Felsefe, evreni ve doğayı açıklamak ister. Felsefe, en genel sorunların incelenmesidir. Daha az nitelikteki fenomenler ise, bilimler tarafından incelenir. Öyleyse felsefe, bir bakıma bilimlerin uzantısıdır.
Politzer, ‘materyalizm’ sözcüğünün halk arasında yanlış anlaşıldığından bahsetmektedir. Ona göre, halk arasında materyalizm denince, maddi zevklerden başka bir şey düşünmeyen kimseler anlaşılmaktadır. Politzer, materyalizm sözcüğüne yanlış anlam yüklendiğinden bahsetmektedir.
İnsanlar tarih boyunca evreni açıklamak istemişlerdir. Ancak ilk insanlar, bunda başarılı olamamışlardır. Zira yeterli donanıma sahip değillerdi. Sonraların dinlerin ortaya çıkmasıyla, din eksenli evreni açıklama çabaları ortaya çıkmış ama yine başarılı olunamamıştır. Bilimin gelişmesi ise dönüm noktası olmuştur. İşte materyalizm/materyalist felsefe, fenomenleri bilime dayanarak açıklama isteğinden doğmuştur.
Politzer’e göre, materyalizm, evrenin bilimsel açıdan incelenmesinden başka bir şey değildir. Materyalizm, bilime dayanır ve bilimlerle gelişme gösterir. Materyalizmin felsefesi, marksizmin temelidir.
Marx ve Engels’den öncede çeşitli dönemlerde materyalist felsefeler mevcuttur. Örneğin 18. yy’da Diderot. Ancak Marx ve Engels, modern bilimlerden yola çıkarak eski materyalizmi yenilemişlerdir. Diyalektik materyalizm denen, modern materyalizmi sunmuşlardır.
Marksizm, 18. yy ansiklopedistleri tarafından geliştirilmiş, 19. yy’daki bilimsel bulgularla zenginleştirilmiş olan materyalizmin bir meyvesidir. Diyalektik materyalizm, marksizmin öz felsefesidir.
Düşünce, şeylerin zihnimizde bıraktığı izdir.(idee) Madde ise, duyum ve algılarımızın bize gösterdiği bir şeydir. Madde, bizi çevreleyen, ‘dış dünya’dır. Örneğin, elimizde beyaz bir kağıt varsa, bu kağıdın beyaz olduğunu bilmek bir fikirdir, maddeyse elimizdeki kağıttır. Madde(varlık) ve ruh(idee) felsefenin temel sorunudur.
Evren, Tanrı tarafından mı yaratılmıştır, yoksa ezelden beri var mıdır? Filozoflar, bu soruya verdikleri yanıta göre iki karşıt kanata ayrılmışlardır. Bilimsel olmayan açıklamaya göre, evrenin Tanrı tarafından yaratıldığı ve maddenin ruhtan olduğunu kabul edenler İdealizm kanadını oluştururlar. Dünyanın açıklanmasına bilimsel açıklama getirmek isteyenler, materyalizmin çeşitli ekollerini oluştururlar.
İdealizm ve materyalizm, felsefenin temel sorununa verilen iki karşıt ve iki çelişik yanıttır. İdealizm, evrenin bilimsel olmayan, materyalizm ise evrenin bilimsel açıklanmasıdır.
Politzer, burada felsefi idealizmle ahlaki idealizmin birbirine karıştırıldığına vurgu yapmakta ve bu iki kavramın ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Ahlaki idealizm, bir amaca, bir ideale bağlılıktır. Felsefi idealizm ise, dünyayı ruhla açıklamayı temel alan bir doktrindir. Felsefi idealizmde temel unsur, düşüncedir. İdealizm, maddenin ruh tarafından meydana getirildiğini kabul eder. İdealistlere göre;
1. Maddeyi yaratan ruhtur.
2. Madde, düşüncemizin dışında var olamaz. Madde bizim için bir yanılsamadan başka bir şey değildir.
3. Şeyleri yaratan fikirlerdir.
İdealistlere göre, evren, nesnel bir gerçeklik değil, öznel bir gerçekliktir. İdealistlerin varlığını kabul ettikleri ruh, en yüksek biçimini Tanrıda bulur. Tanrı idealistlere varılan nihaî sonuç ve nihaî yanıttır. İdealistlere göre, Tanrı, saf bir ruhtur ve maddenin yaratıcısıdır.
Materyalizm, bilimle felsefeyi, diyalektik materyalizm halinde yeniden birleştirmek üzere, bilimlerle birlikte gelişmiştir.
Materyalizm ve bilimler birbirine bağlıdır. Materyalistlere göre, varlık ile düşünce arasında bir ilişki vardır. Yine materyalistlere göre, ilk ve belirleyici olan maddedir. Ruh ise, ikincildir ve maddeden sonra gelir. Diğer bir ifadeyle, ruh, maddeye bağımlıdır. Materyalistlere göre, evren, ruh tarafından yaratılmış değildir. Tam aksine, ruh, madde tarafından yaratılmıştır. Engels’in de belirttiği gibi, ruh, maddenin yüksek bir görünümünden başka bir şey değildir. Materyalizme göre, madde, gerçek bir şeydir ve düşüncemizden bağımsızdır.
Özetle, materyalistler felsefenin temel problemi konusunda şunları söylüyorlar:
1. Ruhu yaratan maddedir ve maddesiz ruh hiçbir zaman olamaz
2. Madde, ruhun dışında vardır ve ruha muhtaç değildir.
3. Dünyayı bilip tanıyabiliriz.
Son olarak, materyalistlere göre, evren nesnel bir gerçektir.
Daha sonraları bu iki akımı birleştirmeye yönelik üçüncü bir felsefe ortaya çıkmıştır. O da, agnostisizm (bilinemezcilik)tir. Agnostisizime göre, bizler şeylerin dış görünüşünden başka bir şey bilip öğrenemeyiz. Agnostiklere göre, sonuç bakımından evrenin ruh mu yoksa madde mi olduğu bilinemez. Biz, şeylerin özünü değil de, ancak dış görünüşlerini bilebiliriz. Agnostikler, dış görünüşlerin elbette bilinebileceğini, ama şeylerin gerçekliklerinin asla bilinemeyeceğini öne sürerler.
Agnostisizm’in kurucuları Hume (1711-1776) ve Kant’tır (1724-1804). Gerek Kant, gerekse Hume, idealizmle materyalizmi birleştirmeye çalışmışlardır. Agnostiklere göre, bizler sinemadaymışız gibi yaşamaktayız. Ekranda nesnelerin görüntülerini ve varlıklarını görmekteyiz. Ama bu görüntülerin ardında, yani ekranın ardında ise hiçbir şey yoktur. Örneğin, otobüs nesnel bir gerçekliktir. Ancak agnostikler, otobüsün bizim için nesnel bir gerçeklik olamayacağını, bu otobüs bir fikir midir sadece, yoksa bir gerçeklik midir, bunu bilemeyeceğimizi ileri sürerler. Engels, agnostisizmi utangaç bir materyalizm olarak görmektedir.
Agnostisizm, “kendinde şey” ile “bizim için şey” arasında bir yapar. Bu felsefeye göre, “bizim için şey” inceleme konusu olabilir, ama “kendinde şey” incelenemez; çünkü bizden bağımsız olarak var şeyi bilecek gücümüz yoktur.
Öz olarak, agnostikler, “hiçbir şeyi bilemeyiz; akıl, bize tam tamına güvenebileceğimiz hiçbir şey vermemektedir” demektedirler. Yine agnostikler, dış dünyanın var olup olmadığı üzerinde bir yargıya varmanın imkansızlığına vurgu yapmaktadırlar.