yine mükemmel üslup,yine harika bir yapıt...Şair Ka'nın Almanya'da,sürgünde yaşadığı günlerin derin izlerini yansıtmış,muhteşem bir içe bakış sergilemiş.Tebrik etmeli.Ayrıca kanamakta olan büyük bir yaramıza değinmiş;siyasal islama.Bana bu gerilimi yaşattı. Sevgiyle...
tek kelimeyle hayal kırıklığı!!!,pamuk ünü sayesinde çok satabilir,edebi yönden yalın ve güzel bir anlatımı olabilir ama bir yazarın insan hayatları üzerinden para kazanma hevesi olmamalı,bu kitap bence pamuk un para kazanmak,ününe ün katmak için yazdığı bir kitap,yolunuz düşerse Karsa bir gidin ne demek istediğimi anlayacaksınız
12 yıl sürgün ve döner dönmez kars ?? yanlız kars da değil tr nin her yerinde kahveler işsizlerle dolu,tiyatro kumpanyasına hiç gerek yoktu özellikle türban direnişine zaten türban ve benzeri konulu çok hikaye ile iç içe yaşıyoruz kanayan bir yara ama kars da değil her yerde var.Sanki sosyal içerikli yada her lezzetten bir lezzet olsun diye yazılmış o zamanda anlamı kaymış.Konu kars mı sürgün sonrası hayat mı yoksa ne ???teşekkür ederim
işte yine orhan pamuk ve işte yine bir roman. türk gençliğinin başta okuması gereken kitaplar başında yerini alması gerekenlerden birisi. kitabı kötü yönde eleştiri yapabilecek pek kişi göremiyorum. çünkü kendini kanıtlamış bir yazar ve masa başında patlattığı dirsekler sonucu çıkardığı bir roman daha. ama yeteri kadar ilgi görmedi. sadece büyük bir reklam abidesinin ürünğ olduğundan sadece onu kırtasiyelerin camında orhan pamuk yazısı altında "kar" çıktı diye gördük. kitap konusunda reklam yapılmalı mı derken bu dönemin en çokda reklam yapılanları arasındayken niye satışta patlama olmadı. bunu kendinize bir sorun. çünkü türkiyede yazılan romanları birisi alır okur ve başkalarına anlatır. o kadarıylada kalır. vay be baba kitap demektense alın onu okuyun. çünkü bu zamanlarda artık konuşmamızın değil okumamızın gerektiğini düşünüyorum...
Popüler olana önyargılı bakışımı değiştirmeyi deneyen çok fazla kitap oldu ve bu da onlardan biri.Ancak ben Yaşar Kemal okuyup da "çok ağır geldi dili bana" diyen,sonra da Orhan Pamuk`un kitaplarını bir solukta okuyanlar yüzünden kendi önyargımla mutlu huzurlu yaşamaya devam edeceğim.Yine de Orhan Pamuk seviyorsanız mutlaka okuyun derim.
Romanın bir tüketim aracı haline gelişinin hikayesidir Kar... Romanı yazıyorum, yazdım ve yoğun reklamlardan sonra popüler kültürün bir aracı olarak insanlara sundum...Orhan Pamuk bunu diyor...<br />Okumak gerekli ama popülerlere devamlı mesafeli davrananlar için sonraya bırakılmalı...
Orhan Pamuk'un kar adlı romanı doğu insanı <br />ve doğu gerçekleriyle tam manasıyla bağdaşmamaktadır.Orhan Pamuk burada gerçekten çok kendi hayal dünyasındaki doğu özelliklerini yansıtmıştır.İnsan tiplemeleride aşağı yukarı bu yöndedir.Bence<br />kitabı bu derece saptıran "KAR"ismi değil<br />Orhan Pamuk ismidir.Bu kitabın insanın roman dünyasını genişletecek çerçevede olduğunu sanmıyorum.
“KAR”’ın Sessizliğinde Siyaseti Edebiyata Bulaştıran Roman Edebiyat tarihinde siyasi içerikli romanlar azdır. Bunun nedenlerinden biri, özel duygusal bir dünyaları olan edebiyatçıların siyasetten uzak durmalarıdır. Metafizik ufuklarda kulaç atmaları, somuttan çok soyuta yönelik bir dünyaya sahip olmaları da önemli bir etkendir. Ancak her şeye rağmen bu durum, edebiyat tarihinde Stendhal, Dostoyevski gibi kitapları klasik haline gelen siyasi roman yazarlarının doğmasına engel olamamıştır. Siyasi romanı daha çok sol düşünceli yazarların yaztığına şahit oluyoruz. Aslında edebiyatla uğraşan birçok yazar siyaseti edebiyata bulaştırmayı yakıştıramamıştır. Orhan Pamuk’un, Kar romanının başında da yer alan siyasi romanın babası Stendhal’in “Edebi bir eserde siyaset, bir konserin ortasında patlayan tabanca gibi kaba ama göz ardı edemeyeceğimiz bir şeydir. Şimdi çok çirkin şeylerden söz edeceğiz...” tespiti de bu gerçeği bir kez daha teyit ediyor. Orhan Pamuk’un birçok bölümünü çekinerek ve korka korka yazdığını söylediği son romanı Kar da siyasi içerikli bir roman görünümü veriyor insana. Ancak roman aynı zamanda bir aşk romanı sınıflamasına girebilecek kadar aşkı içinde barındırıyor. Akıcı bir üslupla yazılan Kar romanı; Türkiye’deki akıl karışıklığını, yaşanan kaosu, çıkmazları bir takım ahlaksızlıkları konu alıyor. Olay kışın karın yağmasıyla Türkiye’den kopan, güzel ve özel (dekor olarak) ve aynı zamanda Türkiye’deki sosyal, tarihi yapıyı temsil edildiğine inanılan Anadolu’nun Kars şehrinde üç gün gibi kısa bir sürede (Kitap tam tamına 428 sayfa) geçiyor. Roman pek çok sınıfın kutsalları üzerinden yazıldığı için, yazarını tedirgin etmiyor değil. Çok yakın bir geçmişe (1990’lı yıllar) uzanan roman, hem derin devleti, hem sol çevreyi, hem muhafazakar ve radikal çevreleri rahatsız edici boyuttadır. Bir anlamda Türkiye’deki iç çatışmaları, aşkı da satır aralarına serpiştirilerek yazılıyor Kar. Bu nedenle de yazar, muhtemel tepkilerden çekiniyor ve bütün çevrelere uzak mesafede durmaya çalışıyor. Her ne kadar yazar bütün düşünce, İdeoloji ve sınıflara eşit uzak mesafede bir gözle Kar’ı yazdığını iddia etse de, (bir TV programında) biz her yazarın farkına varmadan kendisini yazdığını veya satır aralarına kendi düşüncelerini sıkıştırdığını göz önünde tutarak, Orhan Pamuk’un da -ne kadar da kendini zorlamış olsa da- bu gelenekten kurtulamadığını görüyoruz. Orhan Pamuk, sol zihniyetli bir yazardır. Bunu yazarın önceki kitaplarında da görmek mümkün. Benim Adım Kırmızı romanı için benzer tartışmalar yapılmıştır. Bu anlamda Kar romanında ateist olan romanın kahramanı Şair Ka (Kerim Alakuşoğlu’nun kısaltılmışı) ile Fazıl arasında geçen diyalogu dikkatlice okuyanlar, gizli bir ateizm propagandasını sezeceklerdir. Yazar aynı zamanda kendince bazı cesur ifadeler de kullanmaktan da çekinmiyor. (“Allah’ın olmadığı yer” gibi) Romandaki olaylar her ne kadar Türkiye’deki kaosu, toplum dokusunu, sosyal ve siyasi yapıyı irdelemeye yönelik yazılmış ve gözler önüne sermeye çalışılmış olunsa da, söz konusu kırık yapıyı onarmaya yönelik çözüm önerilerinde bulunmuyor şüphesiz. Belki bir siyasi romana yakışan da budur. Gene de hastalığı teşhis eden doktorun, tedavi için reçetesini hastanın kendisinin yazmasını istemesi halini andırıyor roman. Bu arada, kitabın az okunduğu bir ülkede çokça konuşulan, kitapları yüz binler satan (Kar’ın ilk baskısının 100.000 adet olduğu iddia ediliyor. Benim Adım Kırmızı için 100.000-150.000 adet satıldığı söyleniyor.) ama bir o kadar da eserlerinin okunmadığı, bir çok okuyucunun sıkıcı bulduğu ancak sadece kendine edebi kariyer katmak için kitabı (Orhan Pamuk) aldığı da iddia edilen Orhan Pamuk’un roman tekniği üzerinde de durmakta fayda var. Orhan Pamuk’un üslubu, iddia edildiğinin aksine kitap okuyan vasat bir okur için sade ve akıcıdır. Belki de okuyucunun böyle bir kanıya sahip olmasının nedeni; roman olaylarının karmaşık, kahramanlarının çok ve Türk filmlerine ters bir kurguya sahip olması. Orhan Pamuk her ne kadar metafizik tasvirlerde yeterince başarılı olmasa da, somut ve soyut tasvirlerin birbirlerini desteklemesi ve olayın kendisinin önem kazanması bu açığını kapatıyor. Orhan Pamuk romanlarını bir dizi araştırmalar sonucu yazar ve zaman zaman da romanın akışını bozmayacak şekilde kaynaklarının ismini zikreder. Orhan Pamuk romanları giriş-gelişme ve sonuç sıralamasına aykırıdır. Belki de romanlarının en önemli özelliklerinden biridir romanın olaylar nihayetleşmeden bitmesi. Yazar romanlarında aniden okuyucunun karşısına çıkar ve onunla yüzleşerek romanını sürdürür. Bu da romana hem keyif katar hem de okuyucuyu bir anda şoke eder ve romana dikkatlerini daha da yoğunlaştırmalarını sağlar. Romanlarında aşk, her zaman için can alıcı noktayı oluşturur. Özelde Kar romanı, söz konusu özelliklerinin yanı sıra bir siyaset romanıdır ve olay mahallinin (Kars) ve mevsimin (Kış-Kar) iyi seçilmiş olması romanı daha da cazip kılıyor. Orhan Pamuk’un Kar’ında yerini alan aşk da romanın örgüsü gibi siyasi bir karışıklık halini yaşar. Kar romanında aşk ve siyasetin yanı sıra bir röportaj tadı da var. Romanı okurken çoğu kez, bir romanı okuduğunuzu unutuyorsunuz. Bazen günlük bir gazete haberi, bazen bir köşe yazarının güncel bir olayı tahlili, bazen bir röportaj metnini bazen bir aşk romanını, bazen bir macera metnini okuduğunuz ve bazen de bir tiyatroyu seyrettiğinizi sanırsınız Kar’ı okuduğunuzda. Aslında belki de Kar bütün bunların hepsini de içinde barındıran siyasal içeriği ağır basan bir aşk romanı görünümündedir. Zaman zaman diğer romanlarında olduğu gibi Kar’da da aşkla cinsellik birbirine karıştırılıyor. Snop ifadelerle kösnül bir cinsellik tasviri yapılıyor Zaman zaman. Gene de çağdaşı Ahmet Altan’a göre, daha terbiye edilmiş bir üslup kullandığını da rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu kitabı herkesin okumasını tavsiye ediyorum. Çünkü günümüz Türkiye'sinde insanlarımızın çektiği sıkıntılar farklı bir dille roman olarak anlatılmış, sıkmadan ve Orhan Pamuk okuyanı kendine bağlayabilmeyi yine okumayı zevk haline getirmeyi başarmış. Kitap, insana hem bir roman okuma zevkini hemde düşündürmeyi bilinçlenmeyi kazandırıyor ayrıca. Teşekkürler Orhan Pamuk.
Doğrusu bir yazarın hiçbir görüşün temsilciliğini yapmayan ve meseleleri “tanrısal” bir konumdan yansıtan bir metin yazılabileceğini iddia etmesi şaşırttı beni. Bu yazı özelinde ideoloji bahsini tartışmak yersiz olacağından, temsiliyet meselesine kısa bir değerlendirme yapmakla yetineyim: 80 sonrası kültürel ikliminde serpilip gelişen, “yükselen kendi hayat standartlarının garantiye alınmasını Türkiye’deki ekonomik düzelmenin ve demokrasinin tek ölçütü olarak gören”, ideolojilerin sonunun geldiğine sevinen, steril bir toplum hayaliyle aynı coğrafyayı paylaştığı yoksul ya da belli değerleri hala savunan insanlara oryantalist bir mercekten bakan, ancak her nedense, Batıyı biricik model alan bu düşünsel koordinatların siyasal ve ideolojik değil, ama akılcı, gerçekçi ve evrensel olduğuna inanan “Beyaz Türkler”in dünya görüşüyle örtüşüyor “Kar”daki siyasi ve toplumsal tespitler. Merkezine insanları ve kimlikleri koyarak siyasi alana ilişkin hayli iddialı bir genel değerlendirme niteliği taşıyan “Kar”, ne yazık ki bilgi eksikliği ve bakış açısındaki Batı merkezciliğin bütün zaaflarını taşıyor.
Uzak tarihi geçmişe Kars mimarisi ile –evlerin Rus, Ermeni, Rum geçmişlerine ve bu evlerde daha önce yaşayan söz konu kültürel kimlikli insanlara dair bilgileri ekleyerek- değinen ve çok kültürlülüğe bir göz kırpan Pamuk, Cumhuriyet tarihini de olaylar ve kişiler üzerinden katmış metnine. Yakın bir dönemde geçmesine rağmen bu dönemin siyasi meselelerin tarihsel köklerine de inmeyi hedeflemiş. Mesela, bugünkü türban sorunun arkasındaki tarihsel geri planı ve Cumhuriyet’in ideolojisini sergilemesi açısından 1930’larda gözyaşları arasında sahnelenen “Vatan Yahut Çarşaf” oyunu ile onun kavgalara neden olan bugünkü versiyonu “Vatan Yahut Turban”ı simgesel bir karşılaştırma için kullanmış.
Soldan ve sağdan Nişantaşı’lı olduğu gerekçesiyle “burjuva çocuğu” eleştirisi alan, Ka, bazı zaaflarına rağmen romanın en olumlu, en duyarlı, en masum kişisi olarak resmedilirken, aynı zamanda 1980 sonrası Türk romanının anonimleşen “mutsuz” insan tipinin de bir tekrarı, açıkçası bir stereotip..! Son yirmi yıldır hikayelerden romanlara, edebi metinlerde boy gösteren neredeyse bütün kişi ve karakterler - küçük burjuva entelektüeller- engellenmiş, bastırılmış, çevresindeki toplumdan bunalmış bireyler halinde başrolü hiç kaptırmıyor ve yoksulları edebiyatın ilgi alanı dışına itiyorlar. “Ka için yoksulluk, avukat baba, ev kadını anne, şeker kız kardeş, sadık hizmetçi, mobilyalar, radyo ve perdelerin oluşturduğu Nşantaşı’ndaki kendi orta sınıf hayatının ve “ev”in sınırlarının bitip dışarıdaki dünyanın başladığı yerdi.... Kars yolculuğun, çocukluğunda bıraktığı sınırlı bir orta sınıf yoksulluğuyla karşılaşmak için çıktığı bile söylenebilir” cümleleri ile Orhan Pamuk’un mekan olarak Doğuyu seçtiği bu romanında yoksulluk meselesini derinleştireceğini düşünmüş ve heyecanlanmıştım, ama “Kar”da da yoksullar çarçabuk buharlaşıyor, ekonomik sorunlar klişeleşiyor ve siyasi alan metnin üzerine bütün ağırlığı ile çöküveriyor. Pamuk da siyasi romanı siyasi söze ve sloganlara indirgemiş. Oysa Doğudaki yoksulluğun basit bir anlatısı bile “Kar”dan daha keskin ve derin bir siyasi eleştiri taşıyabilirdi.
Romanda türbanlı kızlar, radikal İslamcılar ve solcular hakkında yapılan değerlendirmeler üzerine söylenebilecek çok şey var. Ancak şu kadarı ile yetineyim; sol eleştirisi duymaya alıştığımız basit kriminal içerikli söylemlerden öteye gitmez ve solcu tipleri karikatürleşirken, Orhan Pamuk, türbanlı kızların iç dünyalarına ilişkin tasavvurlar üretmekten imtina etmemiş. İnançlı bir kızın hayallerini yine o kızın ağzından aktardığı “ben de onun gibi şık olmuşum, ince topuklu ayakkabılar, onunkilerden açık elbiseler giyiyorum. Erkekler bana ilgi gösteriyor. Bu hem hoşuma gidiyor, hem utanıyorum” ifadeleri, tarafsızlık iddiasındaki bir romana yakışmadığı gibi, -beğenelim ya da beğenmeyelim- birtakım değerlere bağlanan ve savunan insanlara karşı da hakkaniyetli olmuyor doğrusu.
Karslı Müslüman gence “Kimse uzaktan bizi anlayamaz... Kendilerini akıllı, üstün ve insancıl görmek için bizim gülünç ve sevimli olduğumuza, bu halimizle bize sevgi duyabildiklerine inanmak isteyeceklerdir” dedirterek, son sayfada üstü kapalı da olsa bir açık kapı bırakıyor Orhan Pamuk, ne var ki bütün bu yazıya dökülenlerden sonra hiç de ikna edici olmuyor. “Kar”, Orhan Pamuk kariyerinde bir aşama değil, bir iş kazası ne yazık ki...