İskender Pala’nın okuduğum ikinci eseri… Sayın Pala’nın divan edebiyatına olan aşkı bu eseri ile devam ediyor. Edebi yönünü çok güçlü bulduğum, işlediği konudaki kurgu heyecanının vasatı aşmadığını hissettiğim bir roman bu. Babil Cemiyeti adında dünyanın geleceğine yön veren 7 bilim adamından birinin, Kanuni döneminde Fuzuli’ye Babil’in altın hazinelerine giden yolu ve sırrını emanet ederek intihar etmesi ile başlayan kitap yaklaşık 400 yıl sürüyor. Bu 400 yıl boyunca Fuzuli’nin, Leyla İle Mecnun eserinin içine gizlediği 7 sırrın peşine düşen Babil Cemiyeti ve hazine avcılarının hikâyesini okuyacaksınız. Bu 7 sırrı keşfedenin dünyaya hakim olacağını bilen Cemiyet üyeleri, Babil altınları ile de uzay yolculuğuna çıkacak bir düşüncenin maddi yönünü hayata geçirebilmek için Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’undaki sırlarını çözmeye çalışırlar. Bu 400 yıl boyunca Cemiyet üyeleri, sırrı ve kitabın peşinden gidecek kişileri de belirleyip hayata gözlerini yumarlar. Sırrın peşinde hep 7 kişi olur. Eser Leyla ile Mecnun kitabının anlatımıyla yol alır. Leyla’sını kaybeden Kays (kitap) efendisi olan Fuzuli sayesinde Babil Cemiyeti sırrını taşır sayfalarında. 400 yıl boyunca elden ele ülkeden ülkeye seferler yapan kitap, Leyla’sını arar sürekli. Kimi zaman Osmanlı sarayında bir cariyenin koynunda sabahlar, kimi zaman şair Nedim’in kitaplığında, kimi zaman Evliya Çelebi’nin elinde ülkeler dolaşır. Kitap Namık Kemal’in eline geçip Tanzimat dönemini bile görür. Kitap boyunca aşkın anlatılmadığı dile getirilmediği yer yok gibi. İskender Pala gerçekten dâhiyane bir yol izletmiş eserine. İskender Pala’nın diline aşina olmayanların sıkılabileceği, onu sevenlerin hayranlıkla okuyacağı bir eser diyebilirim.