelik yaşamına dair özgün bir perspektif sunması ve karakterlerinin derinliği ile okurların ilgisini çekmeyi başarıyor. Bu nedenle, kitabı 5 üzerinden 3 puanla değerlendiriyorum; özellikle İstanbul'u ve kent yaşamının dinamiklerini merak eden okurlar için dikkate değer bir okuma deneyimi olabilir.
Postmodern teknikle dayalı döşeli öykülerden 3 tane bulunuyor kitapta. Zaten 3 öykü var. Şimdiden diyeyim post kafayı yaşamıyorsanız öyküler size hitap etmeyebilir. 3 Kadın kahramanımız şimdi, gelecek, geçmiş arasında gidip geliyorlar. Sedat Demir genel kültürünü ( Sinema, Müzik) öykülerinde konuşturuyor. Bahsettiği filmlere, müziklere tutununca daha tatlı oluyor. Anlatıcının anlatıcı olarak kıvraklığı hoşuma gitti. Öyküde bazen bir karakter gibi bazen 3. bir anlatıcı gibi durması hoşuma gitti. Samatya'yı bilmiyorum ama orada yaşayanlara ve bilenlere tanıdık mekanlar gelecektir. 2 öyküde bolca sokaklardan ve mekanlardan bahsediliyor. 3. öykü ( Suzan Dilber)haricinde diğer öyküler güzeldi. Öykü severlere tavsiye ederim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sakin bir kafayla okunmalı, aksi takdirde yarım kalabilir. Yoğun anlatımlı biraz da İstanbul'daki bazı mahallelerin isimlerini öğreniyorsunuz İstanbullu değilseniz.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İç içe geçirilerek post-modern bağlamda yazılmış 3 kadının yürek yakan hikayelerini;Sadberk,Belkıs ve Suzan... Bunun yanında Samatya'nın küf kokan sokaklarını, bataklıklarını, gazinolarını hissedeceksiniz iliklerinizde. Okuyun. Tavsiyemdir.