Athena Liu genç yaşında başarılı bir yazar olan Asya-Amerikalı June ile yakın bir ilişkisi olan ancak kendi popülerliğini sağlayamayan bir yazar olarak tanıtılmış. June, Athena'nın ölümünden sonra ondan kalan kitabı çalarak kendi eseri gibi yayınlar ve büyük bir başarı elde eder. Ancak sosyal medyada dolaşan dedikodular ve şüpheler June'un şöhretini gölgelemeye başlar. Roman, sosyal medyanın ve edebiyat dünyasının karanlık yüzünü ele alarak günümüz toplumuna çeşitli göndermelerde bulunuyor. Yazar Kuang, bu eleştirilerini akıcı bir dil ve ustalıkla işleyerek edebiyat dünyasındaki çeşitli ahlaki ve etik konuları sorguluyor. Kitap, okuyuculara düşündürücü ve sürükleyici bir okuma deneyimi sunuyor.
Bu değerlendirmede, Kitapkurtlarının yapmış olduğu yorumlar yapay zeka tarafından analiz edilmiş ve özetlenmiştir.
İlk düşüncem: kitabın adı neden sarı yüz? başlamadan hiçbir yere oturtamadım ancak olay örgüsünde makul bir yere oturuyor. Dipnottan aktarıyorum: kitabın da orijinal adı olan yellowface İngilizcede genellikle bir gösteri dahilinde doğu asyalı insanlar gibi görünmek için yapılan makyajı ifade etmektedir.
Havuz başında okunabilecek bir kitap mı: kesinlikle evet.
Hatta zaman sıkıntınız yoksa bir solukta bitirmeniz mümkün; dili sade, hikaye akıcı.
Yazar olan kahramanımız, yanında hayatını kaybeden bir başka yazar arkadaşının (Athena) yayımlamamış olduğu kitabını düzenleyip tamamlıyor ve yayınlıyor. Haliyle popülerlik basamaklarında ve çok satanlar listesinde ilerlerken, hayatı hep Athena’nın gölgesinde devam ediyor, tüm bu süreçte bütün içsel çatışmalarını takip ediyoruz. Her ne kadar popcorn bir kitap gibi dursa da karakter derinliğini sevdim. Yazarın yolculuğu sırasında, geçmişten gelen bilgilerle, konuya farklı açılardan bakıyoruz. Ahlaki açıdan farklı cephelerden yorumlamalar mümkün ve yazar bu noktada bizi yeterince yönlendiriyor.
Romanın arka planında tüketim toplumu, sosyal medyanın (bütün toksikliğiyle) hayatımızdaki yeri, woke kültürü, iptal kültürü (cancelling), hatta gizli ve açık ırkçılık gibi temalar işleniyor. Tüm bu eleştiriler öyle kuru kuru veya didaktik değil, hikâyenin akışı ile ortaya çıkmakta. Bu da kitabı keyifli bir yaz okumasından belki bir parça ileri taşıyor.
Kısacası kitap hem akıcı hem de düşündürücü; bir yandan sizi içine alıyor, bir yandan bitirdikten sonra kafanızda bazı sorular bırakıyor.
Athena Liu genç yaşına rağmen başarı basamaklarını hızlı çıkan Asya-Amerikalı bir yazardır. Yakın dostu June ile kutlama yaptığı bir akşam talihsiz bir şekilde ölür. Athena gibi yazar kimliği olan ancak onun kadar popülerliği yakalayamayan June ise Athena’nın ölümünün ardından ondan geriye kalan basılmamış son kitabını ele geçirir ve kendinden eklemeler yaparak kendine aitmişcesine "Son Cephe" adıyla piyasaya sürer. Kitap edebiyat dünyasında büyük bir ilgi görür ve June kısa sürede şöhreti yakalar. Yayınevleri, edebiyat kulüpleri, genç edebiyatçılar onunla söyleşi yapabilmek adına sıraya girer. Ancak her şey yolunda giderken bir takım kişilerin blog ve sosyal medyada yazdığı bazı yazılar şöhreti gölgelemeye başlar. June’un bir hırsız olduğu ve Athena’nın eserini çaldığı söylentisi dilden dile yayılır. June gözünü sosyal medyadan ayıramaz ve bütün enerjisini buraya verir. Başına geleceklerden habersizdir. Emek hırsızlığı ile gelen şöhret bir anda karabulutların etrafını sarmasıyla başka bir şeye dönüşmeye başlar! Artık her şey tekinsizdir ve June bir cenderenin içindedir…
Asya Amerikalı yazar Rebecca Kuang’ın edebiyat dünyasını hicvettiği bu roman yılın en dikkat çeken eserlerinden biri oldu. Kuang bu romanında sosyal medyanın çirkinleşen yüzünü, edebiyat dünyasının kokuşmuşluğunu ve çalınmış bir başarının nelere mal olabileceğini açık bir dille hikayeleştiriyor. İçerik olarak oldukça basit ve tek solukta okunabilecek bir nitelikte olan bu romanın amacı : günümüz dünyasına göndermeler yapmak.
Yazarın en büyük avantajı: kelimelere sihirli dokunuşlar yapması ve dili ustalıkla kullanması. Kitabı edebi bir metin olarak çekici yapan da bu. İçerik olarak yer yer tekrarlara sık sık düşse de genel olarak iyi bir toparlamayla finali gerçekleştiriyor.
Valla şu çok satanlardan uzak durma konusunda daha yüksek irade göstermem lazım bir kez daha anladım. Çok konuşuldu diye “hadi Eylül, inat etme” dedim, okudum Sarı Yüz’ü. Duygularımı nezaket kuralları çerçevesinde ifade etmem güç görünüyor.
Öncelikle: bu edebiyat değil. Değil! Edebiyat böyle bir şey değil, olamaz, olmamalı. Allahım nasıl yavan bir dil, nasıl kuru bir üslup, içim şişti okurken. Evet ele aldığı konu önemli ama edebiyatın tek işi birtakım önemli konulara işaret etmek olmamalı, di mi?
Sakince anlatmayı deniyorum şimdi. Athena Liu adlı bir genç yazar kadın var, kendisi Çin asıllı bir Amerikalı. Edebiyat dünyasının yıldızı, kitapları delice satıyor, çok okunuyor, sosyal medya personası filan da şahane, yayın dünyası kendisini parlatmış, kariyeri müthiş. Bu kadın bir gün apansız ölüyor ve kendisi başarısız bir yazar olan arkadaşı (ve aynı zamanda bu romanın anlatıcısı) onun son romanını çalıp kendi adıyla yayımlatıyor, olaylar gelişiyor. Birisi romanın çalıntı olduğu iddiasını ortaya atıyor, yazarımız linç ediliyor filan. Roman I. Dünya Savaşı sırasında Çin’den getirilen işçilerle ilgili olduğu için politik bir boyutu da var meselenin, işte bir beyaz bu konularda söz söyleme hakkına sahip midir, söylerse ne olur gibi yerlere gidiyor, iptal kültürüne de eğiliyor yazar vs vs.
Tam bugünün konusu ve tartışması yani, satar tabii bu. Ama bütün bunlar için 300 sayfa okumasam da olurdu gayet, pekala orta uzunlukta bir Vice makalesiyle de anlatılabilirmiş bu dert, ki dili bundan çok daha iyi olan makaleler okudum. Ayrıca yazarın kusursuz Athena Liu karakterini basbayağı kendisinden yola çıkarak yarattığına da emin gibiyim ama ispatlayamam, kendisinin fotoğraflarına bakınca şaşırdım, rujundan kıyafetine baya kendini tasvir etmiş zira.
İki ana karakterimiz de ziyadesiyle sığ ve zaten yazarımızın kitaba boca etmek istediği popüler tartışmaların nesnesi olarak oradalar. “Ne yapsam satar” diyip bir liste yapmış ve tüm kalemlere tik atmadan da kitabı tamamlamamış gibi resmen. Bu kitabın “öteki” meselesine dair cesur bir çıkış olduğunu söyleyenler, hepinizi kınıyorum. Bıktım bu çağın sığlığından valla ya.
Yazarın okuduğum ilk kitabı tanıtımları o kadar çok karşıma çıktı ki dayanamayıp aldım. Hatta bununla birlikte yazarın başka bir kitabını da aldım. Sarı Yüz güzel bir kitap akıcı ve sade bir anlatımı var. Ana karakterin duyguları ve düşünceleri filtresiz şekilde bize aktarılıyor bu da kitabın içinde kalmamızı sağlıyor. Zaman Zaman hepimiz bu kitaptaki gibi olumsuz duyguların pençesinde kıvranıyoruz, kendimizle savaşıyoruz, yaptığımız hatalara kılıflar buluyoruz kendimizi haklı çıkarmaya çalışıyoruz bu açıdan çok insani bir yönü var bu kitabın. Ayrıca yazarların dünyasını görmemizi de sağlıyor. Bu mesleğin ne kadar yıpratıcı olabileceğini de görüyoruz. Irkçılığın ne kadar derinlere işlediğine de şahit oluyoruz. Gerçekten güzel bir kitap ve okuduğuma çok memnunum ama bu kadar abartılı tanıtımlara gerek var mıydı bilemiyorum.
Yazarın Babil kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı oldu.
Herkesin de bahsettiği gibi sade dili ve aynı biçimde sade betimlemeleri mevcut. Bir eserin oluşum sürecini, ne gibi merhalelerden geçtiğini ve yayımlanana kadar olan süreci çok akıcı ve hoş biçimde aktarmış. Aynı bir kitabın kamera arkası gibi ve bunun içerisinde günümüz sosyal hayatının da özellikle sosyal medyanın harmanlandığı, insani ilişkilerin, başarıların ve dibe çöküşlerin yer aldığı güzel bir hikaye yanında hediye edilmiş.
Burada naçizane şahsımın dikkatini çeken husus, yazarın (buna Babil kitabı da dahil) sanki kendi etnik unsurlarını öne çıkarması ve aslında diğer medeniyetlerin onları taklit ederek adeta Sarıyüz'leşmesini vurgulaması.
Hikaye içinde güzel vakit geçirmeniz dileğiyle, iyi okumalar.
Sarı Yüz yazarın okuduğum ilk kitabı. Akıcı bir dille yazılmış, kısa sürede bitirilebilecek, her sayfada sonra ne olacağını merak ettiren bir kitap. Sosyal medyanın hayatımızı ne kadar etkilediğini anlatan, insanları nasıl doğru bilgi kadar yanlış bilgiye de inandırdığını anlatıyor. Kitap kurgusal olsa da June anlattığı olayları birebir yaşamış gibi hissettim okurken. Kitabı bitirdiğimde sosyal medyanın yaşamımıza etkilerini tekrar düşündüm. Eser basit bir dille yazılmış gibi görünse de oldukça düşündürücü. Ben kitabı çok başarılı buldum, okunması gereken eserlerden.
bir solukta okumak dedikleri bu olsa gerek. uzun süre sonra okuduğum en iyi tempolu kitaptı bence. yazar gerçekten okuru nasıl heyecanlandıracağını iyi biliyor. karakterlerin hepsi ama hepsi gri bölgede. okurken "tamam bu rezilce bir şey ve bunu yapan rezil biridir" demek imkansız. herkesin sesine alan tanıyor neredeyse. ve en önemlisi şüphe. sürekli kimin suçlu kimin masum olduğu bir sorgulama döngüsünde giden bir akışta yazarın kendi deyimiyle "gerçeğin akışkan" olması büyük bir nimet. tam da modern zamanların gerçeği bu. kesinlikle çok beğendim. sadece bu kadar modern terimlerin ve gündelik akışın kitabın içinde olması gerekiyor muydu emin olamadım.
Tanıtımlarda görerek aldığım bir kitap oldu. Kitabın üslubundan başlarsak dili oldukça sade ve anlaşılır, vaktiniz varsa bir günde de bitebilecek bir kitap. Kitabı su gibi okurken bir anda tökezlememe neden olan, bazı sayfalarda yoğunlaşan yazım hataları vardı. Buna dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kitabın içeriği ise yazar bizi yayıncılık sektöründeki gerçeklerle başbaşa bırakıyor. Yazarlık serüveninde olanlar ve olacaklarla ilgili neler yaşanır, manevi olarak bizden neler götürür veya kazandırır; bunları çok iyi işlediğini düşünüyorum. Sadece kitabın sonlarına doğru kilit noktası açıldıktan sonra temponun düştüğünü hissettim. Genel olarak bakıldığında güzel ve okunabilir bir kitap. Tabi çokça abartılmadan..
Son zamanlarda her yerde gördüğümden okumak istedim. Yazım olarak oldukça akıcı. Ana karakterin tam yükselicekken tekrar iniş çıkışlar yaşaması kitabı sürükleyici kılıyor. Olanları karakterin delüzyonlarıyla beraber okumak da ayrı bi keyifli:) Beraber umutlanıp beraber hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Diğer karakterin bakış açısıyla da bazı kısımlar okusak güzel olabilirdi. Konu olarak oldukça güncel ve ilginç detaylara yer verilmiş. Irk ve başarı arasındaki ilişki, toplumdaki karşılanış ve yazarlık dünyası hakkında çok şey öğretiyor. Son kısımları ve bitişi tam tatmin etmese de okumaya değer.
Fikir hırsızlığını meşrulaştıran sisteme nazire yapan Kuang'ın eleştirilerinden alınacak çok ders vardır. Bu manada altından sandalyesi çekilerek edebiyat tarihine gömülmek istenen, yazma şevki kırılan yazarların hikayesi de ilginç bir kurgusal macera olarak okurun aklında yer eder. Kuang'ın eseri bu açıdan çığır açıcı bir edebi eleştiri statüsüne yükselir. Sosyal medyanın yazarın ve okurun evrimindeki gücü ise korkunç bir biçimde eserde görülür. Günümüz dünyasında eskiyenin yalnızca kitap kağıdı olmadığı Kuang'ın bu kurgusunda belirgin hale gelir. Her şeyden öte yazarın kimliğinin ötekinin altında yer almasının ortaya çıkardığı tablonun handikapları su yüzüne çok güzel çıkarılır. Ön yargıların okuru sınırlandırabileceği gerçeği ile birlikte yazarların birbirlerine etnik, siyasi, cinsiyetçi, marjinal tutumları çerçevesinde gerçekleşen rekabetin farklı tezahürleri cezbedici bir hal alır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bence bu kitap gerçekten zaman kaybıydı; zar zor bitirdim. Son on sayfada hikâyenin akışını değiştirecek, beni şaşırtacak bir şeyler olacağını düşündüm ama hiçbir şey olmadı. Sanki yazar ikinci kitabı yazmayı planlamış da finali özellikle yarım bırakmış gibi hissettirdi. Belki yazarın hayran kitlesini etkileyebilir, ancak bir okuyucu olarak beni hiç sarmadı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Pek beğenemedim. Hatta sonlara doğru resmen okumaktan yoruldum diyebilirim. Karakterler zaten çok itici olduğu için kitaba hiç ısınamadım. Çoğu şey de tahmin edilebilir ve basitti.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir kez daha anladım ki popüler olanla arama mesafe koyma irademi diri tutmam şart.
“Sarı Yüz”ü çok konuşuldu diye okudum… ama içimde büyük bir “keşke bir deneme yazısı okusaydım” hissi kaldı.
Evet, ele aldığı konu güncel.
Evet, tartışmalı.
Ama edebiyat sadece “doğru meseleleri” işaret etmekten ibaret mi, emin değilim.
Ben bu kitapta kelimelerin ağırlığını, cümlelerin ruhunu, karakterlerin derinliğini pek bulamadım. Okurken zihnim değil, daha çok sosyal medyada gezer gibi hissettim.
Belki de mesele şu: bazı hikâyeler roman olmak zorunda değil.
Bu bir öfke yazısı değil, bir okur iç çekişi sadece.
Belki de beklentim fazlaydı.
Belki de ben başka bir şey arıyordum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kapağı yüzünden aldım.ön yargılıydım,çok satanlar da olduğu için.bazı kitapların şişirildiğini düşünenelerdenim.her neyse akıcı bir dil - çevirmene çok teşekkürler- güzel tespitler.bakış açımı değiştiren noktalar,kitabın bana katkısı oldu.
Bu kitap öyle bir hikâye ki, okurken sadece bir karakteri değil, bir zihni takip ediyorsunuz. June’un yaptığı şey başta “anlık bir hata” gibi görünse de aslında içten içe büyüyen bir hırsın, kıskançlığın ve görünür olma arzusunun sonucu.
Hikâye ilerledikçe insan şunu fark ediyor:
Asıl korkutucu olan çalınan bir eser değil… bir insanın kendini buna ikna edebilmesi.
Yazar burada çok ince bir yerden vuruyor. Çünkü June’u tamamen kötü de yapmıyor. Yer yer hak veriyorsunuz, yer yer rahatsız oluyorsunuz. Tam da bu yüzden kitap insanın içine dokunuyor.
Ve işin en çarpıcı tarafı:
Bu sadece bir kurgu gibi durmuyor. Günümüz dünyasında, özellikle sosyal medyada, “kimin sesi daha çok çıkarsa o haklıdır” algısını yüzünüze çarpıyor.
Kısacası:
Bu kitap size bir hikâye anlatmıyor, sizi rahatsız eden bir aynanın karşısına bırakıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son yıllarda okuduğum en çarpıcı kitaplardan biri. İlk sayfadan itibaren okuru içine çekiyor ve bir an bile temposunu düşürmüyor. Hırsı, kıskançlığı, başarı takıntısını ve insanların görünür olmak için neleri göze alabileceğini çok iyi bir şekilde anlatıyor. En etkileyici taraflarından biri de ana karakterin içsel çatışmalarıydı. Yaptığı şeylerin yanlış olduğunu içten içe bilmesine rağmen sürekli kendini haklı çıkarmaya çalışması, kendi vicdanıyla savaşıp durması o kadar gerçek yazılmış ki karakter bir noktadan sonra “kötü biri” olmaktan çıkıp içimizden biri gibi hissettiriyor. Bence çoğu insanın bastırdığı kıskançlıkları, yetersizlik hissini ve kendini kandırma biçimini çok iyi yansıtmış. Özellikle sosyal medya, yayıncılık sektörü ve “kim kimin hikayesini anlatabilir?” tartışmalarını işleyiş biçimi de çok zekiceydi. Uzun zamandır bir kitaptan bu kadar keyif almamıştım.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sarı Yüz güzel akıcı yazılmış bir kitap. Ana karakterin duyguları ve düşünceleri samimi bir anlatımla aktarılıyor bu da kitabın içinde canlı kalmamızı sağlıyor.