Çok ünlü olan filmi sayesinde, hala Stephen King denince akla Hayvan Mezarlığı gelir. Aslında bunda haksız da sayılmayız. Çünkü Hayvan Mezarlığı, King in 1. dönem eserleri arasında bence zirveye ulaştığı noktadır. Gerçeküstü olaylara dayanan korku romanlarında en büyük sorun, yazarın gerçek üstülükle gerçeği birbiri ile bağdaştıramamasıdır. Bu nedenle kurgu kopar ve okuyucu romanı saçma olarak niteler. Bir mezarlık düşünün, ölü yatan canlı kalkıyor. Bundan saçma ne olabilir. Ama bu romanı okuyan hiç kimse arka kapağı ne saçma bir romandı diye kapatmaz. İşte Stephen King in, Dean Koontz un farkı budur. Gerçek üstü olguları, gerçek hayata ait olanlarla o kadar homojen bir şekilde harmanlarlar ki, hikaye kusursuz olur.
Hayvan Mezarlığı, kusursuz kurgusu, eşsiz sürükleyiciliği ve dayanılmaz korku ögelerinin yanısıra, bence bir nedenden ötürü daha bu kadar başarılı olmuştur : her okuyucunun okuduğu her sayfada acaba ben olsam napardım diye düşünmesi. Konunun orjinalliği harika bir yazar tarafından kaleme alınınca işte ortaya böyle başarılı bir roman çıkıyor sonuçta. Hayvan Mezarlığını hala okumamış olanlar, ne duruyorsunuz. Hemen aramaya başlayın romanı. Umarım bulursunuz. Gelelim filmine. Filmi beğenmediğini söyleyen okurlar, acaba hangi filmin romanın verdiklerini verdiğini görebilmişler merak ediyorum. Film ile romanı karşılaştırmak, elma ile armutu karşılaştırmakla aynı şeydir. Zaten roman filmin ya da film romanın yerini alabilecek olsaydı, birisi olmazdı. Filmler, roman okumaktan farklı bir haz için yapılırlar. Sinema, romandan farklı bir sanat dalıdır. Hayvan Mezarlığının filmi de gerçekten başarılı bir uyarlamadır. Ama filmi kitaptan önce okumak büyük bir hatadır. Bütün yapımlar için önce roman, sonra film önerilir. Tersini ilk defa bu yorumlarda gördüm. Siz gelin beni dinleyin, önce romanı okuyun, sonra filmi izleyin.