İranlı yazar Shahrnush Parsipur’un minik romanı Erkeksiz Kadınlar, büyülü gerçekçiliğin bizim coğrafyamıza en az Latin Amerika kadar uygun olduğunun ispatı resmen. 1946 doğumlu yazarımız henüz 7 yaşındayken tanık olduğu çalkantılı bir döneme kuruyor anlatısını: 1953, Muhammed Musaddık’ın devrilmesi. O dönemde küçük bir kız çocuğuyken etrafında olup bitenleri nasıl algıladı, ne gördü, ne hissetti acaba? Sanki hala masallar dinlediği bir dönemde şahit olduğu kanlı olayları o masallarla birleştirmiş ve ortaya bu güçlü metni çıkarmış gibi.
Birbirinden bağımsız kadın öyküleri gibi başlayan anlatı, sonlara doğru bu kadınların aynı evde bir araya gelmesi ve hayatlarının birbirine eklemlenmesiyle birleşiyor. Bir fahişe, bir öğretmen, varlıklı bir ev kadını... Birbirine benzemeyen, bambaşka geçmişlere sahip bu kadınları devletin kadın bedeni üzerinde tahakküm kurma arzusu ve erkeklerin uyguladığı binbir farklı tür şiddet bir araya getiriyor aslında. Kentten uzakta bir bağ evinde bir araya gelip kendilerine bir hayat kuruyorlar.
Büyülü gerçekçiliğin coğrafyamıza uygunluğu meselesi yeni bir fikir değil şüphesiz, her fırsatta övdüğüm Alberto Ruy Sanchez eseri Mogador Beşlisi de aslında tam bunu yapıyordu malum, büyülü gerçekçiliği Ortadoğu’ya taşıyıp Latin Amerika değil Fas büyülerini kullanıyordu anlatısını kurarken. Ancak bu daha direkt, daha tipik bir büyülü gerçekçi metin ve nasıl yakışmış yerine, İran’ın kadim mitleriyle nasıl güzel harman olmuş bu teknik.
Delirip kendini toprağa dikmek suretiyle bir ağaç olan kadın; Mehdoht mesela... Ne muazzam yazılmış bir karakterdi ya! Kadınların her birinin öyküsü sarsıcı ve hepsini ağulu diliyle müthiş anlatmış Parsipur. Ancak keşke bu romanı 100 değil, 500 sayfa yazsaymış, şahane bir malzeme var elinde ama özellikle sonlara doğru atlı kovalar gibi hızlanıyor, hikâye genişleyeceği yerde daralıyor ve çat diye bitiyor metin. Bu ayarlanamamış tempo, romanın en büyük eksiklerinden biri bence.
Bu arada 1977’de İran’da hapse atılıp 4 sene yatmak zorunda kalan ve sonra ABD’ye yerleşen yazarımızın hayat öyküsü de ayrıca ilginç, bakmanızı öneririm. İran’da elbette ki yasaklanan bu kitap, 2009’da filme de uyarlananmış.
Editorün SeçimiBu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.Bilgi İçin
İran'da yaşayan beş kadının kaderlerinin onları bir araya getirmesini beş farklı bakış açısından okuyoruz kitapta. Kitabın zamanı çoğunlukla 1953 yılında, Ajax Operasyonu'nun yapıldığı tarih aralığında geçiyor. Orta yaşlı zengin bir kadın, bir fahişe, bir öğretmen ve iki kadının yaşadıklarını okuyoruz. Kitap şiddetli, çarpıcı, gerçekten de duvardan duvara vuruyor insanı ama bunu nasıl anlatacağımı bilemediğim bir direktlik ve aynı zamanda dolaylılıkla yapıyor. Kadınların birleşeceğini kitabın son otuz sayfasına kadar anlamıyorsunuz, çok ani bir şekilde fark ettim ben bunu ve gerçekten tüylerim diken diken oldu. Kadın cinselliği, kadınların üzerindeki baskıcı rejim, kaçma istekleri beş farklı bakış açısıyla sonunda aynı kapıyı açıyor. Hiçbirinin hikâyesi havada kalmıyor, kitap bittiğinde hepsini bitirmiş oluyorsunuz. Baştan oku deseniz okurum, benim için öyle bir romandı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"gerçekten bir anım yok ki sen yanımda olmayasın. bir manzaram yok ki, güzelse seninle paylaşmak istememiş olayım.”
en güzel satırlarından biri buydu.
böyle birkaç tane güzel satır olsa da çoğunlukla kahraman tazeoğlu okuyorum hissi geldi.
ilk gördüğümde kitabın kapağını çok sevmiştim. alırken arka kapağında yazılanları okumamış, başlarken okuduğumda güzel bir kitap diye heveslenmiştim ama birkaç cümlesi hariç hiç sevmedim.
en çok sevmediğim bölüm tanrının günlüğü oldu.
tetikleyici cümleler, felaket senaryoları var.
yargı makineliği yaptığı yerlerde o kadar çok sinirlendim ki.
babası psikiyatrist olan, bu alanda master yapmış biriyle bağdaştıramadım.
sağlıklı yetişkin tarafımı korumaya çalıştığım bugünlerde şartellerimi attıran bir kitap oldu.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
ben gercekci bir anlatim bekliyordum ama masalsi bir anlatimla karsilastim bu sebeple biraz hayal kirikligi yasadim. bilerek okusaydim belki daha hosuma gidebilirdi
Ağaç olmak istiyorum! Bu ifade; özellikle kadınların sosyal, kültürel ve hukuki baskılarla kuşatıldığı bir toplumda sıradan bir doğa romantizmi değil. Aksine, acı bir ironi ve güçlü bir alegori taşıyor. Bu cümleyle kadın aslında şunu demektedir: “Toplum bana insan gibi davranmıyorsa, ben de insan olmaktan çıkarayım kendimi.” Oysa kimse ağaçlardan susmalarını, utanmalarını, gölge vermeden önce düşünmelerini istemez. Mehdoht da tam bu noktada kendini bir ağaçla özdeşleştirir: Sessizdir, dayanıklıdır, sökülmesi zordur. Kökleriyle direnir, sessizliğiyle var olur. Beni çok etkileyen bir cümleyle kitabın bütününü özetledim gibi oldu ama okuyunca bana hak vereceksiniz! Kitap, konuşmasına izin verilmeyen ama sessizliğiyle hayatta kalmaya çalışan kadınların trajik, kimi zaman komik, kimi zaman iç burkan hâllerini alegorik ve nefis bir anlatımla işliyor. Kısacık ama özgürlük, toplumsal baskıya karşı içsel bir direnişin öyküsü. 5 kadın nasıl erkeksiz kalmış… Okuyun…
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı elime aldığım gibi bitirdim ben çok beğendim ama beğenmeyen arkadaşlarım da oldu herkese hitap etmeyen ama bence herkesin okumasi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şehmus Parsipur’un *Erkeksiz Kadınlar* kitabı, kadınların bağımsızlık arayışını ve toplumdaki cinsiyet rollerine karşı duruşlarını cesurca ele alıyor. Yazar, kadınların yaşadığı zorlukları ve erkek egemen yapıya karşı direnişlerini gerçekçi ve etkileyici bir dille aktarıyor. Kitap, kadın dayanışması, özgürlük ve kimlik arayışı temalarını işleyerek düşündürücü ve çarpıcı bir okuma sunuyor. Toplumsal normlara meydan okuyan, kadınların gücünü ön plana çıkaran önemli bir eser.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İranlı kadınları anlatan gerçek bir İran başyapıtı. Batılılar feminist demiş ancak acaba bize göre de öyle mi? İran edebiyatının masalsı anlatımını da hissettiğimiz gerçekten okunması gereken bir roman
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı kısa sürede okuyup bitirdim ama alegorik anlatım tarzı maalesef hoşuma gitmedi.Olayların daha realist bir anlatımla aktarılacağı beklentisindeydim.
iranlı shahrnush parsipur'un 1978'de yazdığı alegorik roman, farklı kesimlerden beş kadının hayatını anlatıyor. masalsı, büyüleyici roman bir yandan kadınları toplumsal cinsiyet ve ahlak üzerine bol bol düşünme çağrısı yaparken bir yandan da onlara bir gelecek hayal ettiriyor. büyük yanlı uyandıran ve yasaklanan roman o yıllar için devrim niteliğinde. geleneklere karşı protestosu hâlâ güçlü bir metin. 2009'da sinemaya uyarlanması da etkisini arttırmıştı. "nedir insanların içindeki bu açlık bu her şeyi yutma arzusu" diye soruyordu film. "peşinde olduğumuz tek şey yeni bir tarz, yeni bir yol bulmaktı özgürlüğe doğru." diyordu. filmi de romanı da es geçmeyin derim.