İsveçli yazar Alex Schulman bu dünyaya ciğerimizi sökmek için gönderilmiş biri, iyice emin oldum artık. Dilimize çevrilen ve çok sevdiğim ilk eseri Hayatta Kalanlar’ın ardından, son kitabı Malma İstasyonu’nu da okudum. Hayatta Kalanlar’ı birazcık daha fazla sevmiştim ama bu kitap da çok iyi - ve çok yaralayıcı, maalesef.
Trenlerde, istasyonlarda geçen bir kitap bu. Harriet, Oskar ve Yana adlı üç karakterimiz var, bunların arasındaki ilişkiyi okudukça keşfediyoruz. Üç ayrı zamanda akıyor kitap, Harriet’in çocukluğu, Oskar’ın da dahil olduğu yetişkinliği ve günümüze en yakın olan Yana’lı bölümler.
Tıpkı Hayatta Kalanlar’daki gibi, hikâyeleri iç içe geçmiş bu üç karakteri okudukça, geçmişten getirdikleri travmalarını anlamaya başlıyoruz - ve sonra da onların başkalarını travmatize edişlerini okuyoruz aslında.
İnsan anne-babasını ne kadar tanıyabilir? Hücrelerinden müteşekkil olduğumuz, bizi bizzat “yapmış” kişileri, onlarla büyümüş olsak dahi, ne kadar tanırız gerçekten? Aile dediğimiz şeyin içine işlemiş bir tuhaflık, öfke, suç yok mudur? O aileden ne zaman / ne kadar çıkabiliriz?
“Gelecek çoktan belirlenmiştir, ona etki edebilmek mümkün değildir. Fakat geçmiş değişkendir, her zaman hareket halindedir” diye yazıyor Schulman. Öyle mi sahiden?
Hafıza, geçmiş, aileye içkin sırlar, travmalar... Mutsuz, yaralı bir sürü insan. Schulman bunları çok iyi anlatmayı beceren bir yazar, yine insanın içine işleyecek biçimde yazmış. Dili hem yalın hem şiirli, her kelimesi çok hüzünlü. Açıkçası Schulman’ın yazdıklarını okumak kimi zaman çok zor ve çok boğucu ama bir yandan da müthiş sürükleyici çünkü maalesef çok tanıdık o anlattığı yerini bulamama, sığamama hali.
Çok zor, çok güzel. Çok sevdim.
Vay arkadaş… Bir kez daha Alex Schulman okuyup, bir kez daha “Ciğerimiz kalmamıştır” diyoruz. Dünya genelinde en mutlu yaşayan coğrafyalardan birinden bu çılgın aile travmaları nasıl kaleme düşüyor?
Kitapta paramparça bir çocukluk geçiren, güvenli bağlanamayan Herriet ve Oscar’ın ebeveyn olmalarını; ardından da bu işi yüzlerine, gözlerine bulaştırmalarını okuyoruz. Kızları Yana başta olmak üzere kitaptaki tüm karakterlere sarılmak istedim. Bölümler arasında gezerken geçmişte ve şimdide uçuşup duruyorsunuz ve son sayfalarda hem hüzün hem de merak duygusu tavan yapıyor.
Yine bayıldığım bir kitap! Alex Schulman bu işi biliyor...
Çoğu zaman bir mekan, bir yolculuk, bir kelime insanın geçmişini hatırlaması için yeterli bir imgedir. Malma İstasyonu da geçmişin şimdiye yansıdığı; mekanın, zamanın hayal perdesinde anlam kazandığı bir yer. İstasyonlar tren yolculuklarının durakları olduğu gibi; insanın da hayat yolculuğunda soluklandığı yerler vardır.En güzel düşüncelerle geçmişin ziyaret edildiği bu duraklarda hatıralar bir bir ruhtan zihne yansır.Geçmişin masalsı anlatısı bazen birçok ayrıntıyı olduğu gibi gizemleri de açığa çıkarır. Bir ailenin üç nesil boyunca süren hikayesinin içine sırlanmış bilgiler kendilerini kolay ele vermezler. Ama olaylar öylesine izler bırakır ki izlerin birleştiği zihnin tuvalinde harika resimler ortaya çıkar. Schulman böyle bir resim çizer. Ama bir farkla siyah tonlar tuvale hakimdir. Siyahın içindeki renk umudun diliyle Yana ismiyle tecessüm eder. Yana gibi kahramanların anlatıları kesişir, çarpışır, bakış açıları değişir; gerçek, böyle bir anlatının göbeğinde filizlenir.İyi okumalar
Çocukluk travmalarının, kendi çocuklarına miras olarak geçmesini anlatan bir kurgunun olduğu çok güzel bir roman. Geçmişe gidiş, geleceğe bakış ve durak Malma istasyonu. Kuşaklar üzerinden anlatılan yalnızlıklar, anlatılamayan duygular ve anlaşılamamazlıklar. Evlilikler, ilişkiler, çocuklar ve kardeşler. "Kartal" sembolüyle anlatılan baba figürü. David Bowie 'nin "Rock' n rool Suicide" şarkısı ile bütünleşen şarkının nakarat kısmında yalnızlığın hissedildiği çok güzel bir kurgu. Roman bittikten sonra içinden çıkılamadığı, kişinin kendini sorguladığı zamanlar bütünü yaşanan bir roman.
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin trenler bana hala çok romantik çok lirik gelen ulaşım araçlarıdır bu sebeple içinde tren yolculukları olan hikayeleri de çok severim bu kitabın öyle romantik bir yanı yok aksine nesilden nesile aktarılan travmalarla beni çok fazla etkileyen bir kitap oldu başlarda farklı karakterlerin arasında geçişler kafamı karıştırsa da kitap ilerledikçe karakterler oturdukça hikayeyi bırakamadan okudum. İnsan ne kadar baş etmeye çalışsa da travma bağları nesilden nesile geçmeye devam ediyor. Kendi çocukluk yaralarımızı kendi çocuklarımıza taşıyoruz malesef belki de bu yüzden İsveç te yazılan küçük bir kasabadaki tren yolculuğu hikayesi bile bizi derinden etkileyebiliyor. Tolstoy “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." diye başlıyordu o meşhur anna karenina kitabına ama mutsuz ailelerin hissettikleri hüzün, acı evrensel oluyor. Yazarla tanışma kitabim oldu ve çok beğendim okuyun derim...
“Gelecek çoktan belirlenmiştir, ona etki edebilmek mümkün değildir. Fakat geçmiş değişkendir, her zaman hareket halindedir.” Acaba öyle mi?
Bir tren, Malma İstasyonu, üç farklı zaman, üç farklı kuşak. Harriet ve anne babası; ona evlilikle tanıklık eden Oscar ve kızları Yana. İnsanın içine işliyor her karakterin hikayesi. Her hikayede bir merak ve sorular gizli ve bu kişilerin ağzından sıra sıra sorularımızın cevaplarını buluyoruz, gizemi çözüyoruz, o hüznü hissediyoruz. Travmaların aslında hiç de sebepsiz olmadığını fark ediyoruz. Sevilmek ve değer görmek aslında ne büyük mesele…
Dünyanın yerinden oynadığını hissettiğin her an, korktuğunu ya da endişelendiğini hissettiğinde yapman gereken şey bu;
“Yalnız değilsin.”
Gerek kurgu tekniği gerekse edebi dil açısından gayet memnun edici. Kitabın ilk bölümleri karmaşık geldiği için biraz ağır ilerliyor, ancak karakterleri tanıdıkça akış kolaylaşıyor. İlerledikçe daha heyecanlı ve sürükleyici geçiyor. Zengin betimlemeler, isabetli benzetmeler hikayeyi güçlendiriyor. Ancak bazı kesitler ucu açık bırakılmış gibi havada kalmış hissi veriyor.
Kitaptaki travma konularıyla çok bağ kuramadım. Modern dünyanın psikolojik tanı bombardımanından edebiyat da nasibini alıyor. Psikolojik detaylar bu kadar açıktan işlendiğinde etkisini azaltıyor bence. Öte yandan çeviri metinlerde kültürel farklılıklar yoğun olarak hissedildiğinde travmalara gayri ihtiyari mesafeli kalabiliyor insan, şahsen kendimi bu kitapta soğukkanlılığımı korumuş buldum.
Son olarak, bendeki 10. baskı olmasına rağmen yazım hatalarına ve imla bozukluklarına rastladım. Okuma zevkini düşüren böylesi bir ihmal, yayınevi için şaşırtıcı olmakla birlikte geribildirim gelmemesi ayrıca şaşırtıcı.
Üç kuşağın hikâyesinin anlatıldığı, duygu yüklü bir kitap…
Malma İstasyonu’na giden üç yolcu, geçmişlerini sırtlarında taşıyarak bir yolculuğa çıkıyor. Geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelen; her karaktere ayrı ayrı bölümler verilerek ustaca harmanlanmış bir kurguya sahip.
İstenmeyen bir çocuk olarak büyüyen Harriet’in çocukluğu, anne babasıyla olan ilişkisi ve kendi çocuğuna aktardığı travmalar oldukça sarsıcıydı. Bana göre insan, alamadığı sevgiyi başkasına da veremiyor. Harriet’in kızına yaşattıkları da tam olarak buydu sanırım.
Beni en çok etkileyen iki cümle ise:
“Çocuğunuzu ne zaman kaybedersiniz?”
ve
“Sıcak bir yaz günüydü. Altı yedi yaşlarındaydım.
Annem işteydi ve ben bütün gün güneşin altında yatıp tüm vücudumun güneş yanığı olmasını istedim.”
* “Neden?”
-“Çünkü annemin eve geldiğinde bana krem sürmesini istiyordum. Eğer güneş yanığı olursam, onun dokunuşunu hissedebilecektim.”
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üç nesilden kadının birbirinin içine geçmiş hikayeleri, korkuları, endişeleri. Hikayelere taraf olan birden çok kişin gözlerinden aktarılan olaylar, tren istasyonunun insanın üzerinde bıraktığı derin yalnızlık duygusunu da içine çekerek ve oldukça derin bir etki bırakarak ilerliyor. Merak arttıkça, olacakları hissetmenin, bundan kaçamamanın ağırlığı çöküyor okurun üstüne. Kitap bittiğinde bile karakterle yaşamaya devam ediyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünya'nın her yerinde evrensel olan bir duygu varsa o da bir çocuğun anne babasının ayrılmasına olan duyduğu hüzün, ardından döktüğü gözyaşları. Sanki anne baba boşanınca çocukları kimse de sevmiyormuş gibi geliyor
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üç ana karakter ,üç farklı zaman kesiti ve bir istasyonda geçiyor hikaye.Bir ailenin geçmişi, travmaları, birbiri ile ilişkileri ve dramatik bir son. Yazarın yalın anlatımını, olay kurgusuna hayran oldum. Okurken elimden bırakmak istemedim. Schulman'ın okuduğum ilk kıtabı ve diğer kitaplarını da mutlaka alacağım.
Malma İstasyonu olaylardan çok insanların iç dünyasına odaklanan bir roman. En büyük başarısı, "kötü insanlar" anlatmak yerine, sevgiyi aktaramayan yaralı insanların birbirlerini nasıl incittiğini göstermesi.
Roman bittiğinde akılda kalan soru şudur:
"İnsan, çocukluğundan gerçekten kaçabilir mi; yoksa hayatı boyunca onun raylarında mı yol alır?"
Bence Alex Schulman'ın cevabı karamsar ama umut kırıntısı da taşıyor: Geçmiş silinmez; fakat onu fark eden kişi, o rayların yönünü değiştirme şansına sahiptir. Bu nedenle Malma İstasyonu, yalnızca bir aile hikâyesi değil; hafıza, sevgi ve iyileşme üzerine güçlü bir psikolojik romandır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitap, bir ailenin yıkılışını, bunun çocukta bıraktığı derin travmaları ve kuşaklar boyunca aktarılan travmaların etkisini anlatıyor. Hikâye farklı zaman dilimlerinde ilerlediği için başlarda takip etmek biraz zor olabiliyor. Kitabın sonunda ise Yana'nın hayatına nasıl devam ettiği net bir şekilde anlatılmıyor; bu da bende bir soru işareti bıraktı ve merakımı tam olarak gidermedi. Buna rağmen ebeveynlik sorumluluğunun ne kadar önemli olduğunu ve çocukta olusan travmalarin etkisinin nesiller boyu sürdüğünü anlatan bir eser
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İskandinav edebiyatını genel olarak çok sevdiğimi en baştan söyleyerek başlayayım. Bu,yazarın okuduğum ilk kitabıydı.
Kitapta hem ebeveynlerin çocukluğunu hem de onların büyüttüğü çocukları okuyoruz. Bence kitap “Travmalarımız bazen ne yaparsak yapalım, kendimizi ne kadar başka bir gerçekliğe uyarlamaya çalışırsak çalışalım, hep bir yerde bizimle kalıyor.” diyor.
Bazı hayatlar gerçekten böyledir. Sana yapılanlar bir ömür peşini bırakmaz. Ne yaparsan yap, başkalarının gözünde anlamsız görünen bir şekilde dikiş tutturamazsın. İşte karşımızda, malesef tutunamayanlardan birinin hikâyesi daha.
Ah Yana… Ah Yana… Trendekiler seni dinlemek istemeyip susturdu ya… Oysa bu, zaten kimseye anlatamadığın bir hikâyeydi. O an orada olmayı, uzun uzun ellerini tutup seni dinlemeyi çok istedim. O istasyonda birlikte oturduğumuzu hayal ettim. Evet, belki hiçbir şey düzelmeyecekti; ama en azından oradaydık işte ve yalnız değildik işte.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Parçalanmış ailelerde çocukların birden fazla açılan pencerelerinden yanlızca bir tanesi gösteriyor aslında.Hem annenin penceresinden hem de çocuğun gözünden.Hep aynı yerde bitiyor.”Yanlız değilsin.”duygusunu veren kitap, annenin bulamadığı sevgiyi bir sonrakine verememesi görüyoruz aslında.Psikolojik bütünlüğü olmayan insan önce geçmişyle barışmalı.Bir kamburun büyümesine şahitlik ediyoruz aslında.