28Yorum
emir07
24.10.2009
Kısacık ama sıcacık öykü yani Sait Faik... Hergün yaşadığımız tamamıyla duygusal ve samimi olayları çok farklı açılardan sanat ve dil yardımıyla tekrar bize akataran yazar. Keyifli okumalar...
KY-233490
02.12.2008
Sait Faik Ömer Seyfettin vs. hikaye dendiğinde aklımıza gelen nadir yazarlardandır. Beni en çok etkileyen ve ilk defa Türkçe dersimizde hocamızın bize okuduğu bu eser gündelik olaylarla bezenmiş, hergün yaşadığımız sıradan olayları anlatmış. Fakat onun anlatım tarzı hiç bu kadar etkileyemez insanı. Hikaye alanında ilgilenenlerin mutlaka okuması gereken bir eser.
KY-374354
01.04.2008
gündelik olaylarla süslenmiş bir kitap.hergün yaşadığımız olaylar çok sıradan gibi gelebilir ama önemli olan sait faik in anlatım tarzı.o sıradan bir görüntüyü bile şahere dönüştürebiliyor.öykü severlere tavsiye edilir
Şenay Gemeç
Kitapkurdu
14.11.2007
Hikayenin akışından çok olayların ve yerin tasviri dikkatimi çekti ve hoşuma gitti.Sanırım yazar oluşturduğu karakterlerle kendi iç dünyasındaki istekleri,düşünceleri dışa vuruyor.Onlarla olan diyalogları,onlar hakkındaki düşünceleri saf ve yalın.Olduğu gibi anlatılan olaylar sanki insana oradaymış hissi veriyor ve okumanın amacına ulaşılmış oluyor.Hikayeden çok tasvire önem verdiğimden Sait Faik benim için güzel bir kaynak oldu.<br /><br />Tavsiye ederim.!!!!<br /><br />
Suat Sungur
Kitapkurdu
20.09.2007
Mansur Bey adlı,bütün günleri aynı faaliyetler çerçevesinde geçen bir adamın hikayesi anlatılıyor.Hayatındaki sıradanlıklar ve bundan duyduğu zoraki mutluluk en ince ayrıntısına kadar belirtiliyor.Sonunda ise bu hayattan nasıl vazgeçebilirim sorusunu soruyor kendi kendine.

Haftanın 7 günü aynı şeyleri yapan Mansur Bey her zaman ki gibi kahvesine gider ve kahve sahibi Yahudi bayanla kapuçinolu fransızca sohbetine başlar.Daha sonra kütüphaneye giderek bir Fransızca dergi alır.Çünkü bu dergi yarınki sohbetine yardımcı olacaktır.Öğlene doğru işkembecisine gider ve ekşi ekşi limonlu işkembesini içer Bayram’ın dükkanında .
Akşam Fransızca dergisindeki bilmediği kelimeleri tercüme ederken uyuyakalır.Fakat saat 4:30’daki akşam gezintisi için uyanacaktır elbette.Gezinti sırasında akşam olduğunu pastahanesinin perdesi çekilnce anlar.Portakalını alır ve meyhaneden çıkan insanları izlemeye başlar.Daha sonra karşı meyhaneye girer,her zamanki içkisini içer ve her zaman olduğu gibi zurnacı ,zurnasının kamış düdüklerinden birini değiştirirken masasından kalkar.
Yedi seneden beri mahallesinden çıkmayan Hünsar Bey bir gün mahalesinden çıkmaya karar verir.
İstanbulun güzelliği onu büyülemiştir ve aklına ne gelir biliyor musunuz? Dükkanla,evi satıp,gazinodaki alnı dar kızı metres tutup,daha sonra bir Boğaziçi vapuruna binip,Bebek’le Arnavutköy önlerinde oturduğu tabureden kalkıp,kendisini denizin içine bırakıvermek.

Her gün aynı şeyleri yapan bir adamın gerçekleştirdiği faaliyetler en ince detayına kadar anlatılıyor.Rutin faaliyetleri gerçekleştirmesine rağmen ,içinde daha değişik şeyler yapma isteğinde olan başka bir insan var ve bu da diğer kişilerle olan ilişkilerinde ve düşüncelerinde açığa çıkıyor.

Sait Faik bu duru üslubuyla sadece ilk ve orta öğretimde değil, iletişim fakültelerinde de ders olarak okutulacak kadar güzel bir sadeliğe ve akıcılığa sahip. Tavsiye ederim.
AbidinDinoo
Kitapkurdu
25.06.2007
Ünlü hikayeci Sait Faik bu eserinde hayatın monotonluğunu, hergün aynı şeyleri yapıp yarın yine aynı şeyleri yapacağı düşüncesi ile uyuması. Hayatın sıradanlığını ve hep aynı oluşunu anlatan bir kitap.<br /><br />Kitabın baş kahramanı Hünsar Bey mahallesinden hiç çıkmayan Her gün aynı eylemleri bıkmadan usanmadan tekrarlayan birisidir. Üstelik mahallesinden 7 yıl hiç çıkmamıştır. Birgün mahallesinden çıkmaya karar verir ve kendini Boğaziçi sularında kendini düşünürken bulur...<br />
ytayci
08.11.2006
Öncelikle Sait FAİK’te beni en çok etkileyen:

Bir çok insanın hobilerini, zevk alıp kendilerini mutlu eden şeyleri yapabilmeleri için öncelikle başka başka işlerden para kazanmak zorunda kaldığı İstanbul yaşantımızda, aslında ben onu çok şanslı birisi olarak gördüm. Ailesi sayesinde onu ayakta tutabilecek kadar bir mal
varlığına sahip olmuş olması; sevdiği, hatta ömrünü adadığı “yazmak” eylemini hiç bırakmadan yapabilmesini sağlamış. Onda beni en çok etkileyen; severek yaptığı bir iş ile para kazanmayanlardan olmasına rağmen “yazmasam deli olacaktım…” diyerek bu mesleğe
kendini adaması olmuştur. Sanırım benim yapamadığımı onun yapmış olduğunu görmek, beni onu okumaya iten asıl sebep oldu..
Okudukça gördüm ki o, kendi sıkıntıları ve yalnızlığı kadar, ayak uyduramadığı insanları da anlatmayı seven “bir İstanbul yazarı” . Evet o bir İstanbul yazarı;
Dertleriyle dertlendiği bu insanlarla hayatı paylaşan,
Bir çok öyküsünde olayları dışarıdan tasvir eden üçüncü bir şahıs olmayıp, kendini birebir öykülerinin içinde bulan,
En önemlisi okudukça insanın kendisini de o öykülerin içinde buldurtan bir yazar.
Ben yazarın “Lüzumsuz Adam” adlı kitabını okudum. Hemen daha ilk öyküsünde etkileyiverdi (etkiledi) beni. Öykü daha çok, adı önemli olmayan bir adamın İstanbul’da ‘benim’ diye benimsediği birkaç sokakta geçmekte. Öyküde anlatılan aslında sadece gündelik bir yaşam. Gündelik bir yaşam fakat sıcak, içten, doğal ve samimi. Anlatılanlar belki gerçek
belki de değil ama her şey gerçekte yaşanabileceği kadar tüm içtenliğiyle yansıtılmış. Fransız kahve sahibi bayan, işkembeci Bayram, portakalcı ve esmer Yahudi kızı… Yazar, bu kişilerle olan diyaloglarını veya bu kişilere karşı olan düşüncelerini çok doğal yansıtmış.
İşkembe çorbasına sıkılan bir yarım limondan bahsetmesiyle beni o ana iyice odakladı
doğallığı bozmadan kafamda canlandırmamı sağladı ve bana o anı yaşattı.
Yazar öyküsünün bir bölümünde yedi senedir, bahsettiği birkaç sokaktan başka, İstanbul şehrinde herhangi bir yere gitmediğinden bahsetmiş. Başka bir yere gitmeye ürktüğünü, sanki dövülecekmiş, linç edilecekmiş, parası çalınacakmış gibi hissettiğini anlatmış. “ Bu koca
şehir ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu. Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yapmışlar?..... Nasıl birbirinden bu kadar ayrı, birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyor?” diye yazmış. Çok merak ediyorum Sait Faik günümüzde yaşasaydı bırakalım sokağından dışarı çıkmayan insanları, acaba evlerinden dışarı
çıkmaya ürken insanları mı konu alırdı, ya da birbiri içine daha da girmiş olan bu şehirde birbirlerini hiç tanımayan insanlar hakkında ki yorumu ne olurdu.
Öykünün sonunda Sait Faik’in yine hayran olduğum kişiliğini gördüm. Bu öyküdeki Sait Faik “atın ölümü arpadan olsun” misali “yaşam nedir ki satayım her şeyi, bakayım keyfime, hayatım güzel son bulsun” der gibi öyküsünü sonlandırmıştı.
Ömer Taha Güvenek
Kitapkurdu
31.01.2005
öyküler de öykü kitabının adı kadar güzel : lüzümsuz adam'da ! Usta hikayecimizin kalemi farkını gösteriyor ! Sait Faik okumak isteyenler için bu kitabı iyi bir başlangıç olabilir.Sait Faik'i sevdirmek isteyenler de bence bu eserini hediye etsinler sevdiklerine..evet,gerçekten "bir insan ustası" o..
1 2