Sarsıntı
Sarsıntı

Kitapyurdu Fiyatı: 189,75TL

Ürüne Git
37Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Sarsıntı
Bir metnin parçalarını tekrar birleştirmeyi umuyorum ama iki ay oldu, iki aydır metin üzerinde hiç düşünmedim, diğerlerinde olduğu gibi okur okumaz unuttum ve kırıntılarını tepemde dönüp duran gri kaosa attım. Ağız açıldı, yutacağını yuttu ve içinde başka bir şeye çevirdi. Bir metnin herhangi bir hareketimde, gündeliğin tepkilerinden birinde ortaya çıkma olasılığı yüksek ve bunu takip etmenin bir yolu yok, kendimi neye dönüştürdüğümü bilmemin imkanı yok, onca sayfanın, ekran karşısındaki onca dakikanın, onca resmin ve biçimleyen ne varsa, onca şeyin karışımında neler belirip kayboluyor, bazen sezgisel olarak farkına varıyorum ama kaçırıyorum, bir an için orada ve sonrasında orada değil, duyularım bir noktaya kadar işe yarıyor ve sonrasında kenara çekiliyor, geriye ne kaldıysa o halletmeliymiş gibi. Halledebilir, düşündüğümde metni elime aldığım yerler bir bir aklıma geliyor ve Proust'un dediğine uyuyorum, okumanın mekânını canlandırırsam okuduklarım da canlanır, takip ediyorum, doktor bir babayla oğlunu hatırlıyorum. Bernhard bu kez neyi yok etmeye çalışıyordu, düşünmeye gerek yok, aynı önermelerden aynı sonuçlara çıkacak ama bunu ortaya koyma biçimi sarsacak, zaten Bernhard doğanın, kentin, insanın birbirini nasıl çürüttüğünü göstermesi yine bir çürüme biçimine çıkar; ele aldığı konu tamamlanmaz, hemen bir başkasıyla değişir, sürdürülebilir bir niteliği kalmaz, giderek un ufak olur ve özündeki çarpıklıktan başka bir şey kalmaz geriye. Diğeri çürür, bir diğerinin çürümesi başlar, oradan oraya atlayarak görürüz bunu. İki bölümlü anlatıda önce doktorun ziyaret ettiği hastalar ve oğluyla yaptığı konuşmalar vardır, sonrasında Prens'in sayıklamalarını, katran kara yaşamının parçalarını inceleriz. Hastalardan başlamak gerekir, "zor" bir bölgede çalışan doktorun düzenli olarak ziyaret ettiği hastalara ölümün damgası vurulmuştur, bu damgada yaşamın en ölümcül hastalık olduğuna dair izler bulunsa da hastaların yakınlarının, ailesinin, yaşadığı yerdeki meyhanecilerin, oduncuların, çiftçilerin hastalığı hızlandırdıklarına dair bir izlenim ediniriz. Küçük ve kapalı yerlerin sıkıntısı insanı delirtici bir hale gelmiştir, bir yaşam alanı olarak doğanın insana yetmeyecek biçimde küçültülmesi, insanların ne kadar küçük bir dünyada yaşadıklarını gösterir, onmaz bir şekilde yaralandıklarını da, onların yaşamlarını düşünmek için, insan olmanın neye dair bir oluş olduğunu düşünmek için, attıkları adımların suda, toprakta nasıl bir yankı bıraktığını düşünmek için ihtiyaç duydukları yeti daha baştan sakatlanmıştır, insan bir nevi yıkıcı bir hayvana dönüşmüştür ve doktorun iyileştirmeye çalıştıkları ya bu yıkıcılıkta yitip gidenlerdir, ya da bu parçalanmadan kaçmaya çalışıp yatağa düşenler, o halde doktorun umutsuzluğu iyi anlaşılır, oğluna, "çoğu zaman bütün bunların çok fazla geldiği duygusunu" aktarırken aklında bitimsiz acıların gölgeleri gezinir. Anlatıcı olan oğluna göre, "bilimsel kafalarına rağmen iş adamından başka bir şey olmayan, iş adamı gibi konuşup davranan doktor" tipinin dışındadır, bu yüzden işi çok daha zordur. Şefkat duyabilmek için belirli bir ruh inceliği gerekir ve hastaların çoğunda bu incelik yoktur, hatta doktora göre sağlıklı olanların çoğunda da yoktur, oğlunu yanına alması bu inceliksizliğin görülmesi için. Oğlan hassas, kız kardeşi daha da hassas, bu yüzden kızı yanına almıyor doktor, oğlanın "güçlenmesini" istiyor. Oğlanı felaketler panayırında gezintiye çıkarıyor ve vakalar arasında gidip gelirken yaşamın nasıl bir şey olduğunu öğretmeye çalışıyor. "Gerçekten de taşrada, şehirdekinden daha fazla barbar ve suçlu varmış." (s. 16) Taşranın öfkesiyle şehrin öfkesi çok farklı, doktor taşradaki suçların insanlıktan uzak olduğunu söylüyor, taşra genellikle fakir insanların var olmaya çalıştığı, var olurken diğerlerini yok ettiği bir yer, "yoksullar iki kat barbar, hain ve suça yatkın" bir halde, gündelik işlerin peşinde sürünüyorlar, gelecek algılarının olduğunu sanmıyorum, günü kurtarmak için her şeyi yapabilirler. Yapıyorlar. Doktorun arkadaşlarından birinin cenazesinde, muhtemelen bu dünyaya daha fazla dayanamayacağını sezen anne, kısa süre sonra öleceğini söylemiş ve bunu takıntı haline getirmiş. Eşinin ölümünün giderek yaklaştığını gören doktor, onu daha iyi tanımaya başladığını söylüyor. İnsanları ölürken tanırmışız, o zaman kendileri olurlarmış, sadece ölmekle de olmazmış bu, araya mesafe girdiği zaman, sevilen kişi bir daha görülmeyecekse eğer, insanın gizleyecek bir şeyi kalmazmış, gizleme çabasında olmadığı şeyler bile açığa çıkarmış, her şey ortaya dökülürmüş. Annenin ölümünden sonra çocukları için bir kez daha evlenmeyi düşünen baba, "içindeki eşi"nin karşı çıkmalarına uymuş ve evlenmemiş. Çocukları arasındaki kaotik ilişkiyi çözümleyemediği için oğlunu yanına alıyor olabilir, kız intihar girişiminde bulunmuş ve annesinin ölümü konusunda suçlayacak birini arıyor. Baba da uzaklaşıyor kızından, felsefi bir dostluk kurduğu Bloch'u ziyaret ediyor. Bloch bir kaçış, kapandığı zaman yaşamı dışarıda bırakan bir kapı. Doktor yaşamı unutmaya çalışıyor, üniversiteden mezun olunca kendilerini geliştirmeyen, tüketim toplumunun bir parçası haline gelen, hastalarına kötü muamele eden tanıdıklarından uzaklaşmak istiyor, başaramıyor. Oğluna göre çok yalnız bir insan, kendini çocuklarına çok az açabiliyor, kendisini ifade edebilmenin imkansız olduğunu söylüyor. "Aslında babam, gittikçe daha yalnız kalmak için gittikçe daha fazla insanla bir araya geliyor." (s. 26) Hastalarla bir araya gelmenin mantığıyla bir odaya kapanmanın mantığı aynı; birçok insan birçok uzaklık doğurur, uzaklıkları temellendirir, süreğenleşen uzaklığı sağlar, aradaki uzaklığı sabit tutmaya yarar, insanlar pek yakınlaşılacak gibi değildir, özellikle o coğrafyada. Gelinler kaynanalarını, damatlar kayınpederlerini, evlatlar ebeveyni, ebeveyn evlatlarını öldürmek ister, doktor aralarında kalır ve her şeye şahit olur, kusursuz bir uzaklaşma sağlar bu. Odada tek bir sestir bu, toplumda karmaşanın sesi. Kendi çocuklarının sesini diğerlerininkinden ayırmak mümkün değil, oğlunun yirmi bir yaşında olmasından, kızının sonsuz öfkesinden dehşete düşüyor doktor, onları tanımıyor. Onlar da babalarını tanımıyor. "Bu kadar zamandır birlikte yaşıyor ve birbirimizi tanımıyoruz." (s. 37) Bu öyle büyük bir umutsuzluğa yol açar ki insan kaçmak ister, her şeyi düzeltmenin bir yolu varsa bile uzaklaşmak, kendiyle kalmak ister, başkasıyla kalmak ister, daha az bilinmeyene sahip biriyle. Birini asla tamamıyla tanıyamayacak olmanın bilinciyle kurarız, birlikte yaşadıklarımızı kurarız ve sonra parçaları birer birer değiştirmeye başlarlar, sonra her şey yerle bir olur. İnsan olmanın acısı bu noktada yükselir, insan olmanın acısı ne olursa olsun devam etmektir. Geçmişe takılı kalmak değil, geleceğin gelmesini beklemek değil, şimdide süren yenilgiyi peşte sürüklemektir, diğer acılar bunun türevleridir. Bu türevlerden insanlık doğar, Bernhard'ın anlatısı bu türevlerin dile getirilişinden başka bir şey değildir. Diğer metinlerine kapılar açar Bernhard, doktor hastalarını gezdikçe metinlerini yazıp yazıp yok eden bir adamı tanırız, adamı önceden de tanırdık, bir anlatıda odaktı. Ressam bir hasta, onu da bildik. Ölümünden sonra pek kimse tarafından hatırlanmayacak ama çizimleri akıldan çıkacak gibi değil, tamamen gerçek. Gerçekliğin ötesine geçen bir gerçekçiliğe sahip. Gerçeküstü. Bernhard bir röportajında diyordu, gerçeküstü gerçekten daha gerçektir. Kurmaca, gerçekten gerçektir. Gerçeklik algımı yitirdiğim noktada bu sözü sürekli hatırlıyorum, yaşadıklarımı öykülere dönüştürüyorum ve onlardan kurtuluyorum, öyküye dönüşen insanlara yazdıklarımı okutuyorum ve kızıyorlar, çok gerçekmiş her şey, bu kadar gerçek kılmamalıymışım bazı şeyleri, hatta silmeliymişim. Diyorum ki, "Bakın, ben kendi ailemi de yazdım ve ne tepki vereceklerini bilmiyorum, ailenin yıllardır konuşulmayan sırlarını ortaya döktüm, birileri mutlaka bana çok kızacak, abim kızacak, annem kızacak. Knausgaard'ın ailesiyle davalık olması gibi bir durumun yaşanacağını sanmam ama neden olmasın, babamı yerin dibine soktuğum öyküyü okursa babam, zaten evlatlıktan da reddetti, dava açabilir çünkü beş parasız. Parçalara ayırmışım kendimi, neyim varsa ortalığa dökmüşüm, sizi neden dinleyeceğim? Sizi dinledim de ne oldu? Bundan böyle istemediğim bir şeyi yapmayacağım ve istediğim her şeyi yapacağım. Belki de böyle bir şeydir erdemli olmak, en başta insanın kendine yalan söylememesidir." Kaç insanı parçalıyor doktor, Prens'e bir türlü gelemiyorum, erişemiyorum, Prens kalıyor ki asıl yıkım Prens ortaya çıkınca başlar ama o da okura kalsın, gücüm yine tükendi, Bernhard'ın metinlerine şöyle bir göz atmak, altını çizdiğim, çizgiler arasına aldığım, yıldızla işaretlediğim, ünlemlerle ünlettiğim, çemberlerle kapattığım, çarpılarla değillediğim, artılarla olumladığım, eksilerle eksilttiğim, sayılarla saydığım bölümlere şöyle bir bakmak bile dizlerimi yere değdiriyor, tükeniyorum, daha fazla bakmayacağım.
AYŞİN AĞRITMIŞ
Hezarfen
12.02.2024
Thomas Bernhard'ın okuduğum beşlemesi (Neden,Nefes,Kiler, Soğuk ve Çocuk) dışında bu üçüncü kitabı ,oldukça uzun cümleler bazen sizi ters köşeye yatırıyor ,sakin ve anlayarak okunacak bir yazar , ilk defa okuyacaklara tavsiyem otobiyografisi olan beşleme ile başlamaları
Sezai Aclan Ulusçu
Hezarfen
12.08.2023
Okuduğum diğer Bernhard kitapları gibi bunun da çevirisi çok başarılı... Bernhard'ın kendi sarsıntılarını kahramanları vasıtasıyla bize aktardığı güzel bir anlatı...
feal124
Kitapkurdu
06.01.2023
Harika bir roman. Bu tarzı sevenlerin kaçırmaması gerekir.
okugeç
Kitapkurdu
28.12.2022
Çok etkilemedi kitap sürükleyici değildi.
İzel
23.12.2022
Yazarın en beğenilen eserlerinden. Okuru yormayan bir anlatımı var.
nuh222
Kitapkurdu
06.11.2022
Kitap boyunca uzun tasvirlere, tahlillere bulanmış dedikodulara kulak misafiri olmuşum, izlenimine kapıldım. Fikrî yönü ağır basan, yer yer toplumsal eleştiriye yaslanan, nitelikli dedikodular...
kitap gurusu
Kitapkurdu
21.10.2022
Bernhard bir kitabını beğendikten sonra tüm kitaplarını okumak isteyeceğiniz bir yazar.Bu kitabı da çok iyi.
Münferit Sahaf
Kitapkurdu
21.10.2022
“Bu sarsıntılardan sadece ben etkilenmiyorum,” dedi, “herkes bu sarsıntılardan etkileniyor. Biz aslında, büyük olduğunu sanmayın, dar bir binada hep beraber yaşıyoruz ve birbirimizden yüzbinlerce kilometre uzağız...” Bu cümle bu kitabı okumak için yeterli sanıyorum.
okurrca
26.02.2022
Bernhard, büyük ve farklı bir yazar. Ben yazarın kitaplarını keyifle okuyorum. Çok yoğun , akıcı bir kitap.
dream
Kitapkurdu
14.12.2021
Beklentimi karşılamadı ama bernard sevelinlere tavsiye ederim
karaademmm
Bilge
28.10.2021
Noktayı bırakın virgüle bile zor rastlanılan metinler yazıyor Bernhard. Bitip tükenmeyen cümleler. Paragrafların unutulduğu kitaplar. O yüzden onun eserlerini okuyup yazmaya çalıştığım her incelemede ‘çetin ceviz’ olduğundan bahsediyorum. • Onun metinlerinde ‘huzursuz eden’, ‘yıkım getiren’ bir yan var. İnsanları her ne kadar dış dünyaya kapalı gibi dursa da bir o kadar açık aslında iletişime. Ama ‘tükenmek’ üzere kurulu bir yapısı da var: “… bu insanların düşünceleri sürekli boğulmak, yaşama sevinçleri ölmek üzeredir, sırayla her şey donar ve donarak ölür.”(s.84) • İki anlatı okuyacaksınız. İlkinde bir doktor ve oğlu. Anlatacaklar uzun uzun. Anlayacaklar mı bilemiyorum. Zira zor olandır bu. Kurgu mu? Hayır. Bernhard ‘kurgu’ yazmaktan hiç hoşlanmıyor. • İkincisinde de ‘prens’ konuk olacak. Genel anlamda monolog olarak ilerleyecek satırlar. Zorlayacak; ama tat verecek. • Mutlu bir okur olarak ayrılacaksınız; ama nasıl bir ‘insan’ olarak kalırsınız, bilmiyorum. Buyurun.
Emre Kurt
Kitapkurdu
06.08.2021
mükemmel bir kitap, hemen yazarın diğer kitaplarını okumak istiyorum. harika.
xarezmi
Kitapkurdu
17.07.2021
Okuduğum ilk Bernhard kitabı. Çok etkileyici idi. Bernhard okuyunca dehşetli bir edebî atmosfere giriyor insan.
KY-213131
24.06.2021
Biz Allah’ın kulları hayata başka türlü bakıyoruz.
özlem çetin
Kitapkurdu
15.06.2021
ismine yakışır bir kitap. bol bol düşünüyor,sorguluyorsunuz
Black509
Kitapkurdu
30.03.2021
Bernhard'ın Sarsıntı kitabı, insanın sınırlarda gezdiği, yine bir varlık oluşumu karşıtı bir eseri.
Mersaultt
Kitapkurdu
25.01.2021
Bernhard'dan bir "sarsıntı" daha. Sıkı bir insansevmezin notları.
Merve Kl
17.12.2020
Yazarla tanışma kitabımdı. Gerçekten çok sarsıcı bir kitap, okurken dikkat ve emek istiyor.
Erhan Günay
16.11.2020
Bitik Adam kitabıyla tutup duvara vurmuştu beni. bu kitapla da sarsıcağını düşünüyorum
1 2