Açıkçası, Amadeu Prado'nun mektupları, romanın kendisinden daha çok ilgimi çekti. Romanın kendisinin sadeliğinin aksine, bu mektuplar çok daha sofistike bir dille yazılmış ve insanı birçok konu hakkında düşünmeye sevk eden metinler.
Romandaki karakterlerin de oldukça başarılı bir şekilde yaratıldığını düşünüyorum. İlgiyi ve merakı üzerlerinde tutmayı başarıyorlar. Yalnız bazı karakterler var ki, doğaüstü güçlere sahipler sanırım. Kitaptaki, Prado'nun öğretmenliğini yapmış rahip, Gregorius'a Prado hakkında öyle uzun ve detaylı anılar anlatıyor ki, 90 küsur yaşında bir adamın, üzerinden yarım asırdan fazla geçtikten sonra anılarının bu kadar canlı kalabildiğine inanmak güç. Prado, yaşamına giren herkesin üzerinde güçlü duygular bırakan kuvvetli bir karakter. Bunu hemen hemen herkesin ağzından dinliyoruz zaten ama, özellikle rahibin sayfalar dolusu anıları, gerçekçiliği yitiriyor. 90 yaşının üzerinde bir adamın, yarım asırdan fazla beraber yaşadığı karısı hakkında bile bu kadar detaylı betimlemeler yapabileciğini, ayaküstü konuştukları alalade diyalogları dahi dün gibi hatırlayabileceğini sanmıyorum. İşte bunlar, romanın sürükleyiciliğine ve inandırıcılığına zarar veren öğeler. Romanın içinde yaşar, kendinizi karakterlerin yerine koyar, sokaklarında yürür, evlerinde kahve içerken, bir anda ayılıyor ve tüm bunların bir insanın kurgusu olduğunu hatırlıyorsunuz. Bir bestseller'dan daha fazlasını da beklememek lazım zaten...