Naçizane yorumuma geçmeden önce siz değerli okurlar için, her zaman yaptığım gibi, genel birkaç hatırlatma da bulunmanın gerekli olduğu kanaatindeyim. Öncelikle elimizdeki metin kurgusal bir metin olduğundan içerik hakkında tabiri caizse “spoiler” vermeyecek ve genel hatlar üzerinden gideceğimi belirtmeliyim. Zira olayları anlatarak kitabı okurken alacağınız keyfi baltalamak istemem. Diğer yandan edebiyat konusunda yetkinliği olan biri de sayılamayacağım için burada okuyacaklarınızı “meraklı bir okurun” yorumları olarak değerlendirmenizi rica edeceğim.
İlk kitapta olduğu gibi ikinci kitabın da son sayfasını okuyup, kapağı hafifçe kapattıktan sonra içimde bir “geç kalmışlık” hissi oluştuğunu belirtmeliyim. Eğer ertelemek gibi bir niyetiniz varsa kesinlikle bunu yapmayın!
İlk kitapta karşımıza çıkan feodal düzen ve temsilcileri, eşkıyalar, hak yiyenler ve tüm bunların altında ezilen insanlar çarpıcı bir şekilde betimleniyor. Yine metnin teması Çukurova ve civarları olsa da aslında tüm memlekete ışık tuttuğunu söylemekte herhangi bir beis görmüyorum. Ancak şu an incelemekte olduğumuz ikinci kitap ilk kitaba nazaran daha fazla tasvir barındırmaktadır. Bu durum ise özellikle konunun temelini teşkil eden Çukurova ahalisini daha iyi anlamımıza olanak sağlıyor. Öte yandan yazarın kahramanımızı konuşturduğu birçok paragraf sanki sosyolojik tahlillerde barındırmaktadır. Bu durum bilhassa sonlara doğru yaşanan hadiselerde doruk noktasına ulaşmaktadır. Bugün de biliyoruz ki ne Abdi Ağa bitecek ne de Ali Safa Bey… Ancak bu konunun bir diğer tarafı ise ne yazık ki kitapta da anılan köylülerin bu feodal beylere olan tutumudur. Hamza Ağa’nın köye gelişini köylüler şu şekilde ifade etmektedir "Bunca yıl adamların toprağını ektik biçtik. Şimdi Hamza Ağamız, toprağın sahibi geldi, geri aldı topraklarını. Gene de Allah razı olsun, ambarlarımız tahıl dolu, ineklerimiz çifte buzağılı, peteklerimizden ballar taşıyor, öküzlerimiz, atlarımız çifter çifter... Ağasız köy olur muymuş, başsız beyinsiz kaldık, birbirimize düştüydük. İyi ki geldi Hamza Ağa, azıcık daha gecikseydi biribirimizin gözünü oyacaktık, iyi ki tez günde ulaştı Hamza Ağa da dizginleri eline aldı." Cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından olması gereken bu konuların, hala yıkıcı bir şekilde güncelliğini koruduğunu görmek oldukça da üzücü bir durum. Belki de yazarın temas etmek istediği önemli noktalardan biri de bu olabilir. Benzer durumların Anadolu’nun çeşitli yörelerinde hala daha devam ettiğini görüyoruz ne yazık ki. Yine de kitabın sonlarına doğru daha çok “hükümet” şeklinde anılan devlet mekanizmasının ağalar üzerindeki etkileri de hissedilmeye başlıyor. Öte yandan özellikle “Sarı Karınca” ve “Yağız At” ile alakalı bölümleri oldukça etkileyici bulduğumu da ifade etmem gerek.
Son olarak kitabın içeriğinde, ilk kitaba nazaran, tasvir noktasında önemli geliştirmeler var. Bazı okuyucular için ilk başta sıkıcı gibi gözükebilecekse de dayanmalarını şiddetle tavsiye ederim. Anlatının güçlü noktalarından biri de bence budur. Diğer taraftan karakterlerin konuşturulmasında yine yerel ağızlar kullanılmış ve benim gibi bir süre ara verdiyseniz kısa bir süre alışmakta zorlanabilirsiniz; ancak sonrasında metnin oldukça rahat bir biçimde ilerlediğini ifade edelim. Kitabın baskı kalitesi, mizanpajı, cildi ve kapak görseli oldukça hoş. Bize kitabı ulaştıran kitapyurdu’na ve Yapı Kredi Yayınları’na teşekkür ederiz.
Herkese bol kitaplı sağlıklı günler dilerim!
Doğruyu söylemeye, haklının yanında olmaya, dürüst davranmaya, sürekli hak ve adalet merkezli bir yaşam idealiyle yol almaya “mecbur olmak”… Dile kolay, bu ve benzeri hakkaniyet gerektiren durumlarda, B planı dahi kurmamak, her insanın harcı değil. İşte İnce Memed serisi bize kurgusal planda bu duygusal frekanstan, toplumsal atmosferden söz ediyor.
İnce Memed 1. cildi, heyecanla okumuş ve "onaylı yorumcu" olarak yorumlamıştım. 2. cilt ile okuma serüvenimiz devam ediyor. Kalan diğer 2 ciltteki anlatımları görmeden tamamını yorumlamak mümkün değil tabi. Girişteki Anavarza Ovası doğal yaşam betimlemesi, periyodik gözlemler, insana huzur veriyor, adeta büyülüyor. Olayların ve kahramanların çok olması ve diyalogları takipte ve anlamakta zorlanıyoruz bazen. Yöresel kültürel değerler ve günlük halk diline yabancıysanız, daha dikkatli okumak ve olaylar arasında ilişki kurmak zorundasınız.
Birinci cildin, kötü adam karakteri Abdi Ağa’dan sonra, ikinci ciltte karşımıza yörenin ağası Ali Safa Bey çıkıyor. Yörenin huzurunu bozan Ali Safa Bey de yaptıklarının kusurlu ve aykırı şeyler olduğunun farkında olacak ki, 16. Bölüm, 108. Sayfada şöyle homurdanıyor:
“Attığın taş, dediğin kuşu vurmuyor, daha ne kadar sürecek bu savaş!.. Topraklar bomboş duruyor. Şu işe yaramaz köylüler, ne toprağa kendileri bir şeyler yapabiliyor, ne de bize bırakıyorlar.”
Sömürü ve baskı odaklı, hedonist, egoist bir ortak yaşam modeli dayatılması, demek ki her coğrafyada, her zaman ve zeminde, insanlığın baş belası olmuş ve olmaya devam ediyor. Ali Safa Bey, sözde kusurunu anlamış ama yine de köylüleri hatalı bulmaktan da geri durmuyor. Başka ve kalıcı bir hakça yaşam modeli arayışı ise hiç yok.
1215 yılında, İngiltere’de halkın Kral ile yapmış olduğu Magna Carta anlaşması, kralın yetkilerini kısıtlamış ve halkın egemenliğinin nasıl olması gerektiğinin ilk adımları atılmıştır. Anayasal, demokratik, laik, hukuku üstün tutan sosyal devlet anlayışı; günümüze kadar yeni kazanımlarla gelişse de, her toplumda aynı kalite ve kalibrede kendine alan açamamıştır.
İnce Memed, bir halk kahramanı. Köroğlu, Dadaloğlu, Debreli Hasan gibi. Sürdürülebilir bir yaşam savaşı olmasa da, daha hakça bir düzenin alt yapısını kurmak için, bu süreçten de geçmek gerekiyor. Hani eskiyen binaları kentsel dönüşümle yeniden yaparken, bir değişim, yıkım, düzenleme, planlama gerektiği gibi. Bu arada mitoloji kahramanı, Prometeus’u da iyi anlamak gerek.
Bugün artık hakça, çağdaş, adil, modern, çoğulcu, eşitlikçi, özgür bir toplum yaratmak için; tüfekli, bombalı, kılıçlı kahramanlara ihtiyaç yoktur. Düşünce, bilinç, bilim ve zihinsel tabanlı bir donanıma, değişime, devrime ve mücadeleye ihtiyaç var. Fakat İnce Memed’in yaşadığı süreci tanımadan, anlamadan bu düzeye çıkmak da zor.
İnce Memed roman serisi; sabır ve dikkatle okunmak için sizleri bekliyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
serinin ilk kitabını okuyunca hikaye bitti gibi gelmişti ama 4 cilt devam ediyor betimlemelerde çok ayrıntıya girilmese daha iyi olurmuş nerdeyse bir yaprağın düşmesini yarım sayfada anlatacak
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnce Memed'in, yaşadığı zorluklara, yoksulluğa, ağa düzenine isyan ederek eşkiyalığa sürüklenmesinin ardından, serinin bu kitabında ise köylünün, İnce Memed’i kurtarıcı olarak görmesini anlatıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu İkinci kitapta Memed’in mücadelesi daha da derinleşir ve güçlenir. Köylülerin baskı altında yaşamı, toprak reformu umutları, yeni düşmanlar ve Memed’in karşılaştığı engeller üzerinden ilerler. Başlangıçtaki kişisel isyan, daha geniş çaplı bir direnişe dönüşür.Direniş temasının genişletilmesi ve köylü kitlesi ile ilişki ile beraber Memed’in mücadeledeki olgunlaşmasına değinir.Öyküde bazı bölümlerde ritim düşebilir; olay örgüsü bazen ağır ilerler.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Buyuk bir hevesle 4 kitabı da aldim, 2. nin yarisinda birakmak zorunda kaldim... okuyamadim, sıkıldım. neden diye cok sorguladim. herkes begenirken neden ben zorlandim.. yazim dili mi hitap etmedi,konusu mu,anlatim bicimi mi cözemedim... belki de yanlis bir zamanda okudum bilemiyorum... dogru zamani kollayip seriyi bitirmek istiyorum
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İlk kitapta İnce Memed’in nasıl zulme uğrayıp başkaldırdığını ve köylüye umut olduğunu okumuştuk. Bu kitapta ise daha sakin bir ortam olsa da yazar bu sakinliğin ardında siyasi ve toplumsal düzeni gösterirken Memed üzerinden derin bir sorgulama yapıyor.
Memed, Abdi’yi öldürünce köylü üç yıl rahat eder, sonra ondan da beter Hamza çıkar gelir. Zulmün artmasıyla köylüler aç bırakılıp Memed’e bile düşman olur. Memed ise herkese aynı soruyu sorar: “Abdi gitti, Hamza geldi. O zaman bu uğraş niye?” Bu düşüncelerle roman boyunca içten içe boğuşur.
Kitapta Memed’in kahramanlığından çok, umutsuz köylülerin onu nasıl efsaneleştirdiğini görüyoruz. Kitap boyu neredeyse hiçbir şey yapmayan Memed adı gittikçe büyür çünkü İnce Memed artık bir kişinin değil, bir umudun adıdır. Güçlünün yanında duran ağalar, beyler, savcılar, jandarmalar da bugünün toplumundan da çok uzak değil maalesef. Yaşar Kemal de bunu ustalıkla anlatmış. Devamını merakla bekliyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Harika bir seri. Yaşar Kemal bütün yazarlık sanatını bu seride sergilemiş. Tasvirler, ince detaylar, Adana nın bitki örtüsü , toprağı. Hiç sıkmadan nasıl böyle anlatılır. Müthiş bir zulüm. Herkes okumalı.