Valla daha çok okudukça daha az seviyorum Fournier’yi maalesef. Halbuki Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam ve Kuzeyli Annem’le başlayan yolculuğumuz ne kadar umut vaat ediyordu, yaklaşacağımıza uzaklaşır olduk. Kendisinden okuduğum altıncı kitap olan Otopsim; Dul ve Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık kadar sinirimi bozmadı ama sevdiğimi de söyleyemeyeceğim.
Kendi ölümünü hayal ediyor bu kitapta yazar ve otopsi masasında yatan cesedine ses veriyor. Bu nedenle kurmacası en baskın eserlerinden biri diyebiliriz aslında, kendisine otopsi yapan genç bir tıp öğrencisi kadın hayal ediyor ve onu da hikâyeye katıyor, kadın cesedini kurcalıyor, o da hem kadının kendisine yaptıklarını anlatıyor, hem de geçmişe gidip aklına gelenleri sıralıyor.
Sanırım Fournier’de sevmediğim şey durmadan ama durmadan kendinden bahsetmesi. İnsan bir yaşa gelince artık kendinden sıkılmaz mı ya? Sürekli bir ben, ben, ben. Açıkçası düpedüz narsist olduğunu düşünmeye başladım kendisinin (ki zaten “Sessizliğe Mahkûm” bölümünün girişi de bu açıdan bir itiraf gibi), başkalarını anlatıyor gibi yaparken bile sadece kendisini anlatıyor aslında ve mesela çok aşık olduğu Sylvie’yi ve ona ettiği kötülükleri anlatırken aktardığı üzüntüsüne de bir türlü ikna olamıyorum. Mesele mevzuya alaycı bir yerden yaklaşması değil, kara mizahla da şükür hiçbir derdim yok ama bana ziyadesiyle empati yoksunu geliyor Fournier, mizahla da bunu örtmeye çalışıyor gibi hissediyorum ve hoşlanmıyorum bu duygudan.
“Mizah benim için, kontrollü bir kaçış yolu, bir ağrı kesici, dayanılmaz olana meydan okuma, sol gösterip sağ vurma, iki tarafı keskin bir bıçak, bir deterjandı. Tıpkı termoliz gibi temizliyor, pislikleri yakıyor, lekeleri, önyargıları, kinleri ve buruklukları siliyor” diye yazıyor kendisi bu kitapta, bu söylediğini gayet iyi anlıyorum ama o “her şeyle alay eden edebiyatın cesur adamı” imajından da olması gerekenden daha fazla haz aldığını seziyorum ve bu da bana sorunlu geliyor.
Buna takılmayayım dersem de, kitapta bunun ötesinde bir şey yok maalesef. Birkaç küçük tatlı anekdot dışında ilginç bir tarafı da, derinliği de olmayan bir metin bence. Yine olmadı valla, üzgünüm.
Editorün SeçimiBu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.Bilgi İçin
Jean - Louis Fournier ile tanıştığım ilk kitap oldu. Yazarın yarı kurgu yarı gerçek kısa hikayelerle oluşturduğu otobiyografik mizahi bir roman. Ölüm temasına mizahi bir yaklaşım olan bu kitapta bir kadavra olarak halinde kendi otopsisinden bahsediyor. Normalden daha fazla ben merkezli, kendini övdüğü kadar kendini eleştirebilen bir yazıydı. ( Yazar kitapta Francis Facabia'nın bir alıntısıyla şöyle diyor: ''Başkalarında beni en fazla ilgilendiren şey, benim.'' -Bu cümle bana cuk oturuyor.) Okuması keyifli, eğlenceliydi. Yazarın diğer kitaplarını da fragmanlar halinde tadımlık reklamlarla öğreniyorsunuz. Özellikle Son Siyah Saçım ve Nereye Gidiyoruz Baba kitaplarını da okuma listeme ekleyeceğim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
En sevdiğim kitabı olabilir çok farklı bi hissi var mutlaka okumalısınız bir kadavranın bakış açısından anlatılıyor ölüm ve hayat bağını okurken hissettiriyor kitap. Okurken arada durup duvarı seyrettim etkileyiciydi ve çok düşündürdü.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fournier'in bu okuduğum ilk kitabı. Roman olup olmadığından emin değilim, küçürek öyküler gibi birbiriyle bağlı parçalar diyebiliriz, bu sebeple kolaycacık biten bir kitap. Eğlenceli vakit geçirmek isteyen için tavsiye edebilirim ancak aynı absürdlükte daha güzel bir metin okumak istiyorsanız Ionesco'yu tavsiye ederim -ki kitapta Ionesco'ya da göndermede bulunuyor-.