Günümüzde cereyan eden hadiseler ve bunları kapsayan davalara yönelik olarak yazdıkları belli bir tutarlılık arz ediyor.Ancak söz konusu yapının tarihsel sürecini inceleme ve aktarma noktasına sayın Tayyar'ın biraz kafası karışık gibi.En basitinden örnek vermek gerekirse;kaynak olarak aldığı Teşkilat kitabında bahsedilen örgütlenme ile yazarın aktardığı teşkilatın örgütlenme ve tarihsel gelişim açısından isimler haricinde hiç bir paralelliği bulunmamaktadır.Teşkilat'ın yazarı olayların kökenini Oğuz Kağan'a kadar dayandırma cüretini göstermenin yanı sıra,bu yapının günümüzde de tarihsel misyonu ve vizyonu çerçevesinde yeniden dirildiğini,buna müteakiben de faaliyetlere giriştiğini ifade etmektedir.Oysaki Çelik Çekirek'in yazarı kronolojik ve karakteristik tutarlılık haricinde ayan beyan bir kopukluk içerisinde,tarih sahnesinde cereyan eden örgütsel girişimlerin hepsini bir odakta toplamak istemiş ancak yanlış olduğunu görememiştir.Gerek Oğuz Kağan'ın gerekse diğer Türk devletleri ve yöneticileri tarafından kurulan teşkilatların mevcut yapı ile nitelik bakımından tek örtüştüğü nokta antropolojik "teşkilat" geleneğidir.Bunların haricindeki bir paralellik ve süreklilikten söz etmek neredeyse imkansızdır.Kaldı ki müellifin bu hususları sunuş şekline dikkat edildiği vakit kopukluk ve alakasızlık ayan beyan ortaya çıkmaktadır.Son söz olarak şunu da belirtmekte fayda görüyorum ; yalnızca düşman devlet ve odakların faaliyetlerine odaklanan espiyonaj ve onların da benzer faaliyetlerini engellemek maksadıyla kontr-espiyonaj yapmanın haricinde geleneksel ve misyonik bir etikete sahip en nadide Türk örgütü Teşkilat-ı Mahsusa'dır.Nitekim bugün Arap Baharı denilen hadiselerin vuku bulduğu coğrafyadaki devletlerin tamamı Osmanlı mülkünden kopma olup,kuruluş devreleri esnasında tamamen Teşkilat-ı Mahsusa ve Osmanlıcı-Ümmetçi bir çizgi ile hareket edilmiştir.Ergenekon adlı yapının kökeni İttihat ve Terakki'deki JönTürk geleneğidir.Her ne kadar TM'nin çekirdek kadrolarını İttihatçılar oluştursa da bunlardan birçoğu eski çizgilerini terkedip,hürriyet,meşrutiyet nidalarından sıyrılarak Devlet-i Aliyye'nin bütünlüğünün tehlikede olduğunun farkına varıp kendilerine Hanedan büyüklerince ve gelenekler gereğince verilen emirleri yerine getirerek TM bünyesinde cansiperane çalışmalar içerisinde olmuşlardır.Hüsemettin Ertürk başkanlığında lağvedilen Teşkilat-ı Mahsusa gerçek Teşkilat-ı Mahsusa değildir.Esas kadrolar günümüzde dahi bilinmemektedir.2011 yılında dahi hiçbir gizli servisin 30 bin üyesi bulunmazken 1.Cihan Harbi esnasında TM'nin 30 bin üyesi bulunmaktaydı.Bugün esas araştırılması gereken Çelik Çekirdek bu kadroların ve yöneticilerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti idaresinde hangi noktada olduklarıdır.Türk milleti her ne kadar asimilasyona açık olsa bu idareciler için geçerli bir yargı değildir.Gelenekler idareciler bazında etkisini çok zor yitirirler.