Platonov'un Can'ında engin steplerde yürüyen insanlar vardır, o kadar uzun süredir aç geziyorlardır ki açlığı unuturlar, aynı şekilde soğuğu da unutmuşlardır, pespaye kılıklarla yürüyüp dururlar. Canlarından geçmişlerdir, hiçtirler artık, kimliklerini dahi unutup sonsuzun içinde yiterler. Lianke'nin bahsettiği kuraklık yüzünden aç kalmaktan korkan köylülerin yürüyüşü bu hiç alayınınkine benziyor başta, anlatının sonunda köylerine dönmeseler kuzeydeki aç kardeşlerine katıldıklarını düşünebilirdik. Köy ahalisinin yürüyüşüne katılmayan İhtiyar'ın ve kör köpeği Kör'ün hikâyesini okuyacağız biz, tepede alev gibi yakan güneşten kaçanlara katılmayacaklar, her sabah yaptıkları gibi Baliban Tepesi'ne çıkıp tohumunu İhtiyar'ın diktiği mısır fidesinin serpilmesi için uğraşacaklar. İhtiyar köpeğin ve kendisinin idrarını gübre olarak kullanacak. Gitmeye mecalleri yok, olsa da bilinmeyen yolculuk çekmiyor onları. Köylülerinse başka bir şansları yok. "Köylüler uzun süredir kaçmayı planlıyorlardı; tarlalardaki buğdaylar kuraklıktan ölmüş, dağlardaki toprak kıraçlaşmış, dünyanın rengi solmuş, bununla birlikte köylülerin umudu da kurumuştu." (s. 9) Üç günlük yağmur köylüleri histerik bir hale sokup mısır tohumlarını bahçelerine ekmelerini sağladıktan sonra bulutlar dağılıyor ve çaresi olmayan bir kuraklığa bırakıyor yerini, yetmiş iki yaşındaki İhtiyar önce son kafileyle birlikte yola çıkıyor ama fidesinin yanına geldiği zaman yolculuğu tamamlayamayacağını düşünüyor, ölecekse kendi köyünde ölmek istediğini söylüyor. Sonrası bir ölüm kalım savaşı, müthiş bir hikâye, doğayla insanın çatışması da diyemeyeceğim, birbirini tartması belki.
İhtiyar'ın su bulmak için yürüyüşe çıkmasıyla mücadelenin ikinci bölümü başlıyor, bu kez kurtlarla uğraşmak zorunda. Neredeyse bir günlük yolculuktan sonra sakin bir kaynağa varıyor İhtiyar, içebildiği kadar su içiyor ve fidesiyle Kör için su depoluyor. O yoklukta karşılaştığı bu mucize manzarasının doğurduğu duyguyla okuyabiliriz şöyle şeyleri: "Damlayan suyun sesi kulakları sağır eden bir mavilikteydi." (s. 55) Köylüler gideli dört ayı geçmiş, bizimkiler iyi dayanıyor kısaca.
Köylüler dönüyorlar, aralarından biri İhtiyar'ı hatırlıyor. Bakınıyorlar, iyice serpilmiş, büyümüş mısırı görüyorlar, dibindeki tümseği de görüyorlar. Köpekten geriye pek bir şey kalmamış, mezarı kazdıklarında İhtiyar'dan da pek bir şey kalmadığını görüyorlar. Bitkinin kökleri yaşlı bedeni sarıp sarmalamış, ihtiyaç duyduğu özü adamın özünden sağlamış. Tam bir bütünleşme bu, onca mücadeleden sonra İhtiyar sonsuz döngüye dahil oluyor.
Günlerin, ayların, yılların böylesi bir uzamda ayrımı kalmıyor, çok iyi bir isim. Çok iyi de bir metin, Jaguar güzelliği. Tavsiye ediyorum, okuyunuz.
Nefis bir kitap, nefis. Bayılıyorum böyle minicik ama yoğun kitaplara. Yazar çok acayip bir iş yapıyor, metnin temposunu öyle azaltıp artırıyor ki, ihtiyarın gergin olduğu, zaman geçmiyor gibi hissettiği anlarda metin de ağırlaşıyor. Bir de sesleri renklerle, zamanı hareketlerle, görüntüleri melodilerle betimlemek gibi sıradışı bir işe girişmiş ki bayıldım. Bu arada ihtiyarın kör köpekle ilişkisi bana Saramago’nun Mağara’sındaki yaşlı Cipriano Algor’un köpeği “Buldum”la ilişkisini anımsattı. Bunu seven onu da sever bence. “Ağlama, dedi ihtiyar, öldükten sonra eğer bir sonraki hayatımda bir hayvan olarak yeniden doğarsam, sen olarak doğmak isterim, eğer sen de bir insan olarak yeniden doğacak olursan, benim oğlum olarak doğabilirsin, böylece birlikte yaşamaya devam edebiliriz.”
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Oldukça karamsar ilerleyen hikayede her şey bitti dediğim anda kahramanın yegane amacına sıkı sıkıya sarılarak yaşamaya devam etmenin bir yolunu bulmasına tanık olduğum sarsıcı bir hikayeydi. İnsanoğlunun sahip olduğu kaynakları hiç tükenmeyecekmiş gibi hor kullanmasının ne kadar büyük hata olduğunu yeri geldiğinde bir damla su, tek bir tohumun ne kadar kıymetli olduğunu, bu nedenle dikkatli ve israf etmeden kullanmanın önemini de en acı haliyle hatırlattığını düşündüğüm bir eser oldu.
Doğaya karşı verilen çetin bir mücadelede yeşeren umutların hikayesi..
Kitap sadece 100 sayfa. Fakat okumak hiç de kolay değil. Boğazınıza oturan yumruyu ve istemsizce başvurduğunuz gözyaşlarını da hesaba katarsak hacimce çok daha büyük kitaplardan daha etkili olduğunu da söyleyebiliriz.
Kitabı bitirdikten sonra bir süre ağladım. Yediğimiz yemeklerden sonra tabaklarımızda kalan her pirinç/nohut/fasülye/mısır tanesi için daha fazla dikkatli olmak gerektiğini düşündüm. Bir işi yapamayıp da pes ettiğimde 'gerçekten her yolu denemiş miydim' diye kendimi sorgulamaya karar verdim. İnsanın sadece kendi için değil, hiç görmese bile, hiç bilmeseler bile kendilerinden sonra gelenler için de fedakarane birşeyler yapması gerekliliğini bir kez daha idrak ettim.
Ne duru bir anlatımdı...
Ne keskin bir felsefeydi...
Ne garip bir hikayeydi...
Ne nefis bir kitaptı...
Okumaya başlayınca merakla sayfalarını çevireceğiniz, kısa ama insanı derinden etkileyen bir eser. Umudumuzu hiçbir zaman kaybetmememiz gerektiğine, küresel ısınmanın ne kadar büyük etkileri olduğuna, bir damla suyun bile önemine dikkat çeken yazar , oldukça başarılı betimlemeleriyle kuraklık ve açlık duygusunu iliklerimize kadar hissettiriyor. İhtiyarın artık öleceğini bilmesine rağmen gelecek nesiller için faydalı bir şeyler bırakmak isteyişi, ihtiyar ve kör köpeğin dostluğu takdire değer. İyi okumalar...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok sevdiğim bir kitap oldu. Bu kadar ince bu kadar sıradan görünen bir kitap nasıl olur da bu kadar dolu dolu olur. İçerisinde çok derin bir felsefe ve çok büyük bir fedakarlık barındırıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kuraklık ve açıkla mücadele eden bir ihtiyarın yaşadıklarını okuyoruz. Hayatta kalmak , çetin bir sınav oluyor. Güneş ve dolasıyla sıcaklık hayatı zorlaştırıyor. Daha doğrusu, zor olan hayatı daha da zorlaştırıyor. Bütün bunların yanında köpek ve ihtiyarın dostluğu imrendiriyor. Su bulmak, bir lokma yiyecek bulmak için canla başla mücadele ediyorlar. Günü kurtarıyorlar. Şanslı iseler birkaç günü kurtarıyorlar ama bu çok nadir oluyor. Aralarındaki iş bölümü de takdire şayan. Sımsıcak bir dostluk ve hayatta kalmak için verilen büyük mücadele içe içe geçmiş, okurlarını bekliyor. Umudun tükenmediğini de söyleyebiliriz. Arada umutsuzluk yaşıyorlar ama hayata tutunmak için küçük bir umut kırıntısı yetip artıyor. Umut bitmiyor çünkü ihtiyarın ektiği mısır, gelecek nesillere umut oluyor. Onları ayakta tutuyor. Belki de hayata tekrar getiriyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok akıcı, okuması kolay bir kitaptı. Kitabı sindire sindire okuduğunuzda aslında okadar çok anlatmak istediği şey olduğunu anlıyorsunuz ki...
hayallerimiz için asla mücadaleden vazgeçmememiz gerektiğini, yada vefayı, yada amaçlarımız doğrultusunda feda edebileceklerimizi....
okuyan herkesin hayatının bir köşesine dokunabileceğini düşündüğüm bir kitaptı. Tavsiye ederim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
etkilendiğim ve sorguladigim bir kitap oldu, yaşlı adamın umudu, mücadelesi o kadar güçlü metaforlar kullanılmış ki tekrar tekrar okunabilecek motivasyon kitabı gibi
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Herkesin terkettiği kurak bir köyde kalan ihtiyar adam ve kör köpeğinin hayatta kalma mücadelelerini anlatan bir kitap. İhtiyar oldukça inatçı ve azimli biri hiç pes etmiyor. Yeşeren bir fidana tutunup hayatta kalmaya çalışıyor. Kitap bitince bu kadar çabaya değer miydi demekten alamadım kendimi.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bu kitabı okumayan kişi çok şey kaybeder. mücadale nedir ve nasıl yapılır sorusunun cevabı bu kitapta. bir insanın hayatına doğrudan etki edebilecek nadir eserlerden. insan niçin yaşar sorusuna cevap olarak yazılmış bir eser , kesinlikle okunması gerekir
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Günler Aylar Yıllar, Yan Lianke’nin kuraklıkla sınanan bir köyde geçen, neredeyse arınmış bir hikâye kurar. Köyün tamamı umudu başka diyarlarda aramak üzere yola çıktığında, yaşlı bir adam geride kalmayı seçer; yanında yalnızca bir köpek ve kurumuş toprağa inat diktiği bir fidan vardır. Romanın gerilimi büyük olaylardan değil, gündelik ısrarlardan doğar: azalan suyu ölçmek, gölgenin yönüne bakarak zamanı anlamak, toprağın nefesini dinlemek. Adamın eylemleri, hayatta kalmanın tekniklerinden çok ahlâkına odaklanır; doğaya karşı değil, onunla aynı yazgıyı paylaşarak yaşar. Böylece kuraklık, sadece çevresel bir felaket değil, insanın sınırlarını belirleyen bir iç iklim hâline gelir.