Efendi / Beyaz Türklerin Büyük Sırrı
Efendi / Beyaz Türklerin Büyük Sırrı
339Yorum
Dilek Güven
04.10.2004
Çok enteresan bir kitap, karışık ama<br />hızlı okunuyor. Aklın yolu bir ve yazarın<br />her düşüncesine katılmadan, objektif okunabilir bence. Ama asıl dikkatimi çeken son 1-2 yıldır bütün dünyada yahudi,kabala,mason vs hakkında kitaplar yazılıyor ve yok satıyor. Bize bir fikri kabul ettirmeye mi çalışıyorlar ? Neyin propagandası anlayamadım..Sanırım işin ucu Amerika ya uzanıyor. İlginç !
H@k@nB@s@k
01.10.2004
bu kitapta insanı gerçekten şok edecek bilgiler bulunuyor ama sadece insanların soyadlarına bakarak bazı saptamalarda bulunmak biraz aşırı kaçmış gibi...ama yine de devlet meseleleri hakkında insana değişik bir bakış açısı kazandırıyor ...duyarlı her vatandaşın okuması gereken bir kitap....
Ömerce
21.09.2004
bence bu kitabı okumadan önce okuyacaklara türk tarihi iyice okutulmalı çünkü yazar kardeşim kurtuluş savaşındaki herkesi neredeyse itham ediyor yani bu memleketi kurtaranların aslında türkler değil yahudiler oldunu ispata çalışıyormuş gibi
ayrıca yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi bazı noktalarda objektifliğini kaybettiğini düşünüyorum.sanki bu bir durum tesbiti yada geçmiş olayların bilinmeyen yönlerini aydınlatma dan ziyade efendiliğin aslında çok iyi olduğunu o insanlara borçlu olduğumuzu sempatiyle bakmamız gerektiğini reklam ediyormuş gibi geldi bana hatta bu kıtabın sayın yazarımıza yazdırıldığını düşünüyorum bizler itemesekte zaten ülkemizi kurtaran ve bügün bizi idare eden büyük diye düşündüklermizin efendiler olduğuna göre aslında onları sevmekten öte yapabileceğimiz birşey olmadığını vurguladığını düşünüyorum
mican giresun
Kitapkurdu
16.09.2004
Büyük bir yığının habersiz olduğu bir konuda yazılmış en ayrıntılı kitap. İnsanın arkasında sağlam haber kaynakları! ( Ehline malumdur) olunca böyle oluyor tabi. Ancaaaak nazarı dikkatimi celb eden bir nokta varki bazı grup sbty ciler bu kitapta kasten korunmuş ve kollanmış hissine kapılıyorum. Ülkenin can damarlarına çöreklenmiş yakın tarihimizden bazı isimler ya es geçilmiş ya da korunmuş. Yine de bu da bir başlangıçtır. Umarım bir gün bu ülkenin gerçek sahiplerinin neyin ne olduğunu anlamalarına bu kitap yardımcı olur. Her şeye rağmen tüm kalbimle tebrik ediyorum.
KY-156427
07.09.2004
önceklikle bu kitabın yakın tarihimizi merak edenler icin okunması gereken bir eser olarak görüyorum.ders kitaplarında herseyin anlatılmadıgını gosteren bir kanıt.tek eleştrebilecegim nokta ise isimlerdeki karmaşa olabilir.fakat ara vermeden okumanın ve biraz da tarih ile kronoloji bilgisi olanlar için bunun bir sorun olmayacagını düsünüyorum.soner yalcına tesekkurler.geriye kalan eleştirilerin pek de fazla bir anlam ifade etmedigini dusunuyorum hele boyle bir arastırma karsısında gercektende komik kalıyor...
Ali Eğilmez
03.09.2004
izmirden başlayıp yurdun osmanlı ve cumhuriyetin başlarındaki durumunu, sosyal-ekonomik hayatının kimlerin kontrolü altında olduğunu güzel bir araştırma sonucunda ortaya koyan bu kitap okunmaya değer bi eser. Unutmadan, Soner Yalçın'ı yaptığı bu araştırmadan dolayı kutlayalım. Biline gelen yahudi ve sabetayist gerçeğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yahudi, Ermeni ve Rum azınlıklarının ( bu kitab ne kadar azınlık olduklarınıda açıklıyor:) ekonomiye kontrol etmelerinin dışında daha üst kademede yöneticiliklerde bulundukları birkez daha dile getirilmiş oldu. Kitabın bazı yerlerinde okadar çok kişiden bahsediliyor ki insanın kafası karışıyor. sayfaların altında ki açıklama bölümleri oldukça kabarık ve bazı sayfalarda okumadığımda oldu:) Ama yazar bu insanların bişekilde akraba, arkadaş ve aile dostu olduklarını açıklamak için yaptığı açık ve net. Hatta bu konuya kendiside kitapta pekçok kez eğiliyor ve okuyucularının affına sığınıyor. Kitap sanki bir taraftaymış gibi görünsede gerçekçi olduğunu söylemek lazım. örnekler açık. bu arada yorumuma son verirken Murat Dereli arkadaşımıza birkaç şey söylemek istiyorum (sakin beni yanlış anlamasın, bu bir yorum) Semşi paşa hakkında söylenen "Okuması yazması olmayan, sertliği ve okullu subaylardan nefret etmesiyle tanınınan..." cümlesi o kişi hakkında yapılan bir yorumdur, yani yazar o cümleyi kendisi yazmıyor aktarıyor. şimdi bir kitabın objektif olması için doğru yazması mı gerekiyor? Şemsi paşa hakkında saray etrafında dolanan bir söyletinin yanlış olması yazarın çeliştiğini göstermez. Yazar böyle birşey yazması için gidip şemsi paşa okuma yazma biliyormu diye araştırması gerekmez herhalde. Bi de alaylı subayların kendilerine sorulan sorulara niye doğru söyleyipte ölüme gittiklerini sorguluyor, yalan söyleyip kendilerini kurtarmalarının gerektiğini idia ediyor. bu idianın arkasında durabilmesi için alaylı subayların hayatları hakkında iyi bir bilgi gerekmektedir. 1.Dünya ve Kurtuluş savaşında gözünü kırpmadan ölüme giden subaylarımız kimlerdi acaba? O insanların hayatını biraz daha incelerse neden doğruyu söylediklerini anlamak çok zor değil. Öyle ki o kitapta ölüme göz göre gidenler yanlız subaylar değil: 60 ihtilalinden önce bütün uyarılara rağmen "Ben fare değilim!" diyerek görevini bırakmayan Fatin Rüştü Zorlu, ihtilal olduktan sonra askerlere yerini söyleyip teslim olmadı mı? Bu da mı hiç inandırıcı değil? Neyse. SONUÇ OLARAK ARKADAŞLAR BU KİTABI OKUYUN!
muratdereli
Kitapkurdu
01.09.2004
1875-1961 Yılları arasında meydana gelen, devrin sosyal ve siyasi olaylarının ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı eser, okuyucuyu adeta bir bilgi bombardımanına tutuyor. Bu bilgilerin ise ne kadarının doğru ne kadarının yanlış olduğu tartışılır. Yazarın ifadelerine göre Türkiye, mason ve sabetayist insanlar tarafından adeta bir örümcek ağı gibi kuşatılmış durumda. Ayrıca bu kişiler devletin üst kademelerinde görev yapıyorlar. Fakat yazar bu iddialarını örnekler vererek güçlendirmeye çalışırken, bazı bölümlerde ne yazık ki çelişkiye düşüyor. Bunun yanında kitapta hiç de inandırıcı olmayan olaylar vuku buluyor.
Mesela 109.sayfada aynen şöyle bir ifade geçiyor: “Okuması yazması olmayan, sertliği ve okullu subaylardan nefret etmesiyle tanınan Şemsi Paşa’nın Makedonya’da oluk gibi kan akıtacağını tahmin etmek zor değildi” Bir sayfa sonra ise şu ifadelere rastlıyoruz: “Teğmen Atıf yanına yaklaşıp selamı çaktı. Komutanım acil mektup var deyip zarfı uzattı. Paşa zarfı açarken madalyalarla dolu göğsüne iki kurşun yedi. Kendine güvendiği için yanında fazla koruma bulundurmayan Müşir Şemsi Paşa merdivenlere yığıldı”. Burada öncelikle 109. sayfada, bahsi geçen Şemsi Paşa’nın okuma yazması olmadığı ifade ediliyor. Daha sonra ise, 110. sayfada Şemsi Paşa, nasıl oluyorsa okuma yazması olmadığı halde, kendisine uzatılan zarfı okumak için açıyor ve elim suikast vakası bu anda gerçekleşiyor. Görüldüğü gibi iki sayfa arasında bariz bir çelişki göze çarpıyor. Şemsi Paşa okuma yazma biliyor mu, bilmiyor mu? Bu tür hatalar ne yazık ki yazarın ve kitabın inandırıcılığını en az seviyeye indirgiyor.
Bir diğer hadise kitabın 131. sayfasında ve ifade aynen şöyle: “Ayasofyaya doğru yola çıkan gerici monarşistler, karşılaştıkları askerlere alaylı mı, mektepli mi olduklarını soruyordu. Mektepliyiz cevabını verenleri öldürmekten kaçınmıyorlardı. Her öldürdükleri Harbiyeli subayın ardından mektepli zabit istemeyiz, alaylı zabit isteriz!! Diye slogan atıyorlardı”. Anlaşılacağı gibi gerici monarşistler önlerine gelene soru soruyorlar ve istedikleri cevabı alamadıklarında onları öldürüyorlar. İyi de birinin, istedikleri cevap verilmediğinden dolayı gericiler tarafından öldürüldüğünü gören bir subay, tüm bunlara rağmen bile bile mi ölüme gidiyor. Öldürüleceğini bildiği halde ben alaylı değil mektepliyim mi? diyor. Yazarın burada olayları biraz abarttığı söylenebilir. Bu hadise bir romandan alınsaydı pek de göze çarpmazdı aslında. Ama eser bir araştırma niteliği taşıyor ve bu üslup ister istemez okuyucunun dikkatini çekiyor. Burada yazarın tezi hiçte inandırıcı değil. Fakat yazar, birkaç paragraf sonra meydana gelen bir olayı, kendi adına hiç te inandırıcı bulmuyor. Paragraf aynen şöyle: “Lazkiye Mebusu Emin Arslan Bey de İttihatçıların yayın organı Tanin gazetesinin başyazarı ve İstanbul milletvekili Hüseyin Cahit (Yalçın) zannedilerek öldürülmüştü”. Yazar bu olayı inandırıcı bulmuyor. Ama bana göre, gericilerin her önüne gelene soru sorup istedikleri cevabı vermeyenleri öldürmeleri ne kadar inandırıcıysa bu olayda en az o kadar inandırıcı. Bu tip çelişkiler aslında kitabın birçok yerinde var. Bu da yazarın bazı olaylara objektif olarak yaklaşmadığı tezini ortaya çıkarıyor.
Yazarın objektif yaklaşmadığı bir diğer nokta da Abdülhamit konusu. Gerçekten yazar, kendi dünya görüşünden olsa gerek, Abdülhamit hakkında asılsız iddialar da bulunuyor.Ülkenin bütünlüğünün korunması ve bu toprakların elimizden çıkmaması için insanüstü bir dirayet ve irade göstermiştir Abdülhamit. Burada önemli olan, tarihi değerlendirenlerin, söz konusu kişileri karalamadan ilgili zaman içine yerleştirmesi ve o günü adeta yaşayarak son tahlile varmasıdır. Fakat görülüyor ki yazar, dünya görüşünden bir türlü sıyrılamamış bu nedenle de tarihi olaylara objektif yaklaşamamıştır.
Kitapta beni rahatsız eden bir diğer unsur; dipnotlar ve isimler. Kitapta yüzlerce isim var ve okuyucunun bunları aklında tutması olanaksız. Zaten çoğu isimde kanaatimce gereksiz. Ayrıca hemen hemen bütün dipnotlarda bahsi geçen isimlerin yedi sülalesine kadar gidiliyor. Şu şununla, şu da şunla evli, şunlar şuradan akraba. Bunları okuyanların kafalarının karışmaması mümkün değil. Çoğu dipnot gerçektende gereksiz yere yazılmış bence.
Yazarın kitap boyunca kuşkulu bir tavırla insanların kafalarını karıştırdığı da söylenebilir. Aslında kafa karışıklığı iyidir. İnsanın daha kolay öğrenmesini sağlar fakat kitapta böyle değil. Mesela 371. sayfada “Sevinç, Sevin ve Sevim” diye bir başlık var. Yazar bu adlar arasında bir ilişki arıyor ve Sabetay Sevi ismiyle bunları özdeşleştiriyor. Yani yazara göre bu isimler Sevi kökünden türemişler ve bu isme sahip olanlar Sabetaycılar. İyi de benim annemin adı da Sevim. O da mı Sabetaycı diye kuşkulanmadım değil doğrusu!!!
Tüm bunlara rağmen kitapta olumlu bir nokta yok mu? diyeceksiniz. Elbette ki var. Kitapta öncelikle devrin ileri gelen simaları hakkında detaylı bir bilgiye sahip olmanız mümkün. Bunun yanında Sabetaycılar ve Masonlar hakkında da az da olsa bir kanaate varabilirsiniz. Ayrıca kitapta -kendi adıma-, yeni ve önemli bilgiler de mevcut . Mesela şu mezarlıklar meselesi. Kimlerin hangi mezarlara gömüldükleri meselesi gerçektende çok ilginç. Ayrıca Atatürk’ün Sultan Vahdettin’in kızını iki defa istemesi de benim için yeni ve önemli bir bilgi. Atatürk’ün saraya damat olmak istemesinin nedenleri üzerinde düşünülmeli bence.
Sonuç olarak kitap gerçekten de bir bilgi deryası. Fakat bu bilgilerin -yukarıda saymış olduğum ve daha fazlasını yazmadığım sebeplerden dolayı- ne kadarının doğru ne kadarının yanlış olduğunu söylemek mümkün değil. Sadece bu kitaba bakarak bahsi geçen isimler ve olaylar hakkında bir fikir edinemeyeceğimizi düşünüyorum. Herkese iyi okumalar…


berlineraussie
31.08.2004
türk okuyucusunu derin tarih hakkinda ne kadar biLgiLendirmis bir kitapta oLsa bu kitap bazı sayfaLarinda okuyucuyu anLaşıLmazLığa çekmeyi maaLesefki başarmıştır. eksik yanLarından biri de kitapaki kahramanLarın çokLuğudur. ama yinede okunuLması gereken bir kitap!
SALTY
27.08.2004
Bu kitapda ki en büyük handikap çok ama çok fazla isim olması.Olayları daha belirgin hale getirebilmek için şahısların üzerinde durulmuş ama buda biraz karmaşa yaratmış.<br />Gerçi Soner Yalçının kitapların genel özelli bu şekilde.Kitap genel itibariyle güzel ancak<br />Abdülhamit için yazılanlara pek anlam veremedim doğrusu.Evliyazade'lerin hayatı gerçekden çok ilginç.Helede hayatları Türkiye'nin önemli şahsiyetleriyle birleştirince dahada bir enteresanlaşmış.<br />Kitabı herkese tavsiye ederim.
ankaralibay
27.08.2004
kitap türkiyenin bir dönemini anlatıyor, ancak o denimi biraz yanlı anlatmış, işçi partisi zihniyetiyle anlatılmış, ve çok ayrıntıya girilmiş, kimin kim olduğunu karıştırdım,<br />
Sercan Kaan Yıldırım
Bu kitap kimi ne için bilgilendirmeye çalışıyor anlamak mümkün değil! Sabetayistler bu ülkede şimdiye kadar barış içinde yaşamış, içlerinden ülke için yararlı çalışmalar yapanlar olduğu zararlı çalışmlar yapanlar da olmuş. Soner Yalçın bazı cümlelerin de sonunu eksik bırakarak, okuyucunun zihnini bulandırmaktan başka bir şey yapmamış.
Murat EREREN
16.08.2004
memleketim kime ait şimdi sorusu ister istemez geliyor akla. yurdumu o gün vatanı olmadığı için bu toprakları mecburen vatan kabul eden yahudiler, iki yüzlü olmaları sebebiyel onlardan daha tehlikeli olduğuna inandığım sebetaycılar kurtarmış öylemi? bu kitaba göre onlar çok iyi insanlar ve onlar olmasa kurtulamazdık temasının işlendiği bir kitap olmuş. peki bugünkü durumu nasıl yorumlayacağız? her tarafımız papaz okulları ve onların yetiştirdiği kişilerle dolu. yada türk ve müslüman olmayan fakat bu ülkeyi sömürmek istedikleri için öyleymiş gibi yapan iki yüzlülerle. ve bu kişiler önemli noktaları tutmuş durumda. yazar öyle söylüyor. ama bunun kötü değil, aksine türkler için bir nimet olduğunu vurguluyor sanki.. acaba bu yüzden mi islama karşı çok hassas kişler ortaya çıkıyor. ve bunun ülkemmin yok olmasına sebeb olacağı temasını çiziyorlar? yoksa biz uydu israil devleti olduk da haberimiz yok.. kitaba göre öyle bir durum var.. ilk kurşunu atandan tutun da, bugün ticari hayata yön verenler ya yahudiasıllı ya dönme yada rum.. iyi de bu memlekette hiç müslüman türk kalmadımı yani?
Fatih Aydar
08.08.2004
Bazı kimseler, müstevliye benzer kişilerle menfaatlerini yevhit ettiği zaman bu memleketin elden çıktığının resmidir.Paylaşılamayan (belkide paylaşıldı da bizim haberimiz yok) güzel topraklarımızın bütünlüğünü sağlamamız konusunda gözümüze bir çöp batırıyor bu kitap.Tavsiye ediyorum.<br />
yesil
01.08.2004
ne paylaşılmaz bir vatanımız varmış ki, kime ait olduğu hala açık değil. halka rağmen siyaset yapana mı yoksa arkasına halkı alan deniz köpüğü çokluğuyla övünenlere mi? yoksa buraya hep uzaktan bakmış olana mı? soner yalçın sanırım bunun cevabını sorgulayanlar arasındaki sözüne güvenilir birisi olarak yerini aldı. araştırmalarında hiç bir zaman sağduyusunu kaybetmemesini dilerim.
prometheuss17
31.07.2004
Soner Yalçın'ın yayınladığı kitap Türkiye'nin Tarihine damgasını vurmuş insanları bir zan altında bırakmaktadır. bu büyük şahsiyetler hayatlarında bir kara nokta olduğunu bunu daa kendisinin "araştırma" yaypıp bulduğunu söylemektedir. bu kitabın kendi tarihimize sürülmüş bir kara leke olduğu görüşündeyim. bir programda da M.Kemal için onun da sabetayist olduğunu başkaları araştırsın diye bu konu da Gazi'nin geçmişini zan altında bırakmakta. bu tür kitaplar tarih konusunda biz gençlerin kendi tarihimizi bile kendimiz yapamadığımız inancını uyarmakta ve bizi kendimize yabancılaştırmakta. hele hele şu günlerde kendi tarihimize sarılma ihtiyacı daha yakıcı bir duruma gelmişken. bu tür kitapların gençler için zehirli bir sarmaşık gibi olduğu inancındayım günümüz emperyalist hegemonyasında bir kitabın kime hizmet ettiği de önemlidir. bizim halkımıza mı yoksa dışarıya mı bunu anlamak gereklidir.
Mustafa Yurtkul
26.07.2004
şu anki yaşadığımızı hayatın bize altın tas içerisinde verilmediğini ve hiçbir zaman gaflete ve rehavete kapılmamamız gerektiğini anlatan bir kitap. biz bu ülkenin çocukları elimizdekinin kıymetini ve vermemiz gereken mücadeleyi ancak bizden olmayanların gayretine bakarak mı anlamak zorundayız. kendimize gelmeli ve uyanık olmalıyız . işte bu kitap bize bunu söylüyor;EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE GEL!!!!.....
Mesut Kaplan
18.07.2004
Sabetaylık çok çevrelerde tartışılmış bir konu değildir,tartışıldığında bile üstü genellikle örtülür.Soner Yalçın gene uzun ve bir solukta okunacak iyi bir çalışma çıkarmıştır.Politize olmadan,tarafsız gözle okunması gereken bir kitaptır.Gerçeklerden kaçamayız,Mustafa Kemal,Ismet İnönü vs. kim sabetayist veya mason ise bilinmelidir.Tarih kimseyi dokunulmaz kılmamalıdır.Yazarı tebrik ederim...
Uğur Çiçek
11.07.2004
Kitabın çok fazla reklamı yapıldı. Bizatihi bir TV dizisinde kitapla ilgili bölümler vardı. Bu hevesle kitabı alıp okudum. Kitap tabir-i caizse su gibi gitti. Ne yazık ki biraz araştırma yapınca durumun hiç de öyle olmadığı anlaşıldı. Kitapta tam ifade edilmese de Gazi de dönmelikle itham ediliyor. Yaptığım araştırmalara göre kitabın finansörü Musevi bir işadamıymış. Kitabı okuduğunuzda dönmelere bie sevgi besleyeceğinizi de söyleyebilirim. Dr. Nazım ölmeyi bin kerre hakketmesine rağmen masum gösteriliyor. Mareşale, Gaziye çamur atılıyor. Yazarın Doğu Perinçek tarafından Amerikancılıkla suçlandığını, kitapta yoğun bir dönme ve İsrail propagandasını hissettiğimizi düşünürsek kitabın yakın tarihimize atılan bir leke olduğunu düşünebiliriz. Sabetayizm Türkiye'nin bir gerçeğidir. üst mevkilere gelmişlerdir ama bunu birilerine çamur atmakla, tarihi çarpıtmakla açıklayamayız. Soner Yalçın belli çevrelere düşmanlığını da gösteriyor. Yakup Cemil'in var olmayan bir zat olduğunu Tuncay Özkan ifade etmiştir. Yani yazar çoktan güvenirliğini yitirmiştir. Ayrıca klasik solculuğundan kurtulamamış, Cennetmekan Abdülhamid Han'ı hakketmediği suçlarla itham etmiştir.
AllaTurca
09.07.2004
Öyle görünüyor ki Soner Yalçın bu kitabında da oldukça geniş bir araştırma yaparak, kuşkucu tarzını yalın anlatımıyla destekleyerek, kolay okunan ve çok bilgilendirici bir kitaba daha imza atmış. Kitap, Evliyazade ailesinin bir biyografisi şeklinde yola çıkıyor ancak meşrutiyet öncesinden başlayarak Yassıada'daki infazlara kadar süren tarihi süreci sürekli "iki taraftan" da bakarak devam ediyor. Tarihin içinde dönen entrikaları bazı "tesadüfleri" açığa çıkarmasıyla kitap araştırma kitapları içerisinde hak ettiği yeri kısa zamanda alacaktır.
vhpkr
08.07.2004
Malum dizide o kadar çok reklamı yapıldı ki bu kitabın dayanamadım aldım okudum.Hayal kırıklığımı anlatamam.O dizide İstanbulu mafya yönetiyordu kitapta ise Cumhuriyeti sabateyistler.Çok abartılı geldi kitap bana.Her ne kadar zurnanın zırt dediği yerde yargıyı okuyucuya bırakma nezaketini gösterse de yazar bu kompleksi anlayamadım.Hele hele kurtuluş şavaşının dil uzatılmamış tek kahramanı Atatürk heralde.Sanal bir tarih romanı,çoğu hayal ürünü.Özellikle malum dizinin izleyicileri dizinin özüne bu kadar yabancı bir kitap konseptiyle karşılaşacaklarını ummuyorlardır.