İnsan Irklarının Eşitsizliği
İnsan Irklarının Eşitsizliği

Kitapyurdu Fiyatı: 160,00TL

Ürüne Git
48Yorum
zafer saraç
Hezarfen
02.03.2022
İnsan Irklarının Eşitsizliği
Avrupa, aydınlanmayla birlikte birçok fikir akımının merkezi haline gelir. Özellikle hümanizma fikrinin hız kazanmasıyla birlikte insanı ön plana çıkaran, insanın sosyal sorunlarına derman olmak isteyen fikir adamları düşüncelerini serdederler. Hümanizmanın etkisiyle insanlar arasındaki eşitsizlikler de fikir adamlarının dikkatini çeker. Hatta J.J. Rousseau bu eşitsizliklerin kaynakları üzerine bir kitap yazar. Rousseau’ya göre bir insan kendini yeterince tanıyorsa eşitsizliğin kaynağını fark eder. Yani eşitsizliğin kaynağı Rousseau’ya göre insan ve insanın faaliyetleridir. İnsanlar tarafından yaratılmış maddi ve manevi eşitsizlikler sosyal sorunlara neden olur. Sonuç olarak eşitsizlik doğanın meydana getirdiği cinsiyet, yaş, zekâ, sağlık vb. değilse; sonradan ortaya çıkar. 19. yüzyılın ortalarında ise eşitsizliğin kazanılmış hali değil de doğal halinin altı irdelenmeye başlanır. Yani deyim yerindeyse bazılarının ırkî genleri sayesinde doğuştan eşit olmadığı fikri ortaya çıkar. Fikrin babası 1816 yılında dünyaya gelen Fransız düşünür Joseph Arthur de Gobineau’dur. Geliştirdiği ırkçı teoriyi tez şeklinde sunan Gobineau, “İnsan Irklarının Eşitsizliği” isimli bahsedilen kitap sayesinde Avrupa’da isminden söz ettirir. Hatta kendisiyle çağdaş ya da sonra yaşamış birçok fikir adamını etkileyen Gobineau bu da yetmezmiş gibi Nazilerin ırkçı fikirlerine kaynaklık eder. Tabiî Gobineau’nun fikirleri aniden ortaya çıkmaz. Öncelikle aristokrat bir aileye mensup olması, üst düzey bir diplomat olarak ülkesi namına uzun seyahatler yapması, onun fikirlerinin olgunlaşmasına neden olur. İlk aşamada kullandığı gözlemleri kaba tespitlerle şekillense de tezini bilimsel bir tabana oturtma gayreti yazdıklarından kolaylıkla anlaşılır. Öncelikle ırkların ve farklı milletlerin kültürel özellikleri Gobineau’nun dikkatini çeker. Zira Avrupalılar 19. yüzyılda Doğuya hiç olmadığı ölçüde ilgi gösterir ve Oryantalist akım bilim dünyasında kendisini gösterir. Gobineau da Oryantalizmin etkisiyle Doğuyu tanırken ırkî nazariyesini kültürel öğelerden yola çıkarak konumlandırır. Irkın ve kültürün farklı havzalardan beslendiği düşünülürse ırkın gözlem üstü bir tahlile muhtaç olduğu tahmin edilir. Fakat günümüzdeki genetik çalışmalarının ortaya çıkardığı güçlü teamüllerden kolayca anlaşılabileceği gibi ırk, sathi değerlendirmelerle tespiti yapılacak kadar basit bir mevzu değildir. Üstelik ırkın komplike ve kolay anlaşılmaz hali Gobineau’nun yaşadığı dönem için bile savunulabilir. Belki Gobineau da bunun farkındadır. Ama Beyaz ve Fransız olmanın ayrıcalığını keşfetme çabası içerisindedir. Gobineau’nun ırkî kimliği önceleyen fikirleri beyazların üstünlüğünü savunanların ve kölelik yanlılarının dikkatini çeker. Özellikle ırkî karışım sayesinde ortaya çıkan -genlerdeki bozulmaya bağlı olan- soysuzlaşmayı eserindeki tezlerinin merkezine yerleştirir. Yani üstün Batı ırkları Doğu ile karışan genleri sayesinde saflıklarını yitirir ve dejenere olurlar. Bunun aksine Doğu ırkları Batılı genlerin sayesinde medeniyette merhale kat ederler. Gobineau’nun bu fikirleri, kendisini ırkçılığın peygamberi olarak anılmasına neden olurken, medeniyet ve kültüre farklı bir kaynak arayışını da gösterir. Zaten Gobineau’nun, eserini, medeniyetin ve yüksek kültürün temelindeki ırkî faktörlerin etkisini göstermek kastıyla yazmış olduğu rahatlıkla savunulabilir. Gobineau, fikirlerini serdederken etimoloji, tarih, antropoloji, folklor vb. ilimlere sık sık başvurur. Tezini temellendireceği devrinin önemli kaynaklarına müracaat eder. Doğu kaynaklarına yabancı olmadığı yazdıklarından kolaylıkla anlaşılır. Ama Batılı bakış açısıyla yazmasından mütevellit olacak ki Batıya yani kendince güçlü olan ırklara dair bilgileri daha fazla detaylandırır. İlk aşamada beyaz ırkı analiz eder, elde ettiği bulgularla Batılıların Doğululara karşı üstünlüklerini karşılaştırmalı kanıtlamaya gayret gösterir. Tabiî bu noktada tarihi verilere fazlasıyla müracaat ettiği dikkatten kaçmaz. Kendi deyimiyle:” İnsanın genel özellikleri hakkında akıl ve mantık ilkelerine uygun biçimde karar verebilecek bir tek mahkeme vardır; o da amansız yargıç olan tarihtir (s.23).” Oysa ki tarihi bilgilerdeki zenginlik düşünüldüğünde en basit fikirlere bile dayanak olabilecek binlerce veri bulunması ihtimal dahilindedir. Yazar tarihi bilginin aktarımı yönünde sadece fikirlerine dayanak sağlayacağına inandığı bilgileri kullanmış; aksini anlatan tarihi olay ve olguları es geçmiştir. Bu nedenle fikirlerdeki gevşek zemin ilk bakışta göze çarpar. Fakat bununla beraber klasik Orta Çağ düşüncesini tanımlayan günümüz için çağ dışı denebilecek fikirleri de çürütmeye gayret gösteren Gobineau, bilimsel olmayan teziyle düşüncesindeki skolastik zihniyetin izlerini silmeye çalışır. Misal medeniyetlerin yok olmasını ırkî sebeplere bağlarken ulusların çöküşünü kadınsı davranışlara bağlayan Orta Çağ teorisini yıkmak ister. Döneminde devletlerin ve milletlerin yok olmasının sebeplerine ilgi gösteren Gobineau, ilk aşamada olası sebepleri tarihten örneklerle elemine eder. 16 bölüm halinde şekillenen eserin her bir bölümünde ortaya sürülen yeni bir fikre ve buna ilişkin teze rastlanırken bazen karşıt fikrin çözülmesi için çaba sarf edildiği dikkatten kaçmaz. Bu aşamada uzun bölüm başlıkları her biri ayrı bir kitabın konusu olacak derecede fikri münakaşalara sebebiyet verecek kadar derindir. Tabiî ırkçılık söz konusu olunca “kafatasçılık” teriminin de anıldığı bilinen bir gerçektir. Gobineau, eserine bilimsel bir hava katmak için kafatası ölçümlerini ve bununla ilgili antropolojik verileri satırlarına taşır. 19. yüzyıl düşünüldüğünde fazlasıyla ehemmiyet verilmiş bu çalışmaları görmek okur için fazlasıyla şaşırtıcıdır. Misal kendisiyle çağdaş olan bilim adamları tarafından yapılan kafatası deneylerine eserde yer verilir. Günümüz için çağdışı denilebilecek bu deneylerle Gobineau, fikrine dayanak oluşturmak ister. Gobineau’nun Türklerle ilgili fikirleri de ilginçtir. Türk ırkını Fin menşeili bir ırk olarak tanımlayan Gobineau, Doğulu yazarların Türk tanımlamasından (genellikle güzel ve alımlı); Türklerin sarı ırkla olan bağlantısına şüpheyle yaklaşır. İskitleri Moğol sınıfına koyan Gobineau, Oğuzların Fin lehçesi konuştuklarını ve Ari ırka mensup olduklarını düşünür. Tabiî fikirlerini şekillendirirken basit örneklerden yola çıkar. Misal Seyyah Rubruck’un notlarında, Moğol prensini Avrupalıya benzetmesini, Moğol- Türk akrabalığı üzerinden dolaylı ve değişik bir tespitle kanıtlamaya gayret eder. Yine sonuç olarak Türklerdeki medeni gelişimi Avrupalı kanın karışımıyla açıklayan Gobineau, eserin başından beri yinelediği görüşlerini yeni bir dayanakla tekrarlar. Eserin gayet iyi bir çevirisinin olduğuna şüphe yoktur. Müellifin tercihen uzun cümleler kurarak fikirlerini aktarması ve devri için akademik sayılabilecek entelektüel bir donanıma sahip olması dilinin ağır olmasını ortaya çıkarmaktadır. Her şeye rağmen çevirmenin ehil bir elle anlaşılmaz olanı anlaşılabilir kıldığı eserde fark edilir. Tabiî beklentisi fazla yalınlıktan yana olan okur için kitabın biraz ağır gelebileceğini tahmin etmek güç değildir. Gobineau, eseriyle bütün ırkları (beyaz, sarı, siyah) masaya yatırıp her birini ayrı ayrı sınava tabi tutar. Tahlil edilen ırklar eşit değildir. Zira Gobineau’nun elindeki veriler yanlıdır. Ya da Gobineau bilerek ve isteyerek yanlı verileri kullanmakta diretir. Misal meydana getirilen medeniyet ve kültür öğesi sadece ve sadece Batı kaynaklıdır. Doğu şayet bir şey üretmişse bu da dolaylı yoldan ırkî açıdan Batıyla ilintilidir. Balta girmemiş ormanlarda medeniyet husule getirmediği için Kızılderili kabileleri geridir ve hatta aşağılıktır. Beyaz, sarı ve siyah diye nitelendirdiği sınıflandırmanın en alt basamağı olan siyahi insanlar Gobineau tarafından acımasızca yerilir. Gariptir, Gobineau’nun bu fikirleri günümüzün realitelerini ve insan haklarını dikkate almayanlar için halen geçerlidir. Irkçılığın fikri bir hastalık olduğu düşünülürse marazi kaynaklarından birinin Gobineau olduğu düşünülebilir. Gobineau’nun fikirlerinden yola çıkılırsa günümüzde kullanılan ırkçı yaftasının bazen haksız yere kullanıldığı da ortaya çıkar. Zira ırkçı diye etiketlenen bazı insanlar Gobineau kadar marjinal ve uçta değildir. Gerçek ırkçılığın ne olduğunun anlaşılabilmesi için de eserin bir misyonu olduğu, bu nedenle savunulabilir.
Münevver Adıgüzel
Kitapkurdu
J. Arthur de Gobineau- İnsan Irklarının Eşitsizliği'ne Dair..
Kıymetli okurlara yorumu sunmadan önce, kitabın yazarını tanıtmakta her zaman öncelikli olarak fayda vardır. J. Arthur de Gobineau, 1816 Fransız doğumlu olmakla birlikte aristokrat bir ailede yetişen diplomat ve yazardır. Böyle bir konuyu ele alabilmek de düşüncenin olgunlaşması açısından uygun bir ortam gerektiriyordu. Sanırım Gobineau da böyle bir ortama doğuştan sahipti… Bu kitapta tarihin bildiği zamanlardan beri güncelliğini koruyan, hatta günümüzde dahi pek çok meselenin ana fikri olan “insan ırkı” kaleme alınmıştır. Belki de “ırk” tüm zamanlarda insana dair problem olarak görülen her şeyden çok daha hayati bir konuydu. Aslında yeryüzünde kabul edilmesi mümkün olan tek ırk insan olabilmekti. Kitabın özgün dili Fransızca ve "Essai sur l’inégalité des races humaines" adıyla yayınlanmıştır. Bize ulaştırılan eserin, A. Collins’in İngilizce edisyonundan dilimize kazandırıldığını göz önünde bulundurmak gerekir. Ayrıca konu yoğunluğunun yanında eski Türkçe kelimelerin kullanım sıklığı kitabın akıcılığını gölgelerken aynı zamanda okuma lezzetini de ciddi anlamda olumsuz etkiledi. Kitabın bir bölümünde 57. Sayfada geçen “ulusların daha büyük, daha güçlü ve daha medeni hale geldikçe kanlarının saflıklarını yitirdiklerini ve içgüdülerinin tedricen değiştiğini evvelce ifade etmiştim” cümlesi epey düşündürücüydü. Bu nedenle ırk denilen olgu, bir parçası olduğumuz toplumun ait olduğu kimlikten de öte bir meseleydi. Yazarın medeniyet kavramını tartıştığı bölümde medeniyeti doğrudan Avrupa ile ilişkilendirmesi kısıtlı bir bakış açısına sahip olduğunu gösteriyor. Bu bölümde yazarın fikri “Avrupa medeniyeti ve ondan ayrışan diğerleri” gibi bir algı uyandırıyor. Elbette herkes medeniyeti farklı şekillerde tanımlayabilir. Yazarın içerikte Humboldt, Goethe gibi isimlere yer verip değerlendirmesi şık bir akış sundu. Okuma boyunca pek çok kavramı yeniden düşündürüyor, yazarla tartışmamızı sağlıyor ve adeta zihnimizin dolabında bu kavramlara daha yeni, daha şık bir kılıf uydurmamıza imkan veriyor. İnceleme vesilesi ile, bu kitabın çevirisini üstlenen Serkan Acar’a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na daha nicelerine…
Fitzgerald*
Fitzgerald* 10 Aralık 2023
Güzel bir hizmet verdiğiniz için teşekkür ederim.
phenomenen
Üstat
17.01.2025
farklı bir yaklaşım fakat okumaya değer.
Feyyaz arslan
Kaşif
16.11.2024
kitaptan pek bir şey alamadım çünkü önyargılı ve bağımsız bir şey olmuş çeviride de sanki sıkıntı var
tatar
Kaşif
21.08.2024
yazarın dili mi çeviri mi ya da benden mi kaynaklandı bilmiyorum ama anlaşılması biraz zor
Yeagerist
11.06.2024
Türkçe'ye kazandırılmasına çok sevindim.
Neciphan Yalçınkaya
Kitapkurdu
Osmanlıca eski bir metin mi okuyoruz yoksa modern Türkçe bir çeviri mi okuyoruz ayırt etmek zor. Çok enteresan kelime seçimleri var. Kitabı alacaksanız buna dikkat ederek almanızı tavsiye ediyorum.
halilinibrahimii
Kitapkurdu
14.11.2023
Hakikaten okuması ve idrak etmesi bölüm bölüm beni çok yordu. Alırken bunu da hesaba katın derim
IALPAGUTI
02.10.2023
Dili ağır değil, akıcı gibi fakat çeviri de bazı bölümlerde kelime seçimleri çok saçma olmuş. Bir anda eski Türkçe kelimeler giriyor cümle içine. Kitap dolu bir kitap, Irk ile ilgili dönemine ait yapılan çalışmalar, gözlemler bulunuyor. Kitaba puanım 5, çeviriye 3.
Emre Kocakurt
Kitapkurdu
23.08.2023
Irkçılığın babası ve tabii ki Fransız.
karahan246
Kitapkurdu
30.06.2023
Girişte Nihal Atsız'a selam çakıyor.
Enis Eren Aydemir
Kitapkurdu
25.06.2023
Kitabın dili ağır değil anlatım tarzı çok karışık, orijinalini okumadığım için detay yorum yapamıyorum fakat okurken çoğu sahifede cümleleri garipsemekten kendimi alıkoyamadım.
hsyngrss
Kitapkurdu
31.03.2023
Sadece Avrupadan bakış.. Taraflı bir anlayışla yazılmış
Servet yüksel
Kitapkurdu
09.03.2023
ufuk açıcı. tavsiye ediyorum
DuRukiye Yldrm
Kaşif
27.02.2023
Cok guzel ilham verici
Çağhan Sarı
Kitapkurdu
17.01.2023
Bu kitabın Türkçeye kazandırılmış olması çok önemlidir.
aybgycc
Kaşif
12.01.2023
İlgi duyanlar için iyi bir kitap...
ahhsennn
Kitapkurdu
20.12.2022
Irkçılığın anlaşılması için gerekli bi kaynak
KY-1812223
19.12.2022
Kitap, çevirinin çevirisiymiş. Kitabın özgün dili Fransızcaymış, Fransızcadan İngilizceye çevrilmiş, bu yayın da o İngilizce çeviriden Türkçeye çevrilen metin. Eskilerin “lügat paralamak” diye bir deyimi vardır, bu kitabın diline tam da oturuyor o deyim. 1950'lerin Türkçesiyle çevirmişler, bu yüzden biçem olarak, anlatım olarak, yani Türkçenin kullanışı açısından bana iyi gelmedi. Sıkıcı bir dili var. Konu zaten karmaşık, dilin de ağdalı olması ilginizi dağıtıyor. Yine de böyle bir çalışmayı dilimizde görmek güzel. Umarım ileride “günümüz Türkçesiyle” Fransızca özgün dilinden çevrilir.
kıraathanekafası
13.11.2022
anlatıldığı dönemi ve süreçleri detaylı bir şekilde iz bırakarak aktaran başarılı bir eser