Annemin Uyurgezer Geceleri, özellikle kadınların varoluş mücadelesi ve ailelerindeki kadınların hikayesini anlatan sarsıcı bir roman olarak öne çıkıyor. Şehnaz'ın saplantılı aşkı ve ailesindeki kadınların geçmişleriyle yüzleşmesi üzerinden önemli temalar işleniyor. Yalnızlık, ölüm, benlik ve aşk gibi konular üzerinde derinlemesine düşündüren ve okuyucunun kendi yaşamını sorgulamasına neden olan bir eser. Ayfer Tunç'un güçlü kurgusu ve akıcı anlatımı sayesinde okuru hikayenin içine çekmeyi başarıyor. Birçok okuyucu tarafından sarsıcı ve etkileyici bulunan bu roman, Ayfer Tunç klasiği olarak nitelendiriliyor.
Bu değerlendirmede, Kitapkurtlarının yapmış olduğu yorumlar yapay zeka tarafından analiz edilmiş ve özetlenmiştir.
Bir ailenin üç kuşak kadınının öyküsünü zamanda sürekli ileri geri giderek okuyoruz kitapta. Paşa kızı bir anneanne, onun öğretmen kızı ve onun da ekonomi profesörü olmuş kızı; anlatıcımız Şehnaz. Bir gece annesinin uykusunda yürümesi ve Şehnaz'ın o güne dek hiç bilmediği aile sırlarını ifşa etmesiyle beraber hikâye önce düğümleniyor, annenin uyurgezerliği sürdükçe de o düğüm yavaş yavaş çözülüyor.
Bu bol kadınlı hikâyede aslında bolca da erkek var. Ölü erkekler, diri erkekler. Bedenen veya ruhen zarar veren erkekler. Bu erkeklerden en önde olanı, Şehnaz'ın hocası ve sonra da sevgilisi olan, evli bir adam olan E. E'nin ismini öğrenmiyoruz zira E. pek çok erkeği ve erki temsilen orada. E. çok tanıdık biri bana sorarsanız, maalesef. Zayıflığını ve zavallılığını bir büyük ego ve kibir maskesiyle örtmüş, acınasılığını acımasızlıkla perdelemiş, muhtaciyetini muktedirlik maskesi altına saklamış bir adam. Şehnaz'ın ona duyduğu ve uzun yıllar aşk sandığı şey de aşk değil, zira iktidar ilişkisinin bu denli asimetrik olduğu bir yerde aşktan söz edemeyiz kanımca, aşka benzeyen ama bambaşka şeylerden müteşekkil bir duygu o. Şehnaz ve E. ilişkisi o kadar iyi yazılmış, o asimetrinin ilişkilerinin her yerine nasıl sindiğini, nasıl biçimlendirdiğini o kadar iyi anlatmış ki Ayfer Tunç satır aralarında, insan okurken öfke, acıma, şefkat karışımı bir tuhaf duygunun içinde buluyor kendini.
Ha gerçi tüm karakterler muazzam yazılmış, kanlı canlı önümde belirdi her biri ve kafamda karşılık buldu, hayatımdan birilerinin yüzünü aldı. Keza aynı şekilde, hayatının kahir ekseriyetini Kadıköy'de geçirmiş biri olarak romanın mekânı olan Kadıköy de sokakları, ağaçları, zaman içinde yiten veya değişen sesleriyle gözümün önünde vücut buldu okurken, böyle bir romanın şehrin en belirgin dönüşümlerden birini geçiren Kadıköy'ü kendine mesken tutması bence hikâyeyi şahane tamamlıyor.
Anlatıcımız Şehnaz, kendisinin de işaret ettiği üzere Borges'in ünlü Funes karakteri gibi unutamamaktan muzdarip olduğu için neredeyse bir yüzyıla yayılan bu hikâyeyi film seyreder gibi okudum. Bu yorum da Borges'in Funes'e dair söyledikleriyle bitsin madem: “Her şeyi hatırlamanız gerekmez, çünkü sözgelimi benim Funes adlı karakterim sonsuz bir belleğe sahip olduğu için sonunda aklını kaçırır. Hiç kuşkusuz, her şeyi unutursanız artık var olamazsınız. Çünkü insan geçmişinde var olur. Yoksa kim olduğunuzu, adınızın ne olduğunu bile bilemezsiniz. O iki öğenin karışımını aramalısınız. Bellek ve unutuş, buna hayal gücü adını veriyoruz. Cafcaflı bir ad.”
Ne diyeyim, hayal gücünüze müteşekkiriz Ayfer Hanım. Çok, çok, çok sevdim.
Anlatıcı Şehnaz ekonomi profesörü, delicesine aşık olduğu Bay E. öğretmen annesi, paşa kızı anneannesi ile üç nesil kadın üzerinden aile sırlarıyla örülmüş hikâye mi okuyoruz yoksa bir illüzyonun içinde miyiz farklı bir resim mi var yanılsamalarıyla okunuyor, bolca durup düşünmeye, sorgulamaya itiyor kitap yapboz yapar hissiyle. Parçaları birleştirip yapbozun bütününü gördüğümü düşündüğümde vay be dedim. Biraz daha büyüdü gözümde Ayfer Tunç, hangisini söylesem bilemedim. Hayal gücünü, zekasını mı anlatımındaki duruluğu mu, kelime oyunlarıyla merakla okutan sürükleyiciliğini mi, betimlemeler yaparken bilinç akışı tekniğiyle peş peşe sıraladığı sıfatlar, pekiştirmelerin hiç bunaltmamasını mı..
Karakterlerin her biri ete kemiğe bürünmüş halleriyle film izler gibi zihninizde canlanan çevremizden tanıdık kişiler.
Annemin Uyurgezer Geceleri kitabını okumaya başladığımda kitaptan bu kadar derinden etkileneceğimi düşünmemiştim.
Üç kuşak kadın; bir yaşanamamış, bir yaşanmış ama hep eksik kalan aşk ve yaralı bir anneanne…
Travmalı bir hayat; gerçekler gizlenmiş, bir gün ortaya çıkacağı düşünülmeden derinlere itilmiş yaşanmışlıklar.
Derin derin psikolojik tahliller, her şeyi bilen bir anlatıcı; cesur kadınlar ve E.
Peki Eyşan? Anlatının içinde bilerek gizlenmiş ama gücü hep hissedilen…
Belleğin gücü unutmaktan mı ileri gelir acaba! Unutacak ki yerine yenisi gelecek (bence). Ayfer Tunç öyle sade ve yoğun anlatıyor ki bazı bölümlerde karın ağrısı ile kıvrandırıyor.
İnsan bu kadar yükü nasıl taşır? Maske üstüne maske yaşam üstüne yaşam eklerken hayatına aldığı her şey kendinden eksiltiyor…
Okunmalı…
Narsist bir adama duyduğu aşkla yalnızlaşmış başkarakterimiz Şehnaz'ın hem kendi hem de ailesindeki kadınların varoluş mücadelesi anlatılıyor.
Yalnızlık, ölüm, benlik ve aşk gibi önemli temalar üzerinde şekillenen romanı sarsıcı bulmamın başlıca sebebi anlatılanlar üzerinden hayatınızın geçmişini, şu anını ve geleceğini sorgulamanızdır. Romanı okumadan önce Irvin David Yalom'un yazdığı "Aşkın Celladı" kitabını okumuştum. Yalom; insanın yalnız bir varlık olduğunu, ölümün kaçınılmazlığını ve yaşamımızı kendi irademizle biçimlendirdiğimizi ifade ediyordu. Yalnızlaşan, zamanında yanlış insana aşık olan, hayatta izlenecek yolu bulamayan ve ölümden korkan insanlar için Annemin Uyurgezer Geceleri'nde yazılanlar tanıdık gelecektir. Ayfer Tunç aşk hayatlarında yalnızlaşmış, asıl istediklerini gerçekleştirememiş ve çeşitli psikolojik sıkıntılar çekmiş kadın karakterlerimizin güçlü olmakta -olmak zorunda bırakılmakta- ortaklaşmalarının anlatıldığı mükemmel bir roman yazmış.
Bir Ailenin Suskun Hafızası
Annemin Uyurgezer Geceleri’ni okurken bir hikâyeden çok, bastırılmış duyguların içinde yürüyormuşum gibi hissettim. Ayfer Tunç bu romanda, anne figürü etrafında biriken suskunlukları, söylenemeyenleri ve geçmişten bugüne taşınan kırgınlıkları anlatıyor. Karakterler yüksek sesle konuşmuyor; daha çok içlerinde taşıdıklarıyla var oluyorlar. Anne hem güçlü hem yorgun, hem yakın hem uzak… Çocuklar ise anlamaya çalışan, kırgın ama hâlâ bağ kurmaya çalışan hâlleriyle kalıyor. Tanıdık, yer yer rahatsız edici ama çok gerçek. Bittiğinde cevaplardan çok, insanın içini kurcalayan sorular bırakıyor.
Bir Ayfer Tunç klasiği daha...
Kalemini, güçlü kurgusunu ortaya koymuş yazarımız yeniden. Baş karakterimiz Şehnaz "Annemin ilk uyurgezer gecesinde söylediği bir cümleyle hayatım alt üst oldu." diyerek kitabın daha en başından şüphe tohumunu ekiyor zihnimize. Bizlere de sayfaları art arda çevirmek düşüyor. Baş karakterle annesinin aynı adama aşık olduğunu düşündürüyor başta, sonra içe içe açılan gül yaprakları gibi hikaye yeni yeni güzergahlar yeni yeni yollar açıyor önümüze. İlk şüphelenilen hiçbir zaman gerçekleşmiyor Ayfer Tunç kitaplarında ve ikinci kadın olan yani bir metresin ağzından dinliyoruz hikayeyi. Bu zaman zaman sinirlendiriyor okuru, hak ettin sen bunları dedirtiyor ,kendi tabiriyle bipolar hastalıklı aşkının içine çekiyor bizi de ister istemez empati kurduruyor. En güzel kısım olarak da 4 kuşak kadının hikayesinin labirent gibi dönüp dolaşıp benzer yerlere çıkmasının bağlantısını kurduruyor. Enfesti, meraklılarına iyi okumalar dilerim.
Yazarın okuduğum ilk eseri. Beğendiğimi söylemek isterim. Ülkemizde geçmişten günümüze kadına olan bakış açısını, ataerkil bir toplumda kadının her anlamda tacize ve şiddete maruz kaldığını bir ekonomi profesörü olan baş kahraman Şehnaz'ın hikayesi ile gözler önüne seriyor yazar. Şehnaz annesinin uyurgezer olduğu gecelere tanıklık ederek kendi geçmişi, annesinin ve anneannesinin geçmişleri hakkında daha önce bilmediği ve şok etkisi yaratan gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu arada bir akademisyen olmasına rağmen çok ünlü çok saygı gören bir profesör ile yasak bir ilişki yaşaması ve onu hayatının merkezine oturtması, bir köle misali her türlü haksızlığa yada saygısızlığa kör kütük aşık olduğu için göz yumması eserin olay örgüsü içerisinde "Nasıl yani, mümkün değil artık!!" diyeceğiniz anlarda yaşatıyor size. Okuması keyifli bir eser olmuş.
İlk okumaya başladığımda, bir kadının bir erkek için bu kadar küçük düşmesi beni oldukça rahatsız etti. Ancak hikâye ilerledikçe yazarın anlatımı içine çekiyor. Özellikle aşk hikâyesinden anne temasına geçişin çok başarılı ve akıcı bir şekilde yapılmış olması dikkat çekiciydi; geçişler hiç kopukluk hissi vermeden ilerliyor.
Kitapta eski zamanlara yapılan göndermeler ve o dönemin atmosferini yansıtan küçük ama etkili detaylar oldukça güzeldi. Eski dostluklar, komşuluk ilişkileri gibi unsurlar hikâyeye ayrı bir sıcaklık katmış.
Kitabın sonunda ise herkesin aslında ayrı bir hikâyesi olduğu çok güzel bir şekilde ortaya konuyor. Üç kuşak; anne, anane ve torun üzerinden anlatılan bu yapı, kadınların farklı dönemlerde yaşadığı benzer duyguları ve hayat mücadelelerini etkileyici bir şekilde yansıtıyor.
Sonunda Şehnaz karakterine ise gerçekten çok üzüldüm. Genel olarak kitap, hem duygusal hem de düşündürücü bir etki bıraktı.
Geçmiş sadece geride kalan değil, bugünümüzü sessizce yöneten bir gölge.
Anne–kız arasında aktarılan o görünmez yükler, uzun bir aşkın yorgunluğu ve insanın kendi hayatına dışarıdan bakma hâli. Hepsi çok tanıdık, çok gerçek. Ayfer Tunç yine bağırmadan, abartmadan kalbe dokunuyor. Bu roman bana göre Tunç’un en derin ve en sarsıcı metinlerinden biri. Çünkü sadece bir hikâye anlatmıyor; hafızanın insanın kaderine nasıl dönüştüğünü hissettiriyor. Şehnaz’ın unutamama hâli aslında hepimizin içinde taşıdığı, ama çoğu zaman üzerini örttüğü geçmişi temsil ediyor. Okurken şunu düşündüm: İnsan gerçekten hatırladıkları kadar mı, yoksa unutabildikleri kadar mı yaşayabiliyor? Dil çok sakin ama duygusu yoğun. Hızlı okunacak bir roman değil; bazı yerlerde durup kendi hayatını düşünüyorsun. Özellikle anne–kız ilişkisine dair bölümler içten içe acıtıyor. Bende bıraktığı duygu; çokça hüzün değil, ağır bir farkındalık. Kitabı kapattığında kendi ailene, annene ve geçmişine başka bir gözle bakıyorsun.
Kitapta Cumhuriyet kadını,aydın bir öğretmenin kızı ve annesiyle birlikte hayat mücadelesi anlatılıyor.Anlatıcı,yaşadığı dönemin toplumsal yapısını,sınıf farklılıklarını ve akademik dünyayı aktarıyor.Özellikle ilk girişte yüklemsiz cümlelerin arka arkaya şiir gibi dizilmesiyle oluşan sayfalar bana okuma zevki vermedi.Ancak ilerleyen bölümlerde olay örgüsünün belirginleşmesiyle kitaba daha fazla dahil oldum.Anlatıcının yaşadığı aşk ilişkisi ve buna bağlı duygusal çatışmaların yer yer gereğinden fazla uzatıldığını düşündüm.Romanın en dikkat çekici yönü ise annenin uyurgezerlikği sırasında anlattıkları, kızının hem annesini hem de kendi geçmişini yeniden değerlendirmesine neden oluyor.Ancak bu sırların kitabın sonlarına saklanması beklentiyi yükseltirken, ortaya çıkan açıklamalar benim için bu beklentiyi tam olarak karşılayamadı.Buna rağmen roman, insanların yıllarca taşıdığı sırları, suskunlukları ve görünmez yükleri başarıyla hissettiriyor.Derinlikli ve sürükleyici bir romandı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
aynı evde yaşayan anneanne, anne ve kızının geçmiş sırları günümüz yaşantılarını konu alan, kızın ağzından okuyacağınız bir hikaye. Üniversitede hocalık yapan kız, öğretmen annesi, ve de anneanne... Annesinin uyurgezerlik durumları baş gösterince doğru bilinen yanlışların ortaya çıkması. Beğenerek okuduğum bir kitap oldu.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yazarın dili kullanmadaki becerisi, kurgunun kusursuz olması, anlatımdaki derinlik aynı zamandaki duruluk takdire şayan. Ne yazsa okurum dediğim türden.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roman, üç kuşak kadının hikâyesi üzerinden kadın olmayı, hayatta takılan maskeleri ve bu maskelerin altında saklanan travmaları anlatıyor.
Başkahramanımız bir ekonomi profesörü. Hikâye boyunca annesinin ve anneannesinin geçmişine tanıklık ederken, aynı zamanda kendisinden yaşça oldukça büyük bir adamla yaşadığı tek taraflı, vericilik üzerine kurulu toksik ilişkiyi; sevilme ve bağlanma ihtiyacını da okuyoruz. Hikâyeler ve dönemler farklı olsa da özünde bu üç kadının hayatlarının nasıl aynı noktalarda kesiştiğini gösteriyor.
Kitap sadece bireysel hikâyeler anlatmakla kalmıyor; kadın olmak, akademi dünyası, toplumsal roller ve içi boşaltılmış kurumlar üzerine de satır aralarında düşündürücü gözlemler sunuyor.
Birçok okurun eleştirdiği nokta, uzun ve zaman zaman tamamlanmamış gibi görünen cümleler olmuş. Ancak ben bu anlatım biçiminden rahatsız olmadım; aksine karakterlerin düşünce akışına daha yakın hissettirdi
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ayfer Tunç edebiyatıyla tanışmak, insan ruhunun en kuytu, en korunaklı köşelerine izinsizce girmek gibi. Hafıza neyi saklar, insan neden uyur gezer olur? Kitap insanı kendi içsel karanlığıyla ve aile bağlarının o tekinsiz yüküyle çok zarif bir şekilde yüzleştiriyor. Yazarın ironiyi ve hüznü dengeli kullanışı, anlatıyı ağırlaştırmak yerine katmanlandırıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
maalesef zaman kaybı, başkahramanın aşık olduğu E. isimli adam kral kaybedersedeki kenan tiplemesinde. yersiz eşcinsellik övgüleri var. olay akışından uzaklaşıp yapılan karakter analizleri ve betimlemeler yer yer konudan uzaklaştırıyor
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ayfer Tunç'un eşsiz kaleminden harika bir kitap. Elimden düşürmeden bir çırpıda okudum. Bazen kendimden, çevremden kesitler bulduğum, okurken ara ara karaktere hüzünlendiğim bir kitap. Tavsiye ederim kesinlikle okunması gereken bir kitap.