Sürükleyici ve sarıcı bir kitap-ve bunalımlı. Kitabı hem elimden bırakamadım, hem okudukça içim sıkıldı. İşte ilginç bir karışım. Okunmaya değer.
Sağ-sol olaylarını yaşamış solcuların (hiç bir sağcının bu konudaki bir kitabını okumadığımı-ve hatta duymadığımı-şimdi farkettim-neden acaba? Onların söyleyecekleri bir şey yok mu?) yani yaşamış ve kaderin sillesini yeyip ülkeden kaçmış, vatandaşlıktan çıkarılmış vs solcuların, bugün bu ülkede yaşanan PKK terörüne dört elle sarıldıklarını okuduğum kitaplarda farkediyorum. Sanki kendi başarısız olmuş davalarının devamı gibi görmek istiyorlar bu terörü-tabii onlara göre terör değil, birilerinin (masumları) öldürerek ulaşmaya calıştığı yüce sonuç, haklı dava. (Bu dava kelimesinden de hiç hoşlanmıyorum, hem fazla ağır, hem köhne geliyor) Ama tüm eski solcuların PKK'ya terör örgütü demeye dillerinin varmadığını, hepsinin kitaplarında PKK'ya katılmak üzere dağa çıkan eğitimli gençlere yer verdiğini de görüyorum. Yani teröristler sadece kandırılan cahil çocuklar değil, ne yaptığını bilen insanlar da var, bu dava haksız olamaz vs gösterilmeye çalışılıyor. Ama ne tarafından gösterilmeye çalışılırsa çalışılsın, ister kuyruğundan tutun ister kulağından, istediğin şey için adam öldürmek hiç bir durumda haklı gösterilemez. Sen kim oluyorsun da başka bir insanın yaşama hakkını elinden almayı dava için, onun için bunun için kendinde hak gibi görüyorsun? Bu PKK saçmalığı zaten bizimle ilgili değil, bize empoze edilmiş bir yapay sorun. Komik olan da bunu yapanların, bir zamanlar anti-emperyalizm diye haykıran solcuların baş düşmanı, bildik bazı ülkelerin olması.
Solcularla bir problemim yok-zaten bizim zamanımızda sağcı-solcu olayı falan yoktu. Ama bu ülkenin bir adım ileri gitmesini engelleyen PKK olayına bu kadar dört elle sarılmaları, ve buna karşı olan herkesi de sağcı faşist vs ilan etmeleri hakikaten sinir bozucu. Mehmet İliç'in, küçük oğlu ülkücülere katıldı diye 'keşke ölseydi' diye düşünmesi kanımı dondurdu. Hani hiç bir şey çocuktan daha kutsal, daha değerli olamazdı? Bu durumda bir çarpıklık var ama...Vatansever kelimesinin bu kadar eski moda-ve hatta cahilce bir kelime gibi görülmesi de sinir bozucu. Oya Baydar Fransa'da uzun yıllar kalmış. Herhalde benim ziyaretlerimde gördüğümü o yaşadığı yıllarda çok daha iyi gözlemlemiştir-Fransızlar sadece vatansever değil, bir de üzerine ırkçıdır. Tabii burada Oya Baydar'ın kitapta neden Türkler'den Türkiyeli diye bahsedip, Fransızlardan Fransalı diye bahsetmedğini de merak ediyorum.
Irkçı olalım demiyorum elbette, ama başkalarının vatanlarını küçük görmeden kendi vatanını sevmek iyi bir şeydir, bundan insana ve ülkeye iyilik gelir, çünkü devir dünya vatandaşlığı devri değildir, hiç bir zaman da böyle bir şey olmayacaktır. Gelecek güzel günlerin hayaliyle yaşayıp sanki o günler zaten de yanıbaşımızdaymış, dünyada herkes herkesin dostuymuş, Türkiye gibi bir ülkeyi de tüm diğer ülkeler düşünüp kolluyormuş gibi düşünüp öyle davranmak yerine, yaşadığımız güne ayak uydurarak hem ülkemiz, hem tüm insanlık için yapabileceklerimizin en iyisini yapmak bana iyi bir çözüm gibi geliyor.
Sağ-sol olaylarının yaşandığı zamanlarda solcuların gördüğü muameleyi hiç bir şekilde hoş karşılamıyorum. Onlar da yaptıklarının vatana millete faydalı olacağını düşünen genç insanlardı ve yanlış karşılık gördüler bence. Ama o zamanın kinini bugüne kadar taşıyıp, bu kinle bu kadar yanlış sonuçlara varmayı da hoş karşılamıyorum. Kinden bir noktada kurtulmak lazım. Bu şekilde yaşamak çok zor.
Kitaptaki aşk hikayesi de içimi burktu...Ve Ülkü'nün her şeye, her kayba rağmen yaşamaya devam edebilmesine hayran oldum. Olaylar güzel bağlantılandırılmış. Ustaca yazılmış bir kitap. Tavsiye ederim.