Osmanlı aydınlarının (yada aydın olarak zikredilenlerin (çünkü kamil bey kendisini bu sıfata tam yakıştırmıyor çevresindekileri de buna göre yorumluyor ve avrupa aydınları ile kıyaslıyor) büyük harbe bakışları, harbin sonundan nasıl etkilendiklerini kamil beyin şahsında görüyoruz. bu sırada istanbulun işgaline tanık oluyoruz. yazara göre istanbulda her ne kadar kesin sınırlarla ayrılmasa ve dikey hareketlilik mümkün olsa da bir sınıfsal ayrım var. bunu eserin birçok yerinde görebiliyorsunuz örneğin binbaşı burhanettinin sözleri ya da kamil beyle konuşanların tavırlar ki buna arkadaşları bile dahil, ramiz ağanın mahkemede ki ifadesi. bunlar hep bir sınıfsal ayrımı gösteriyor. anck dikkat çeken nokta ki biraz da rahatsız edici boyutlara varıyor aslında, vatan kurtarmaya gönül verenler nedense dine, dini bütünlere, dinin gereklerine karşı bir aymazlık bir vurdumduymazlık bir tepki içerisindeler. bu romanın gerçekten biraz uzaklaşması anlamına geliyor.
romanın üslubuna baktığımızda başlangıçta çok sıkılabilirsiniz çünkü çok ağır ilerliyor. okurken birkaç kez bıraksam mı acaba sorusu geldi aklıma, ama inadımın etkisini gördüm ve sevindim. kitabın ilk yarısından sonra olaylar hem heyecanlı hem hızlı bir hal alıyor. acaba ne olacak sorusunu sormadan edemiyorsunuz ve kitap o kısımda kendisini okutuyor diyebilirim.
bütün bu olumlu ve olumsuz eleştirilerimin sonucu olarak kitabı başta tarih ve edebiyat öğretmenlerine tavsiye edebilirim. hem kendileri hem öğrencileri açısından iyi bir gözlem şansı bulabilirler. ayrıca dönemi merak edenler açısından da ilginç bilgi ve yorumlar içerdiğini de söylemeliyim.