254Yorum
el çevito
16.11.2005
Ahmet Altan'ı çok başarılı buldum. Severek ve sonunu sabırsızlıkla bekleyerek okuduğum bir roman oldu.. Sonu her ne kadar hüsranla bitsede çok güzel bi konuya değinilmiş. Zaman zaman bizimde hayatta yaşadığımız duygulara bu kitap çok güzel tercüman olmuş.
'Hareketsiz kalamıyordu. Onu düşüncelerinden ve duygularından uzaklaştıracak, bilincinin rahatsızlık veren berraklığını örtecek bir hareketliliğin içinde sürüklenmek istiyor, düşünceleriyle duygularının içinde yarattığı o huzursuz canlılık yüzünden durduğu yerde duramıyor, biraz fazla durduğunda bedeninde onu rahatsız eden garip bir enerji birikimi, ruhuna da yansıyan bir sıkıntı hissediyordu, yola koyulmak, bilmediği yollarda dolaşmak, bilmediği insanlarla konuşmak, hikayeler, maceralar dinlemek, kendi hayatının içinden kendini mümkün olduğunca çıkartıp orayı başkalarının hayatlarıyla doldurmak için sabırsızlanıyordu.' Hayatında biraz değişiklik isteyen, az da olsa uzaklaşmak isteyen kişinin duyguları bunlar. Yazar bunu çok güzel dile getirmiş. Okumanızı tavsiye ediyorum. Beğeneceğinize eminim...
Özge
Kitapkurdu
16.11.2005
bu kitabı okurken ahmet altanın ne kadar büyük bir yazar olduğunu anladım.daha önce kendisine karşı önyargılarım vardı ama bu kitaplayıkıldı..bu kitap sadece bir aşk hikaysni anlatmakla kalmıyor,aynı zamanda derin karakter tahlilleriyle insanı düşünmeye sevkediyor..öyle cümleler vardı ki acaba yazar benim düşüncelerimi okuyor mu diye düşündüm.. okunması,üzerinde düşünülmesi gereken bir kitap..özellikle psikolojik roman ve aşk romanı sevenlere şiddetle tavsiye ediyorum..çünkü bu kitap ikisini çok iyi birleştiriyor.
Alfa13
14.11.2005
ahmet altan ın okudugum ikinci kitabı birincisi beni fazla sarmadı ama en uzun gece çok farklı aynı aşka iki koldan da bakabiliyor her iki tarafında psikolojisini intikam ateşini görebiliyor tutkuyu hissedebiliyor hiç farketmedikleri kıskançlıklarını farkedebiliyorlar kahramanlarımız yelda ve selim ama okuyanların aklında fahrünisa da yer edcektir ki kitapta baya büyük bir kitle ile arkadaş oluyorsunuz kitabın sonunu söylemek hiç iyi olmaz bende yazmıyorum okuyun boşa geçmemiş olacaktır vaktiniz olay site de özetleniyor bende imrendiriyorum daha bişeye gerek yok ama şunu eklemeliyim ALKIM YAYINEVİNİ ne derece bana düşer bilmiyorum ama yürekten kutluyorum iyi yazarları iyi fiyatlarla okuyoruz
halil azak
11.11.2005
ahmet altan diğer kitaplarından daha iyi olduğunu düşünüyorum.karakterlerin duygularını tıpkı bir peyzaj gibi betimlemeyi başarmış ve okuduktan sonra kendimi sorgulamaya başladım.davranışlarımı yöneten nedenleri düşündüm ve düşünmeden yaptığımız bir çok şeyin arkasında bir sürü ufak etkenin varlığını hissettim.Yalnız tek kötü yanı aşkı tanımayanlar için müthiş bir uç örnek olması.belli ki de herkesin yaşadığını.kitabın kurgusuda iyi ve güncel aynı zamanda.televizyondan izlediğimiz ve artık kanıksadığımız trajedileri bize acımasızca yaşatmayı başarmış.yolda giderken yanından geçtiğiniz insanın içinde kim bilir hangi fırtınalar kopuyor?
Volkan KÜÇÜK
10.11.2005
Öncelikle Ahmet Altan için düşündüğüm olumsuzluklar için (ön yargılardan ) yazardan özür diliyorum.Ahmet Altan diyince satışlarından poh pohlanan özellikle basım rakamının arkasına sığınan edebi değerini kaale bile almaya gerek görmediğim bir yazar geliyordu hep aklıma bu düşüncenin beynimde neden yer ettiğinide gerçektende pek hatırlamıyorum ama şunu çok iyi hatırlıyor ve sanırım çok uzun süre hatırlayacagım ki bu okuduğum en mükemmel kitaplardan biriydi ( ki ben yaklaşık ayda 4-5 kitap okuyan ve her kitabı begenmeyen biri olduğum halde ) böyle bir eseri meydana getirdiğin için sana çok teşekkür ediyorum Sevgili Altan ( yaşım 24 ama bunu içtenlikle söylüyorum :) ) ve sana ön yargılı baktığım içinde affına sığınıyorum.
kursat1071
Kitapkurdu
31.10.2005
Bütün kitaplarını okumuş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Ahmet Altan bu kitabında okuyucuya verdigi edebi zevkin çıtasını daha da yükseltmekle yetinmemiş, aydın sorumlulugunun geregini yerine getirmis ve töre cinayetleri konusunu da okuyucusuna ulastırmıştır. <br />Vaktiniz varsa bir gün, yoksa iki günde bitirebileceğiniz, ve bitirdikten sonra,aldatmak,yalan gibi erdemsizliklerin birbirini seven kişilerin ilişkileri ne denli yaralayabileceğini çarpıcı bir biçimde hissedebileceğiniz bir roman....
Adnan Çelik
17.10.2005
AHMET ALTAN VE KADINLIK ARZULARI Ahmet Altan,son dönem Türkiye edebiyatının en popüler yazarları arasında yer alıyor.Yazdığı birçok kitap Türkiye’de satış rekorları kırdı,kırıyor.Nitekim son kitabı En Uzun Gece de daha şimdiden 1 milyon satış çizgisine ulaştı.Tabii bu “çok satma”yı sadece Altan’ın edebi yazarlığının güçlülüğüne bağlamak bir yanılsama olacaktır.Altan’ın iyi bir yazar olduğu belki kabul edilebilir ama bu iyi yazar olmanın ötesinde yazarın kitaplarında işlediği temaların kitlenin tüketilebilirlik kodlarına olan uygunluğu,kitaplarının kitle iletişim araçları sayesinde yapılan propaganda düzeyindeki reklamları ve son kitaplarının çıktığı yayınevinin kitap fiyatını oldukça ucuz bir düzeyde tutması gibi nedenler bir araya gelince “çok satma” denilen olgu doğal olarak gerçekleşiyor. Ahmet Altan’ın edebi,sanatsal ve kültürel alanda üretmeye yönelik çok ciddi bir potansiyele sahip olduğuna kesinlikle inansam da yazarın bu derin potansiyeli oldukça yanlış ve körleştiren bir bağlamda kullandığını düşünmeden de edemiyorum.Yazarın bugüne kadar okuduğum bütün kitaplarında (İsyan Günlerinde Aşk,Aldatmak vd..)sürekli kendini tekrarlayan ve Türkiye toplumu gibi okuma bağlamında tamamen manipülasyona açık bir kitlenin tüketilebilirlik kodlarına oldukça uygun olan “kadın ve cinsellik” temasıyla belki çok sattıran,belki çok popülerleştiren,belki çok beğenilen ama böylesi bir yaratıcılığa sahip Altan için de kesinlikle sınırlayıcı ve tutsaklaştırıcı bir kısır döngüye tanık oldum.AHMET ALTAN VE KADINLIK ARZULARI Ahmet Altan,son dönem Türkiye edebiyatının en popüler yazarları arasında yer alıyor.Yazdığı birçok kitap Türkiye’de satış rekorları kırdı,kırıyor.Nitekim son kitabı En Uzun Gece de daha şimdiden 1 milyon satış çizgisine ulaştı.Tabii bu “çok satma”yı sadece Altan’ın edebi yazarlığının güçlülüğüne bağlamak bir yanılsama olacaktır.Altan’ın iyi bir yazar olduğu belki kabul edilebilir ama bu iyi yazar olmanın ötesinde yazarın kitaplarında işlediği temaların kitlenin tüketilebilirlik kodlarına olan uygunluğu,kitaplarının kitle iletişim araçları sayesinde yapılan propaganda düzeyindeki reklamları ve son kitaplarının çıktığı yayınevinin kitap fiyatını oldukça ucuz bir düzeyde tutması gibi nedenler bir araya gelince “çok satma” denilen olgu doğal olarak gerçekleşiyor. Ahmet Altan’ın edebi,sanatsal ve kültürel alanda üretmeye yönelik çok ciddi bir potansiyele sahip olduğuna kesinlikle inansam da yazarın bu derin potansiyeli oldukça yanlış ve körleştiren bir bağlamda kullandığını düşünmeden de edemiyorum.Yazarın bugüne kadar okuduğum bütün kitaplarında (İsyan Günlerinde Aşk,Aldatmak vd..)sürekli kendini tekrarlayan ve Türkiye toplumu gibi okuma bağlamında tamamen manipülasyona açık bir kitlenin tüketilebilirlik kodlarına oldukça uygun olan “kadın ve cinsellik” temasıyla belki çok sattıran,belki çok popülerleştiren,belki çok beğenilen ama böylesi bir yaratıcılığa sahip Altan için de kesinlikle sınırlayıcı ve tutsaklaştırıcı bir kısır döngüye tanık oldum. Altan belki Türkiye gibi cinselliğin konuşulamadığı,anlatılamadığı,yaşanılamadığı ve sürekli bastırıldığı bir toplumda cinselliği böylesine açık ve sansürsüz bir şekilde anlatarak bir tabuyu kırmış oldu ama aynı zamanda bu temayı neredeyse bütün romanlarının merkezine yerleştirerek de manipülasyona yeterince açık olan kitlenin, bilincinin dumura uğratılmasında,kendi toplumsal gerçekliğine yabancılaşmasında gibi günümüzün apaçık gerçekliklerinin oluşmasına da belki de azımsanmayacak ölçüde bir katkıda bulundu. Yazar genelde bütün romanlarında yukarıda da ifade ettiğim gibi sürekli “kadın ve cinsellik” bağlamında yazdı ve yine sürekli olarak da kadını bir arzu nesnesi,bir cinsel meta olarak sundu okurlara. Altan’ın kitaplarındaki bütün kadın karakterlerinin en belirgin ve değişmez özellikleri kendilerini sürekli olarak cinsellik üzerinden ifade etmeye zorlanmaları gerçeğidir.bu karakterlerin kendilerini bu cinsellik bağlamı dışında ifade edip konumlandırabilecekleri hiçbir sosyal,kültürel,iktisadi ve bilimsel bir temelleri yoktur.Kitaplardaki burjuva kadını,iktisatçı,aristokrat,hizmetçi,asistan vb bütün kadınların bu vasıflarına rağmen onları net olarak tanıyıp kodlayabildiğimiz tek alan cinsellik ya da çağrışımlar üzerinden hareket edersek yatak odasıdır.Yazar bütün romanlarında sanki bizde şu klasik koşullanmayı yaratmak istemektedir:kadın koşullu uyarıcı ve cinsellik ise koşulsuz uyarıcı. Aslında yazarın yukarıda bahssetiğimiz bağlamda yazmasının tek nedeni sadece kendisi değil.bir tarafta sürekli yazan ve yazdıklarının okunmasının,çok satmasının verdiği toplumsal popülerliğin iktidarına bulanmış yazar;diğer tarafta ise günlük yaşamın acımasız çarkı arasında öğütülen kitlenin bastırılan,yasaklanan,hor görülen ve aşağılanan cinsellik duygusunu böylesi metinlerde bütün çıplaklığıyla yaşabileceği bir kaçış çizgisine olan isteği birleştiğinde,işte bu tarz hastalıklı bir simbiyotik ilişkinin olumsuzluğuna hapsedebiliyor bizleri.

ajanixs
16.10.2005
Ahmet Altan çok çok iyi bir gözlemci. günlük hayatta yaşadığımız fakat adlandıramadığımız bir çok duyguyu adeta bizim yerimize o kadar iyi gözlemlemiş ve adlandırmış ki su yüzüne çıkan 'içimizdeki o bir yeri'görünce heyecanlanıp şaşırmamak mümkün değil. tıpkı çetin altan gibi ahmet altan da... çetin altan okurlarının da dikkatinden kaçmamıştır ki o da çok iyi bir duygu röntgencisi ve de isimsiz bu duyguları adlandıran usta bir kalem. mutlaka okuyun kendinizi keşfetmek istiyorsanız tabii.
burcuorhan
Kitapkurdu
14.10.2005
kitabın arkasındaki yazı beni çok etkilemişti hemen gidip aldım,hem iki insanın birbirine karşı olan aşkı hemde iki insanın çaresizliği..birbirlerini çok sevmenin her şeye yetmediğinin anlatıldığı akıcı ve sürükleyici bir kitap..Sadece sonunda hayal kırıklığına uğradım,yazar içeriği bu kadar zengin olan bir kitabı böyle klasik bir sonla bitirmemeliydi.aşk her şeyi yener diye düşünenlerin özellikle okumasını tavsiye ederim..kitap dolu günler..
q6Lii
11.10.2005

Ahmet Altan'ın "Yalnızlığın Özel Tarihi"nden sonra okuduğum ikinci romanı.Yazara karşı duyulan tüm önyargı ve olumsuz eleştiriler bu kitapla son bulur herhalde.Çünkü kitap gerçekten de, ben bir sanat eseriyim diyor.Okurken sadece gözlerimize değil, kalbimizin derinliklerinde varlığını hissettiğimiz aşk duygularımıza da hitab ediyor.Başarılı tasvirler ve akıcı bir üslupla süslenmiş mükemmel bir anlatım.Okurken kendinizi dünya yaşamından kopmuş, sayfaların derinliklerine yolculuk yaparken buluyorsunuz.Çünkü o sayfalarda anlatılanlar sizlere dünya yaşamının monotonluğundan uzaklaşma fırsatı tanıyor.Ve kitap bitince kendinizi uyanmak istemeyeceğiniz bir rüyadan uyanmış gibi buluyorsunuz.
Yazar dediğin eserleriyle okuyucunun kalbine temas etmeli, orada olup bitenlerden uzaktan da olsa haberdar olmalı ve eserlerini buna göre ortaya koymalıdır.Ahmet Altan, "En Uzun Gece" ile bu söylediklerimi tamamen gerçekleştirmiş.
myangie
Kitapkurdu
10.10.2005
Zıtlıkların hikayesi... gündüz-gece, masal-gerçek, doğu-batı, ihanet-sadakat... her ne kadar bir kadın- erkek ilişkisi ana tema gibi dursa da arka fondaki güneydoğu'da ana tema kadar etkileyici. insanın içinde kopan fırtınaları bir psikolog kadar başarılı tanımlamış altan. kitap sizi sürüklüyor hem güneydoğu'ya hem aşka, hem de içinizde kopan fırtınalara... karakterleri çözümlemeye çalışırken kendinizle uğraşır buluyorsunuz kendinizi. edebi anlatımı, sade dili ve tasvirleriyle oldukça başarılı bir kitap. bu arada kitabın sonu ile ilgili yorum yazan arkadaşlara iyi bir haberim var; öğrendiğim kadarıyla kitabın devamı gelecekmiş. bu, romanın ilk bölümüymüş. ve eminim ikinci bölüm bundan daha heyecanlı olacaktır.
Karalaca
09.10.2005
Bir kadın ve bir erkek arasındaki aşkın, ihanetin, tutkunun, bağlılığın, yalanın, vazgeçilmezliğin hikayesi... Okurken kendinizi de onlardan biri göreceğiniz, kadının aşkın yanında hissettiği beklentisiz sevginin de yüreğinize işleyeceği, kayıpların sizin de içinizi parçalayacağı bir hikaye... Onların masalı... Ama böyle bir sonu hak etmeyen bir masal...
KY-40655
01.10.2005
Ahmet Altan kesinlikle okumam diyen kişilere bile tavsiye edebileceğim bir kitap.Bu kitabı lütfen okuyunuz.<br />Ön planda kadın-erkek ilişkisinin hastalıklı halleri arka planda Kürt sorununun anlatıldığı bir kitap.Kitap bittiğinde keşke doğu ile ilgili sorunlar biraz daha anlatılabilseydi (başka bir kaynaktan okuduğum bilgiye göre yazar bu kitabı yazmadan önce bölgeye sık sık gidip gelmiş ve araştırmalar yapmış) en az baş karakterlerin duyguları kadar diye düşündüm.Yinede çok beğenerek okudum;oldukça sürükleyici,sürprizlerle dolu.Ama hala sonu böyle bitmeseydi demekten kendimi alamıyorum.
nehirsel
16.09.2005
Kadının ve erkeğin iç seslerinin yansıtılması.Yaşamda kaybedildiğinde, çağırılmayacak,çağırılsada geri gelmeyecek değerlerin,düşüncelerdeki yorumları.Bir insanın yokluğunun bütün dünyayı bomboş yapması... Düşünceyle yaşam arasında kurulan bağdan kopmanın imkansızlığı, yaşadığı ortamdan kopmak, düşüncelerden koparmıyor insanı. Bir masalın başlangıcından sonuna dek kendi masalıyla yaşadığı etkileşim yada çelişkilerin sorgulanması.Her yaşam bitimli her masal gibi. Ama bu masal böyle bitmemeliydi... <br />