245Yorum
Ertuğrul Uzun
Kitapkurdu
Kör olduğumu anladım. Hepimizin birer kör olduğunu da. Hele şimdi yanıbaşımızdaki Irak savaşında, körlüğümüzün gerçek bir körlük olduğunu acıyla hissettim. Peki gören(ler) yok mu? Dünyanın kokuşmuşluğunu, yediğimiz her lokmanın esasında başkasının ağzından alındığını, kişisel yaşam amacının başkalarını öldürmeyi mübah kıldığını gören(ler) yok mu? Sen çok yaşa Saramago! Bize körlüğümüzü anlattın.
SALTY
Kitapkurdu
Okuduğum en güzel kitaplardan biri.Ayrıca<br />yeni bir yazar tanıdığım ve beğendiğim içinde mutluyum.Etkileyici bir hayal gücü ile yazılmış çok farklı bir roman.Üzerine<br />çok fazla söylenecek söz bırakmıyor yazar.<br />Bizlerin -yani gören körlerin-aslında neleri görüpte gördüğümüzü sandığımızı ve asıl körlerin neleri gördüklerini,körleşen insanların nasıl alçalıp küçüldüğünü çok güzel bir dille anlatmış yazar.Gerçekten kör<br />gibi hissedip yazmış bu kitabı.Bir baş yapıt.<br />Okunması gereken bir eser.
Ahmet Akın
dehşet verici soluk soluğa okunacak bir roman.<br />gözü gören insanların varlığının körler için bu denli büyük nimet olduğunu hiç düşünmemiştim. hele dünyadaki herkesin peşi peşine kör olduğunu hiç.<br />fakat düşünseydim bile kitabın yazarının hayalgücü ölçüsünde düşünemezdim sanırım.<br />kimizaman heyecan, kimi zaman öfke, kimi zaman da gözyaşı yaveriniz olacak kitabla birlikteliğiniz boyunca.<br />mutlaka okunacak kitaplardan biri.
ozy06
Tüm ahlaki değerlerimiz gözlerimize ya da görülmemize mi bağlı. Acaba herşeyi başkaları için mi yapıyor, başkaları için mi yaşıyoruz, onay almak için mi? Onaylayacak ya da yargılayacak gözler yoksa çevremizde acaba yine dürüst, yine ahlaklı, yine güzel olmak için çabalar mıydık. Kitabı bitirdikten sonra özde bu kadar çirkin miyiz diye kuruntulanmamak mümkün değil.
Belgin Aydıntürk
SANA GüNAYDIN DEMEK İSTİYORUM!
Körlüğün yeniden tanımlandığı bu kitapta etrafımızdakiler tarafından görülmemek,Tanrı tarafından farkedilmemek insanları beyaz bir karanlığa mahkum ediyor.İnsanlar bu beyaz boşlukta rezilliğe ve sefilliğe doğru bir kaybolşa sürükleniyor.Yazarın çizdiği insanlığın bu topyekün karmaşasında bir kadın_tek bir kadın_açlığın, kokuşmuşluğun ve zamanın tükenmişliğinin gören gözleri oluyor.Ve ne yazık ki yine o kadın yaşayan tek kör oluyor.
Nasıl bir savaşın hazırlıkları daha heyecan verici geliyorsa insana ya da bir tatil günü gideceğiniz bir piknik gezisine hazırlanan yemeklerin kokusu iştahınızı kabartıyorsa;insanlığa abanan körlük mikrobunu taşıyan bulutun gökyzünü kaplaması kitabın en sürükleyici bölümleri.Ama gökyüzün
ü tamamen kaplayan bulutun hızla dağılmasını istemeniz çok vakit almıyor.Belki yarın belki öğleden sonra derken hiç güneş doğmayacakmış, insanlar gözlerini açamayacamış kimse sizi göremeyecekmiş gibi günlerle, sayfalarla uzayıp giden beyazlık fırtınası oldukça yıpratıcı kısmı bu kitabın.Çözüm de hastalığın başlaması gibi bir günde anlayamadığınız bir yerden ve kimsenin sorgulamadığı bir şekilde gelişiyor.Ama siz midenizin bulantısını kolay kolay atlatamıyorsunuz.Gözleriniz güneşe alışamayacakmış gibi hissediyorsunuz.Sahi siz nerede,hangi sayfadan itibaren kör olmaya başladınız bunun farkında bile olmuyorsunuz.Ne zamandan beri görülmemektesiniz?Bu soruları kitabı okuduktan sonra bir daha gözden geçirirseniz hayatla bütün sorununuzun görmek ve görülmek arasında olduğunu anlayacaksınız.
Karakter ilişkilerinde insanoğlunun ilkesiz,rahat yaşamaya yatkın yapısına karşın sosyal yaşantısını nasıl keskin ve kalıpçı kurallara dayandırmak zorunda kaldığını basit kurgularla yansıtıyor yazar.
Etkisinden uzun süre çıkamayacağınız bir kitap.Okuması kolay olduğu kadar sorunsallarını tekrar tekrar düşünmekten uzun süre kurtulamyacağınız doyumsuz bir eser.
Bölgesel ve ulusal kriterlere dayanmadan tüm dünyanın_bilinen ve görülebilen_ ortaklaşa paylaştığı bir felaketin konu alındığı romanda kendinizi küçük bir alana sıkıştırlmış hissetmeden dünyanın herhangi bir yerinden tüm evrende geziniyormuş gibi hissetmeniz mümkün.