Heyecanla okuduğum yegane kitaplradan biri.Hem bitsin,hem de bitmasin diye çırpınıp durdum.Bence Kürşat BAŞAR'ın en iyi romanı.Şiddetle tavsiye ediyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
SİYASETÇİLERDE İNSANMIŞ , YEMEK YER, UYUR AŞIK OLUR, KAVUŞAMAZ VE ACI ÇEKRMİŞ<br />HERGÜN TV DE İZLEDİĞİMİZ , AĞIZLARINDAN ÇIKAN HER LAFI TAKİP ETTİĞİMİZ BİR DURUŞU BİR SÖZÜ İLE ÜLKERİNDE OLAYLAR YARATAN SİYASETÇİLERİ BU KADAR YAKINDAN İZLERKEN BİR ÇOĞUMUZ ONLARIN DA İNSAN OLDUĞUNU UNUTUP İNSAN ÜSTÜ POTANSİYEL BEKLİYORUZ. <br />OYSA AONLARDA İNSANMIŞ VE KÜRŞAT BAŞAR BAŞ UCUMDA MÜZÜİK İLE BUNU ÇOK GÜZEL ANLATIYOR. <br />TEŞEKKÜRLER KÜRŞAT BAŞAR TARİHİN GİZLİ SAYFALARINDA GEZDİRDİNİZ BENİ . <br />
Kitabı okurken baştan sona başucunuzda hafif bir aşk şarkısı çalıyor gibi hissediyorsunuz.Bir erkek yazmış kitabı ama kitabın anlatımı bir kadının ağzından yapılmış.Üstelik kadın da aşkı anlatıyor;aşkı her haliyle anlatıyor.Bir erkek kadınları ancak bu kadar iyi tanıyabilir herhalde.Tebrikler Kürşat Başar..
Bu kitapla ilişkim ; ilk sayfadan aşk :) <br />Kitabın adı çok uygun. Okurken sanki bir müzik parçasının içindeymişim gibi geliyordu bana. <br /><br />Kürşat başar yazık ki okuduğum diğer ki<br />taplarında aynı etkiyi yaratamadı bende. Bu kitap çok ciddi bir beklenti oluşturdu üzerimde ve harika bir ilk izlenim. <br /><br />Guzel bir tat ve duygu kalır ya ustunuzde yazara al beni tekrar ucur tekrar anlat birşeyler daha anlat demek istersiniz Masal istiyen bir çocuk gibi. Öyle..
nasıl bir anlatım nasıl bir hikaye nasıl bir psikoloji...hikayenin kendiniz tarafından yaşandığını sanıyor ve koskoca kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. kürşat başarla ilk tanışma eğer bu kitapla boluyorsa-ki bende böyle oldu- hani ilk intiba çok önemlidir ya, ilk görüşteki düşünce....cok sevdiğiniz bir dostluğun adımları bu duygularla atılır işte. keşke kendisi de bu dostluğun farlında olup bize doğru adınlarını hızlandırsa buluşmalar sıklaşsa kitap sayfalarında....
Kitabı 3 gün önce bitirdim ve hala etkisindeyim. İnsanın içini tatlı- acı şekilinde yakan bir kitap. Sonu bende tokat etkisi yarattı. Sonra araştırmalar yaptım ve kitabın gerçek kahramanları ile ilgili yazıları, röportajları okudum. Kitapta anlatılanların bire bir olmasada yaşanmış olmasına çok ama çok sevindim ve kıskandım. Bu derece oluru olmayan bir aşk yine bu derece nasıl güzel olabilir ve insanlara aşk bu derdirtebilir...
Gerçekten yaşanmış bir olayın örgüsünde, Türkiye' de siyasi çalkantıların olduğu bir donemi hafif es geçerek, yasak bir aşkı anlatıyor yazar. Detaylar çok güzel işlenmiş, severek, heyecan duyarak, kahramanların yerine kendinizi koyarak okumaya çalışıyorsunuz. Aşk "yasak" olduğu için de tam olarak özdeşleşmek istemiyorsunuz, ama kitap sizi içine alıyor ve bir nefeste tüm hikayeyi anlamak, bilmek kitabı da bitirmek istiyorsunuz. <br />Kitabı okurken elimden bırakmak istemedim, uykusuz kaldım, hiç de pişman değilim, yine olsa yine yaparım ...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bence kitaplar çok yüksek beklentiyle okunmamalı. Çitayı yükselttiğimiz zaman, kitabınbize verdiği sırık bazen kısa kalabiliyor ve böylece başarısız bir atlayış yaparak, kitabın olumsuz yönlerinden dem vurarak beğenmediğimizi ifade ediyoruz. Çok aman aman bir kitap değil. Çok kötüde değil. Akıcı ve diri bir anlatımı var. Yeryer okuyucuyu heyecanlandırıyor. Başarılı bir kitap denilebilri. Olmasaydı 60. baskıyı geçmezdi sanırım.
Kitapta anlatılan aşk ya da bir erkeğin dilinden bir kanının duygularının anlatılması tartışılabilir elbette. Bu kitabı hayranlıkla okuduktan sonra daha önce hiç ilgi duymadıkları 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle ve dönemin koşullarıyla ilgilenenler oldu.Bir çok gence yakın tarihimize dönüp bakma sebebi oluşuyla bile güzel bir kitap.
<br />Kürşat Başar gürsel basından tanıdığım ve zevkle izlediğim bir isim olmasından dolayı aldığım Başucumda Müzik sıradan bir aşk romanı izlemini verdi zamanınız varsa okuyabilirsiniz aman aman değil<br />
Bence Kürşat Başar, başaramamış. Özür diliyorum ama bir kadın olarak ben bu kitabı beğenmedim. Keşke bu öyküyü Can Dündar yazsaydı... Kitabın bu kadar ilgi çekmesinin nedenini önce anlamamıştım. Kitabı bitirip, internette öykünün gerçeğini okuyunca anladım. Gerçek öyküyü okuyunca yüreğiniz burkuluyor. İşte o zaman diyorsunuz ki, öykü mahvolmuş.. Sonra, son yıllarda bir moda çıktı, bir kadını bir kadından daha iyi anlatmak.. Önce Ahmet Altan, sonra Kürşat Başar. Allah aşkına, kadınların hissettikleri sır mı ki bir erkeğin bunları yazması bu kadar abartılıyor. Kitaba başlamadan önce buradaki eleştirileri okuduysanız kitap sizi sarsacak sanıyorsunuz. Ama öyle birşey yok. Bence öyküye yazık olmuş. Kelimelerle oynamasını iyi bilen usta yazarlara yakışırdı bu öyküyü yazmak..
Bir erkeğin kaleminden, kahramanı bir kadın olan bir romanı ilk kez okuyorum.. Sadece kahramanı bir kadın olmakla kalmıyor, yazar o kadının iç dünyasını da çok güzel yansıtıyor . Kürşat Başar'ın "kadın" gibi anlaşılması güç bir kavramı, bu denli ustalıkla analiz edebilmiş olması gerçekten ilginç ve kayda değer..
Küçücük bir kızken, abisinin arkadaşı ve yaşça kendisinden oldukça büyük olan bir erkekle yıllar sonra yolları kesişen bir kadın..Hem de her ikisi de evliyken..Aşk olmadan yapılan bir evlilik ve sonrasında monoton ve sıkıcı bir yaşam süren genç kadın, yıllar sonra aynı adamla karşılaştıklarında , önce saatlerce sohbet edebilen arkadaş, sonra sevgili olurlar.. Kadını, Menderes hükümeti döneminde politikaya atılıp önemli bir bakan olan birinin metresi durumunda yaşamaya bile razı eden bir aşk.. Bana geçtiğimiz yıllarda sahneye konan , Tarık Günersel'in yazdığı ve başrollerde Can Gürzap ile Ayda Aksel'in oynadığı "Yarım Bardak Su" adlı oyunu anımsattı..
Ne olursa olsun aşkına doruklara kadar yaşayan bir kadın. Akıllı, cesur ve güzel bir kadın. Aşkın peşinden sürüklenişi , karşılığında birşey istemeyişi, sınırsız ve sonsuz aşka inanması. Herşey çok güzeldi. Hüzünlü bitmesi beni üzdü. Ama yaşanan onca güzellikten sonra bu aşkın ölümle sonsuzlaştırılması etkileyiciydi. Tebrikler Kürşat BAŞAR. Kitabı az önce bitirdim. tavsiye ederim.
Kitabı okuduğum uzun zaman oluyor fakat şu an anımsadığım, evleneceğim insana önce aşık olmam gerektiğine duyduğum inancı pekiştirdiği. İnsanın kendi içinde yaşadığı çarpıklıklardan bir kesit. Yaşanılan aşk güzel belki ama saygı duyulacak cinsten değil ortada aldatılan bir eş olmasından dolayı.
Türkiye’de yeni bir dönem açılıp Demokrat Parti iktidarı devir aldığında, Fuat, Menderes hükümetinin önemli bir bakanıdır. Kadınsa tekdüzeleşen evliliğinden bıkmıştır artık. Fuat’ın ısrarlı takibi sonunda beklenen olur; Fuat’tan hamile kaldığını anladığında, çocuğunu doğurmayı göze alamamakla birlikte kocasını terk eder. Bundan sonra hiçbir zaman bir çatı altında yaşamaksızın sürdürürler ilişkilerini; ta ki 27 Mayıs darbesine kadar. Fuat, Menderes ile birlikte idama mahkum edilen ve hayatı idam sehpasında noktalanan iki bakandan birisidir…
Anlaşılacağı gibi, Kürşat Başar, siyasal tarihin bu önemli vakasının aktörleri üzerine kurgulamış hikayesini. Böylelikle romanın kimi bölümlerinde 40’lı, 50’li yılların siyasi ve toplumsal gelişmelerine de yer vermiş. Ancak bütün bunlar -belki de kadın karakterin siyasete ilgisizliği nedeniyle- romana bir dekor olmanın ötesine geçmeyecek kadar yüzeysel. Hikaye dönüp dolaşıp kadına, kadının aşkına odaklanmış. Anlatının önemli bir diğer eksikliği ise bu büyük aşka mekan olan Londra, Venedik, Ankara, İstanbul gibi kentlerin o yıllara ait görüntülerle canlandırılmamasında. Başar, gerçekten yaşamış iki insanın ilişkisini yalnızca bir tarafın bakış açısından yorumlayıp sunarken zamandan, mekandan, çevrelerindeki diğer insanlardan neredeyse bütünüyle tecrit etmiş onları. Böylelikle hikayenin barındırdığı tarihsel toplumsal potansiyel kullanılmamış, yerini son yıllarda yazılan romanlara damgasını vuran klişeleşmiş bir temaya, kadınların duygu ve düşünceleri etrafında gelişen bir aşk hikayesine bırakmış. Anlatıcının ağzından aşka, sevgiye, hayata, kadın erkek ilişkilerine dair çok sayıda “altı çizilecek” ifadeye yer veren Başar da, bu akım içerisinde yer alan meslektaşları gibi kadınlara ilişkin “batıni” sırların ardına düşüyor.
Başar, roman kişilerinin gerçek isimlerini vermese bile, idam edilen bakanların kimlikleri ve üstlendikleri mevkiler herkesin malumu olduğuna göre, roman kahramanlarının kimlikleri çok net. Zaten yapılan röportajlarda da bizzat yazar tarafından açıklandı bu kimlikler. Bu durumda, her ne kadar Kürşad Başar roman kahramanlarına sevgi dolu bir dille yaklaşsa bile, Menderes’le birlikte idam edilen bakan(Fuat), karısı (Maide), Fuat’ın sevgilisi, sevgilisinin kocası(Turgut), birbirlerine yazdıkları mektuplarla, sarf ettikleri aşk sözcükleriyle, duygu ve düşünceleriyle, yani özel hayatlarının mahremiyetleri ihlal edilerek, hayatta kalan yakınlarının belki de duygularını incitebilecek bir biçimde yan yana getiriliyor.
Bir roman okumaya başladığımızda, onun bir kurmaca olduğunu biliriz. Yazılanlar bugünkü toplumla, veya geçmişte olup bitmiş ve tarihin maddesi olmuş olaylarla çok yakından ilgili olsa bile, roman apaçık bir gerçeklik değildir. Ancak içinde yaşadığımız dönemde yazılan romanlar, gerçekle kurmacayı birbirine karıştırıyorlar. Karışıklığı yaratan en önemli neden, metinlerin –yukarıda belirttiğim gibi- yaşamışlığı tarihçe doğrulanan insanlar üzerine kurulmasında. Böylelikle bu karakterleri kurmaca olarak kabullenmek ve önceki tarihi bilgilerimizi yardıma çağırmadan algılamak imkansızlaşırken, okuma anı bir “dejavu”ya dönüşüyor. Birçok romanın içinde, tanıdık, bildik, "önemli" şahsiyetin düşünce ve eylemlerine tanıklık ediyor; zaaflarını, yiyip-içmelerini, giyim-kuşamlarını, mimiklerini yakından izlemek fırsatını(!) buluyoruz. Ama romanlardaki bu insanlar ile gerçek yaşamdakiler aynı şahsiyetler midir? Burada bir ayrım yapma zorunluluğu var. Zira tarihe mal olmuş insanlardan söz ediyorsak, artık tarihin alanına geçmişiz demektir ve artık anlatılanları doğrulamak için kanılar değil kanıtlar gereklidir. Romancının, bu yaşanmışlıkları bilmeden, o kişiye ilişkin tasavvur ve tahayyüllerini "herhalde böyle olmuş, böyle düşünmüş, böyle hissetmiştir" gibi sınırsız bir özgürlükle, dilediği gibi yazıya dökmesinin, gerçek kişileri, romanda anlatılan kimlikleri ile gerçekmiş gibi sunmasının ya da okuyucunun her anlatılanı sorgulamaksızın kabullenmesinin etik sorunlar taşıdığını, ayrıca, yazarların, okuyuculardaki o kişilere ilişkin merak duygularını -en hafifinden- kullanmak eğiliminde olduklarını söylemek mümkün.