Bir aşk hem bu kadar sade hem de derin nasıl olabilir? Kürk Mantolu Madonna Maria Puder ile Raif Efendi arasındaki hazin bir aşk öyküsünü anlatıyor bu roman.
Raif Efendi, Maria'dan mektuplarına yanıt alamayınca hayata küsüyor ve hiçbir şeyden zevk almamaya başlıyor. Bu süreç içerisinde kendisi evlenmiş, ama evin içindeki karısının ve çocuklarının bir yabancıdan farkı yok ona göre. Sevgi olmadıktan sonra evindeki insanlara bakmanın yabancıları beslemekten bir farkı olmadığını da belirtmekte.
Maria'nın öldüğünden habersiz bir şekilde on sene boyunca Maria'yı suçlayan Raif Efendi'nin gerçeği öğrendikten sonra çok pişman oluyor. Raif Efendi burada ilginç bir düşüncesini de defterde paylaşıyor. Keşke diyor daha önceden öldüğünü bilseydim de seni başka kişilerde arasaydım şeklinde bir şey diyor. Burada hafif bir pişmanlık seziyorum. Çünkü on sene boyunca hayata küsmüş bir insan, boşa geçen senelerde kimseye güvenmemenin, inanmamanın da pişmanlığını derin bir şekilde hissediyor. Maria'nın kendisini kandırmadığını anlaması az da olsa ona teselli veriyor ve bir nebze olsun içini ferahlatıyor.
Çevresinde silik, gereksiz bir insan olarak görülen, ailesi tarafından bile ciddiye alınmayan Raif Efendi'nin bu yaşam tarzının kendi seçimine bağlı bir yaşam tarzı olduğunu deftere yazmış olduğu günlüğü okuduğumuzda anlıyoruz.
Ne zaman roman aklıma gelse Raif Efendi'nin resim sergisinde önünde durduğu Kürk Mantolu Madonnna tablosu karşısındaki çakılı hali aklıma geliyor.
Türk edebiyatının sağlam eserlerinden biri.