Kitapta sekiz adet öykü ve bir adet çevirmenin önsözü mevcut. Dost Körpe, Lovecraft'i ve mitosunu gayet güzel anlatıyor. Öğreniyoruz ki Herbert West'in maceralarını okumamızı Giovanni Scognamillo sağlamış, ellerinden öperim.
Randolph Carter'ın Hikâyesi: Randolph Carter, bir antikacı ve Miskatonic Üniversitesi öğrencisi olarak Lovecraft'ın birkaç öyküsünde karşımıza çıkıyor. Adlandırılamayan, Bilinmeyen Kadath'a Düş Yolculuğu gibi öykülerde bu adamın maceraları akıl alır, hele Kadath'a çıkılan yolculuk bence Lovecraft'in zirve noktalarından biridir. Şahsen Celephais'e yapılan yolculuğun kahramanı da Carter'mış gibi düşünürüm, öyle olmasa bile.
Burada Carter ve arkadaşı Warren, Warren'ın okült çalışmalarının etkisiyle unutulmuş bir mezarlığa giderler. Warren muhtemelen Necronomicon'la haşır neşirdir ve arkadaşını da bu işlere teşne edip kafayı kırayazmasına yol açar. Neyse, mezarlıkta çok eski bir kapak bulurlar, bu kapağı açtıklarında cehennemin yedi kat dibinden gelen kokulara maruz kaldıkları gibi Warren adlı cesur arkadaşımız, bir tür telli telsiz aparatıyla birlikte derinlere iner. Konuşurlar, Warren gördüklerini tarif edemez, gerilim adım adım artar. En sonunda Warren kurtuluşun olmadığını haykırır ve Carter'a kaçmasını söyler. Carter feryat figan eder, telin öbür ucundan şöyle bir ses gelir: "Seni aptal, Warren öldü!" On dört yaşımın haliyle nasıl korktuğumu anlatamam, şimdi bile tüylerim ürperiyor.
Erich Zann'ın Müziği: Auseil Sokağı ortada yok, hiçbir haritada yok, sanki hiç var olmamış gibi. Peki neler oldu da sokak ortadan kalktı?
Anlatıcı, üst katında oturan Erich Zann adlı yaşlı kemancıyla arkadaş olana kadar akla karayı seçer. Üst kattan acayip sesler gelir, bizimki mevzuyu iyice merak edip adama musallat olur ve bir gün kendini adamın evinde bulur. Adamın kemanından çıkan notalar bir süre sonra deliliğe ve hiçliğe dönüşür, anlatıcı pencereden dışarı baktığı zaman kapkara bir boşluktan başka bir şey görmez. Dehşet içinde oradan kaçar, sokağı da bir daha bulamaz. Yine bir gerim gerim geren öykü.
Herbert West - Diriltici: Filmleri çok başarılı değil, B movie diyebileceğimiz tarzda. Tekrar çekileceğine dair bir şeyler okumuştum ama kesin bir bilgim yok.
Öykü olarak yine Lovecraft'in mitos dışındaki muazzam işlerinden. Birden çok parçadan oluşuyor, her birinde farklı canlandırma denemeleri var. Bazıları savaş ortamında, bazıları West ve yardımcısının kendi kurduğu laboratuvarda. Mevzu şu ki bu Herbert West, insan yaşamının bir dizi kimyasal tepkimeden ibaret olduğunu düşünür ve hazırladığı karışımlarla beyin hasarının ortaya çıkmadığı ölçüdeki taze ölüleri diriltmeye çalışır. Olayları yardımcısı anlatır, onun ağzından dinleriz. Deneyler yıllar boyunca sürer, West'in geçirdiği dönüşümü adım adım takip ederiz. Nihayetinde kaçmaz West, sonuyla yüzleşir. Yaptığı deneyler onu parça parça çürütmüştür, devam etmek istemez ve kendini bırakır.
Pickman'in Modeli: Ressam Pickman'e Cthulhu Mitosu Öyküleri'nde de rastlayabilirsiniz.
Bu adamın çizdiği resimler grotesk manzaralardan, acayip mahluklardan ibarettir ama bu mahluklardan biri son derece gerçekçidir, sanki gerçekten varmış gibi. Dehşet manzaraları da aslından kopya edilmiş gibidir ki gerçekten de öyle olduğu öykünün sonunda ortaya çıkar.
Duvarlardaki Fareler: Anaerkil dönem tanrıçasının intikamı. Dost Körpe'nin söylediğine göre Lovecraft annesinden ötürü kadın düşmanıymış ama bu öyküde Kibele'nin zaferini görebilirsiniz, tabii nasıl bir zaferse bu. Pagan inançların dehşetine çıkılan bir yolculuk bu da.
De La Poer -son kelime hariç tersten okuyun, bir şey çağrışacak- ailesinin son üyelerinden biri, atalarına ait bir evi restore eder ve buraya taşınır. Evin tarihçesini öğrendikçe, bir de duvarlarda koşuşturan fareler ortaya çıkınca mahzenden aşağılara doğru bir keşif gezisine çıkar, bir dostuyla birlikte. Aşağıda uçsuz bucaksız bir şehir bulurlar. Roma, Kelt ve daha öncesinde hüküm süren uygarlıkların izlerinin yanında kemiklerle dolu birçok çukur vardır. Tam bir ölüm şehri. Adamımız ailesinin lanetine uğrar ve en iyi dostunu yerken bulur kendini.
Adamın kedisinin adının Nigger-Man olması da Lovecraft'in ırkçılığına bir örnek.
Cthulhu'nun Çağrısı ve Innsmouth Üzerindeki Gölge'ye girmiyorum, Cthulhu Mitosu'nun temel öyküleridir. İlkinde dünyanın farklı uçlarında Cthulhu'nun etkisindeki insanların yaptıkları var, bir de tabii keşif gezisinde R'lyeh'ın yükselişi, Cthulhu'nun ortaya çıkışı, öklid dışı geometrilerin insanları yutması, neler neler. Doğa gerçekten kendine yabancı olan unsurları bir şekilde yeniyor, belki de Dünya'nın bağışıklık sistemi budur.
İkinci öyküde Marshlar, yaptıkları şeytani anlaşma ve ailesinin köklerini araştıran bir adamın dehşet dolu kaçış hikâyesi var, bu kaçış gerçekten gerilim açısından takdire şayan, unutulmayacak bir kaçıştır, efsanedir. Gerçi adam ne kadar kaçarsa kaçsın, aile mirasını üstleniyor, yapacak pek de bir şey yok. Mitos öykülerinin bulunduğu kitapta Lovecraft'in Long Island'ta yaptığı gezilerde bu şehri ziyaret ettiği, hatta yaşlı bir Marsh'la gerçekten konuştuğu ve öyküyü bu araştırmalar sonucu yazdığı söylenir.
Yabancı: Bombayı sona bıraktım. Mitosu, diğer öyküleri geçtim, benim için Lovecraft'in en muazzam öyküsü budur. 8-10 sayfacık. Nerede doğduğunu, kim olduğunu bilmeyen bir çocuk, yalnız yaşadığı şatoyla sınırlı dünyasını korku ve acı dışında bir duyguyla anlamlandıramaz. Şatodan uzaklaşmaya çalıştığında karanlık ormanların bilinmeyen dünyasıyla karşılaşır, öteye gidemez. Okuduğu kitaplardan başka bir avuntusu yokken bir gün her şeye rağmen bu dünyadan kurtulmaya karar verir ve şatonun çatısındaki kapakları kaldırmaya çalışır, başarılı olur ve bildiği küçük dünyaya şatonun tepesinden bakmak için döndüğünde toprak zeminden başka bir şey göremez. Yeryüzüne çıkar, yürür, penceresinden sarı sıcak ışıkların yayıldığı bir hana girer, handaki herkesi korkudan altına işetir ne olduğunu anlamaya çalışırken odanın öbür ucunda korkunç bir yaratık görür. İnceler, yaklaşır ve yaratığın aynadan yansıyan kendi olduğunu anlar. En sonunda şatoya geri döner.
Lovecraft'in çocukluğu, evet. Bariz bir şekilde ortada.
Beni etkileyen kısmı, belki de ilk kez kim olduğumu düşünmeye başlamamı sağlamış olmasıdır. Topluma göre ben kimim, kendime göre kimim, nerelerden kurtulamıyorum, nerede saklanıyorum. Kimim ulan ben? Evet.
Ne desem, ne anlatsam yetmez. Başucu kitabım; başka hiçbir kitabı ikinci kez okumamışken bunu belki yirmi defa okumuşumdur. 28 yaşındayım, ömrümün yarısında hep yanımdaydı. Alın arkadaşım.
Lovecraft kozmik korku denilince akla gelen ve bu türe ismini veren (lovecraftvari korku da denilir) yazardır. Cthulhu evreni de kozmik korkunun öncülerindendir. Kozmik korku, klasik korku türlerinden oldukça farklıdır. Yazarın ifadesiyle en kadim ve güçlü korkudur bilinmeyenin korkusu.
Kozmik korku insanın evrendeki hiçliği ve önemsizliği, bilinmezlik, devasa kozmik varlıklar, delilik gibi temaları barındıran bir korku türü. Bir gece vakti küçük bir sandalda devasa dalgaların olduğu okyanusun ortasında olduğunuzu hayal edin.
Lovecraft kitap içindeki diğer hikayelerinde de kozmik korkunun çeşitli görünümlerini bize hissettirir. Karanlık, bilinmezlik, derin kuyular ve dehlizler, kadim yaratıklar, nereden geldiği belli olmayan sesler gibi unsurlarla korkuyu anlatır.
Görme, duyma veya hissetme gibi duyular olmadan korkunun hissedilmesi mümkün müdür? Elbette somut duyuların sebep olduğu kadar olmasa da ürperme ve tedirginliği hissediyorsunuz. Lovecraft bunu yalnızca yazarak başarıyor.
Lovecraftın evrenine, hikayelerine bu kitapla başladım. Korku filmlerini sevmem, izlemem. Kitaplar da farklı hikayeleri okumaktan keyif alıyorum. Kitap bana korkudan ziyade bir gizem bir merak uyandırdı. Hikayelerin nereye bağlanacağını merak ettim ve okurken çok keyif aldım. Tavsiye ederim.
Lovecraftın hikayeleri farklı yayınevlerinde farklı kitaplar da yarısı okuduğum yarısı yeni hikayelerle karşılaşabiliyorum. Tüm hikayelerini okumak istediğim için tüm hikayelerinin olduğu bir kitabı aldım. Bitirdiğim de şimdiye kadar okuduğum en kalın kitap olacak :)
Daha önce benim gibi korku kitabı okumadıysanız başlangıç olarak Lovecraftın kitaplarının ideal olduğunu düşünüyorum. Lovecraftın kitapları içinde de başlangıç olarak Chultu'nun Çağrısı kitabı ideal olacaktır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tavsiye üzerine aldım, hiç beğenmedim. İlk iki hikayede abartılı gizem vardı. İnandırıcılık çok düşük. İki hikayede de kahramanımız yaratığı görüyor ama ne hikmetse anlatamıyor. Şiirsel bir dille abartabildiği kadar abartıyor. Bunu geçtim diyalog yok desek yeridir. Sürekli karamsar ve ürpertici betimlemeler ama tabii ürperirsen!
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Cthulhu'nun Çağrısı” Lovecraft’ın en ünlü hikayelerinden biri ve kesinlikle ürpertici. Cthulhu’nun korkutucu dünyasına adım atmak, bir yandan tedirgin ederken bir yandan da merak uyandırıyor. Lovecraft, bilinmeyeni o kadar ustalıkla betimliyor ki, kendinizi bu karanlık evrenin bir parçası gibi hissetmeniz kaçınılmaz. Korku edebiyatına ilgi duyanlar için, bu hikaye kesinlikle kaçırılmamalı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Korku ve gerilim edebiyatını çok seven biri olarak birkaç hikaye dışında ben çok -öhöm- beğenmedim. Amacım neredeyse yüzyıl önce yazılmış bir kitabı eleştirmek değil. Doğrusu, o kadar da etkilenilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ama Lovecraft'ın hikaye yazmakta ne kadar usta olduğunu da gösteren bir kitap. Uzun ve ağır bir dil kullanmıyor, basit ama etkili bir yazım tarzı var. Deliliğin Dağlarında ki gibi bizi tasvire boğmamış. Sadece yazarın kendine has "o kadar korkunçtu ki anlatamıyorum bile" tanımlamalarından sıyrılmanız gerekiyor. Böylece geriye sadece Lovecraft'ın hayal gücünün tadına bakmak kalıyor.Korku ve gotik edebiyatını seven herkese öneririm.