Çocukluğunda okuduğu mitolojik metinde kurulan dünyayı kendi dünyasıyla parçalıyor. Tersi de geçerli. Minotor'un evini düşünürken spirallikten başı dönen Gospodinov, kendini Minotor'un yerine koyduğu için aynı noktalardan geçiyor, aynı noktalardan farklı adımlarla geçiyor. Bu farklı adımlar, birkaç noktada Doğal Roman'la kesişiyor. Dinozorlar gibi yok olmak, hayal gücünün baskılandığı bir toplumun parçası olmak, pek çok adım. Labirentin arkaik sanattaki tezahürü olan spiralliği unutmuş mudur Gospodinov, labirentlerin seçim yorgunluğu yaratmasını düşünürken? Hayır, o aynı noktaya gelirken de, farklı seçimlerle kendini parçalarken de her şeyi birleştirmeye çalışıyor. Gospodinov'u bir arada durmaya çalışan sayfalar yığını olarak imliyorum, adımını attıkça birkaç sayfa yere doğru süzülüyor ama eğilip yakalıyor hemen, üzerine yapıştırıveriyor. Gospodinov kendini/sayfaları toparlayıp başka başka metinler çıkarmaya çalışıyor, romanların giriş bölümlerinden saf, doğal bir roman/anlatı üretmeye çalışması gibi.
Joseph Campbell'dan uyduracağım; çocuklardaki karanlık korkusunun kaynağı rahme dönüş korkusuysa, yeni elde edilen gün ışığının yitirilmesi korkusuysa, spiral dediğimiz kendi kuyruğunu yutan yılandan hallice biçim, tefekkürün belirli aşamalarında ve "eterle uyuyan insanda" ortaya çıkıyorsa, karanlığın zihne dolması bu spiralin bir sonucuysa ve bundan kurtuluş yoksa, zaten kurtuluş istenmiyorsa, istemenin herhangi bir mantığı, mantığın herhangi bir işlevi, işlevin küçücük bir anlamı, anlamın bir anını bile kapsamadığı içkin yaşamı yoksa, Gospodinov sadece ait hissettiği şeyi, adını parçalıyor. Çocukluğunda bir tane verilmiş, ölümünde elinden alınmış, birçok varlığı içermiş ad. Giriş bölümünde doğanları görürüz; bir sinek. Bir adam. Bir adam daha. Dünyanın oluşumundan beri orada olan varlık. Henüz dünyaya gelmemiş bilincin ilk anı. Bir erkek daha. "Ben varız." (s. 14) Var olunuz "sen", parçalanmak için. Bir parçaya indiğin zaman, diyelim ki bilinçten bilince geçebilen, doğmamış olan parça olsun bu, öyküden öyküye geçmeye başladın. Hatıra sörfçüsü olarak dedenin hatıralarıyla başladın, savaşa gitmişti. Yabancı diyarlardaki yaban olarak büyücülerle, umacılarla birlikteydi deden -artık deden de o güruhtan biri, öykülerini aldığın kişisin- ve etrafında bombalar patlıyordu, sen Minotor olarak kurtuluşunu öyküleri yaşamakta bulduğun için çaldığın, uydurduğun, kurduğun öyküler özgürlüğün haline geldi ama özgürlüğün sana mahkumdu. Gospodinov, sen özgürlüğünü parçaladın.
Gofretlerden, limonatalardan, bulutlardan, her yerden başkalarının yaşamına geçiş. Bir aile anlatısına başlamak, her şeyi bir arada tutma çabasının en doğal haliydi, o yüzden kolaydı. Gospodinov başladı, savaş yüzünden açlıkla boğuşan ailenin azalma çabalarında, annesinin oğlunu değirmende bırakıp gitmesi, en büyük kardeşin fırtınada değirmene dönüp ağlayan, haykıran, karanlıktan ve değirmenden -klostrofobi, spiral, çocukluk- ölümüne korkan kardeşini kurtarması bu anlatının yaşamasına yol açıyor. Yunan eşleniğe dönersek Gospodinov metni başlıklarla parçalıyor. Elde var üç ama daha bitmedi; Ariadne'den nefret ettiğini söylemek için ayrı bir bölüm oluşturmuş olması dikkat çekici. Her neyse, sonuçta Georgi üç yaşındayken ninesine ölüp ölmeyeceğini soruyor. Hiç doğmamasına yol açabilirdi nine, bu yüzden cevap vermek zorunda. Buraya almıyorum, ninenin Platon'u bilmeden isimlerin doğum anıyla birlikte "geldiğini" düşünmesini alıyorum onun yerine. Georgi-Minotor bağlantısı sezgisel bir düzleme oturuyor böylece. Çağlar öncesinin insanlarıyla bizler arasında uzanan ince bir iplik var, rüzgârla titriyor, yağmurla ıslanıyor, karanlıkta bir başına duruyor ama uzak zamanlardan iki yönde de haber taşıyor. Gospodinov, haberleri parçalamıştır.
Homo ludens mitolojiyi yaratıyor, yazarın bunu yapması kolektif bilincin herhangi bir ideolojiye eklemlenebileceğini gösterir. Kızıl ülkenin törenleri oyundur; dünyanın en iyi ırklarından birinin dünyanın en iyi liderleriyle yükselmesi, daha iyiye ulaşma çabalarında bireye düşen görevlerin yüceliği, "paylaşılmak zorunda olan" duygulara yol açıyor. Toplumun dışında yer almak için mücadele etmek zaten güzel sanatların başlı başına bir dalıyken komünizmin egemenliğinde daha da zor, "daha iyi" uğruna bodrum katlarında sürdürülmeye çalışılan yaşamlar, farklı düşünceleri yok etmeye çalışan öğretmenler, iki yıllık askerlik, katılmanın zorunlu olduğu gençlik örgütleri, hepsi çok ciddiye alınmış bir oyunun parçaları. Gospodinov, çocukken yaşadığı bodrum katından görülen ayakkabıların üst kısımlarını hayal etmeye başlayarak kendi mitolojisini yaratır. Botlar, sandaletler, spor ayakkabılar, çamurlu olanlar, yırtıklar, her birinin hikâyesi vardır ve camdan görülmeyen bölümdedir, yukarıda. Bu, yaratma cesaretinin temel bir güdüye dönüşmesidir. Midesinin sağlığı için sülük yutan dedeyi Kronos'a benzetip kendi sülüklüğünü uyduran çocuk, uydurmaktan başka bir renk olamayacağını düşünür. Seksenlerin ve doksanların Bulgar coğrafyasında bir çiçeğin koklanması bile yönetmeliklerle açıklanırken bireysel oyundan başka bir çıkış yolu kalmıyor çocuk için, toplumsal oyun ölümden farksızdır. İnsan o zamanda ve o yerde kendi ölümünü bile ölememektedir. Gospodinov, daha özgününü üretebilmek için kendi ölümünü parçalamıştır, insandan insana geçip başkalarının hayatlarını yaşayarak.
Hikâyeler. Savaş sırasında Macaristan'a giden dedenin orada aşık olduğu kadın, dedenin anlattığı öyküleri yaşayıp anılardaki insanlarla konuşabilen anlatıcı için oldukça önemlidir, hikâyenin ilginçliğinin yanında anlatıcının obsesif empatik olduğunu öğreniriz. Üfürülmüş bir rahatsızlıktır bu da, patolojik vakaların en güzeli. Calabi-Yau Uzayı köklerini buraya salmıştır bence; boyutlar, zamanlar arasında sayısız geçişi bu empatik bozukluk -bozukluk?- sağlamaktadır. Kolektif bilinci düşünün, kaosa mütevazı bir bakış haline gelir her şey. Kendi bilincinden yola çıkması yeterli anlatıcının, gidebileceği yerlerin sınırları ortadan kalkıyor. Kime ait olduğunu bildiğimiz hikâyeler de çıkıyor arada, diğerlerinden kurtulup ayrı bir yere yerleşiyor. Dumanı tüten uydurukluklardan birinde, "Ah!" dedim, yıkıp geçti. Bir kadını unutmak için yapılan rastgele seksin yan etkilerini taşımak istemeyen adam, rastgele gezmeye başlar. Ülkeler, kıtalar birbirinin ardınca sıralanır, aylar süren bir yolculuk. Adam geri döner, gittiği yerleri haritada işaretler ve olduğu yere çöker; işaretli noktalar unutulacak kadının adının ilk harfini oluşturmaktadır. Gibi olaylardan insanlar neyi bekler, okur olarak bu kitaba karşı nasıl konumlanmak gerekir, hiçbir fikrim yok. Belki de ilk kez hüzne dair bir fikrim yok, bu kitabın hüznü nasıl biçimlediği hakkında bir fikrim yok, düşünmek dahi istemiyorum. Gospodinov, okurunu parçalamıştır.
Bütün koşullar uygundu, bir daha hiçbir metinde bu kadar kaybolacağımı sanmam.
Tıpkı doğal roman için yazdığınız metin gibi bu da şiirsel olmuş. Tebrik ediyorum. Zaman sığınağı için de yorumunuza baktım bulamadım. Keşke bu uygulamada imkan olsaydı diğer yorumlarınızı da okuyabilseydim.
Of! Resmen tadı damağımda kaldı bu kitabın ve epeyce de geçmeyecek gibi. Gospodinov’la Doğal Roman ile tanışmış, epey de sevmiştim ama bunu bambaşka sevdim. Doğal Roman için vaktiyle şöyle yazmıştım: “Bir tür antiroman ama bildiğimiz antiromanlardan da değil, onun alıştığımız bir biçimi oluyor, bu kitap bildiğimiz romanların hayli dışında. Gerçi kategorize etmeye çok da gerek var mı bilmiyorum, adam kendi kategorisini yaratmış, adını da koymuş işte: doğal roman!” Bu kitap da yine kategorize edilmesi zor bir metin (labirent-roman denmiş arka kapakta, çok mantıklı) ama o kadar, o kadar lezzetli ki, her sayfayı kıvıra kıvıra haşat ettim resmen kitabı.
Romanın anlatıcısı (kim o? çok sayıda otobiyografik unsur taşıdığı için Gospodinov’un kendisi sanki büyük ölçüde) başkalarının zihinlerine girip onların anılarını bizzat yaşayabilen bir adam, ki zaten romancı dediğin tam da bunu yapabilmeli, değil mi? (Kitabın epigraflarından birinin Hemingway’in “Paris Bir Şenliktir”inin şahane cümlesi “Okur tercih ederse, bu kitabı kurmaca olarak kabul edebilir” olması da bu açıdan şaşırtıcı değil şüphesiz.)
Roman bu zihin seyahatleriyle başlıyor, en başta da kimlerin geçmişlerini ziyaret edeceğini onların ağzından birer cümleyle özetliyor bize yazar ve girdiği zihinler aracılığıyla ailesinin ve ülkesinin geçmişini aktarıyor. Dedesinin savaş dönemi deneyimlerini, babasının çocukluğunu ve tabii kendi çocukluğunu; anılar ve anlatılar iç içe giriyor, dönemler ve zamanlar kimi zaman birleşip kimi zaman ayrışıyor. Fakat anlatıcımız zaman içinde bu yetisini yitiriyor ve bunun üzerine öyküler toplamaya hatta kimi zaman onları satın almaya başlıyor. (Yazarın buraları kurgularken Borges’in meşhur öyküsü Shakespeare’in Belleği’ni düşündüğüne eminim ama ispatlayamam tabii.)
Çok, çok, çok sevdim. Konvansiyonel anlatıları tercih eden okurlar için tuhaf bir metin olabilir ama ben (ki pek de postmodern düşkünü olmamama rağmen) büyük haz alarak okudum. Minotor’un labirentinden bir labirent-roman devşirebilmiş bu büyük adama selam olsun diyerek bitireyim. (Ve Hasine Şen Karadeniz’e kusursuz çevirisi için teşekkür ederek.)
Postmodern anlatı türünde değerlendirilebilecek bu metin pek çok katmandan oluşmaktadır. Postmodernizmin tarihi arka fon olarak kullanıp kurmacaya başvurması bu metinde de görülmektedir. Anlatıcımız dedesiyle 1. Dünya Savaşı, babasıyla 2. Dünya Savaşı ve kendisiyle de sosyalist Bulgaristan rejiminin yıkılış dönemine bizi tanık etmektedir. Fakat metinde bu tarihsel dönemlerin dışında bir de Yunan mitolojisinin önemli mitlerinden biri olan Mirotor'u ve onun yaşadığı labirentin de hikayesine konuk oluyoruz. Yazar metinde bizi labirentin çıkışsız yapısı içine hapsediyor. Çizgisel zamanın olmadığı bu metin anlattığı tarihsel ve mitolojik hikayelerin dışında da pek çok mikro hikayeyi de barındırmaktadır. Dokuz bölümden oluşan bu eser katmanlı yapısıyla okura pek çok alan açmaktadır. Çağdaş edebiyatın önemli romanları arasındadır Hüznün Fiziği. Özellikle yakın tarihle mitolojinin buluşturulması çok başarılı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın tanıtımında farklı insanların hikayelerini ve duygularını okuyacağımı sanmıştım ama yazar ipucu verip gerisini bizim doldurmamızı istemiş sanırım.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bu dahice bir roman bence. ne demek öykü satin almak? ne demek arilarin bile oykusunu duymaya calismak? dunyayi atomlarina ayirmis da öykü çıkartmış bize. aslinda Sait Faik'in meshur Hist hist öykünü anmadan geçemeyeceğim. duymayi bilirseniz evren size surekli hist pist diye seslenir. Gospodinov bu sesleri duyuyor, dahasi yaziyor. var olsun!
Bulgar yazarla tanıştığım ilk kitap. Komşu ülkeden tanıdık bir şeyler bulmak güzel. Kurgusu, düşünce yapısı, olayları farklı açıdan bakabilmesi beni çok etkiledi. Diğer kitaplarını da okuma listeme ekledim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap Kulübü kitabımızdı. Yazardan daha önce Zaman Sığınağı'nı da okudum. Her ikisi de güzeldi. Hüznün Fiziği diğer kitabına göre daha fazla dikkat gerektiriyordu. Postmodern ilkelerle yazılan bu kitap dikkat gerektiren bir okuma istiyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitaptaki karakter farklı kişilerin bilincine giriyor ve onların gördüklerini, düşündüklerini okuyorsunuz. Anlatıcı ve zaman sıklıkla değişiyor. Zaman zaman mitolojik ve siyasi göndermelerle karşılaşıyorsunuz. Yazarın bakış açısı, düşünceleri ve anlatmak istedikleri çok güzel. Deneme türünde yazılar olsaydı çok daha keyif alırdım. Tavsiye ederim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Oldukça güzel başlayan ancak ilerledikçe okuma zevki bırakmayan bir kitap. Post modern bir roman örneği olarak okunabilir. Klasik roman sevenlerin bu kitaptan pek hoşlanacağını sanmıyorum.