Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ulysses, Mrs. Dalloway gibi bilinç akışı tekniğiyle kaleme alınan bir roman daha.
Okurken duyduğum metnin gizini keşfetme arzusunun yanı sıra, Ben'lik, kişilik, nasıldan ziyade niçinlerle dolu, olaylar kopuk seyretmesine rağmen tüm duygu ve düşünceler zihnin en köşe bucak köşelerinden yakalanmıştı ve çokça da itiraftan oluşuyordu sanki. İnsanın kendine söyleyemediklerini bir başkasını kurarak yüzüne vurmak, benliğini yok etme amacını taşıyordu. Aynı zamanda da bir başkaldırı bildirgesiydi. İnsanı yıkıma uğratan ve onu kendisinden çalan her şeye. Dille oynuyordu, dili bozuyordu, dile yeni bir yaşam sunuyordu, yazar Wittgenstein üzerine zaten tez yazmış sanırım. Muhtemelen dille bunca uğraşmasının sebebi de oradan geliyor.
Kitabı yeniden yazmayı seven, ilmik ilmik çözmek için çalışabilecek okuyucuların susuzluğunu giderecek bir yapıt.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın çevirisi çok güzel olmakla birlikte konusu faşizmin, toplumun en küçük biriminde yani bireyde nasıl oluştuğunu ve etkilerini anlatıyor. İki insan arasında faşizmin etkilerini anlatan bu kitap mutlaka okunmalı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsan,ancak maddî şeylerin ötesinde bir şeylere sahipse zengindir. Ve ben bu materyalizme, bu tüketim toplumuna, bu kapitalizme, burada cereyan eden bu korkunçluğa, sırtımızdan yaşamaya hakları olmayan bu insanların zenginleşmesine inanmıyorum.
İlk sayfalarda epey zorlandığım ama ısrarla devam edip, son sayfalarına doğru da sarılarak uyuduğum kitap. Edebiyat, biraz içsel konuşma, durağanlık, kafada gelgitler, aşk.. seviyorsanız, es geçmemeniz gereken harika kitap.
Ingeborg Bachmann uzun sureden beridir okuduğum en keyifli romanlardan biri bestseller tarzında olmayan okurken kedini zorlaman gereken kült bir eser ve tabi ki İvan' la olan diyaloglar...... 'her zamankinden gibi hızlı kapıya gidiyor, her zamanki gibi veda etmeden belki de önümüzde daha bütün bir hayat olduğu için.' ve ' ayrılma isteği olmadıkça hiçbir ayrılma gerçekleşemez.' gibi kitap kurtlarının okuması gereken bir kitap.
Eğer bir kitaptan akıcılık, olaylar bütünlüğü, sonuca ulaşmak gibi kavramları karşılamasını bekliyorsanız, Malina o kitaplardan biri değil. Ama Bachman Malina'da çok sade, yerine oturan ve cümleyi bitirdiğinizde tam olarak ne hissedildiğini anlayabileceğiniz bir psikolojik profil ortaya koyuyor. Arada kalan, vazgeçemeyen, vazgeçilemeyen hatta tercih bile yapmamanın durumu bu. Bu belirsizlikten ötürü akıcı bir anlatım çıkmıyor, çünkü anlatılmak istenen şey akıcı olmaması zaten durumun. Arada kalma, bir zamana sıkışma ve o ana yönelik bin çeşitli duygunun yarattığı yıpratıcılık.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
malina okunması oldukça zor, iç karartıcı boğuklukta bir kitap. okulda aldığım bir dersle alakalı olarak okumak zorunda kaldım. akıcı olmayan kitapları okumakta zorlananlardansanız bu kitapla hiç vakit kaybetmeyin derim ben.
Ölmeden önce okunması gereken kitaplar arasına boşuna girmediğini düşündüğüm roman. Edebiyat severim diyen herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Betimlemeler bazı cümleler mıh gibi aklınıza kazınıyor "şehir nabız gibi atıyordu"..gibi, ve tabii duyguları anlatıştaki çarpıcı üslup da dikkate değer.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Malina tek kelime ile ''MUTLAK AŞKIN ROMANI'' Bahsedilen mutlaklık ilişkilerin tek taraflı girdiği maraziyettir, hastalıklı haldir. saplantı derecesinde tutkudur çoğu zaman.Ancak romanın salt bir aşıkla ya da karşı cinsle değildir meselesi,tabanda hayatladır,yaşamakladır. malina, başından sonuna kadar yazarın kahve ve sigarayı eksik etmediği bir roman. Zaman zaman dil ve yarattığı psikolojik baskı nedeni ile okuru zorlasa da Alman edebiyatını yücelten bu eseri her ''ben iyi bir okurum'' diyenin edinmesi gerekiyor. Artık okuru zorlayan romanlar çok yazılmıyor ne yazık ki...
Ve en sevdiğim satırlar:
bachmann'ın malina'sından:
"(...) ve benim için asıl huzursuzluk kaynağı olan durum, varlığımın onu asla tedirgin etmemesi, varlığımı istediği zaman algılaması, söylenecek bir şey olmadığı zaman algılamaması; sanki evin içinde sürekli birbirimizin yanından geçmiyormuşuz gibi; sanki günlük hayatımız içerisinde birbirimizi görmezlikten, duymazlıktan gelmemiz olasıymış gibi. o zaman bana öyle geliyor ki, malina huzurlu, çünkü ben onun için çok önemsiz, artık çok bilinen bir ben'im; beni bir çöp gibi, varlığı gereksiz bir yaratıkmışım gibi fırlatıp atmış; sanki yalnızca onun kaburga kemiğinden yaratılmışım ve başlangıçtan bu yana onun için gerekli değilim, ama aynı zamanda da varlığı gerekli olan, karanlık bir tarihim; onun tarihine eşlik eden, o tarihi tamamlamak isteyen, ama onun kendi gölgesiz tarihinden ayırdığı ve araya sınır koyduğu bir tarih."
viyanalı isimsiz bir kadın anlatıcıkişisel ve mesleki bir krizin ortasındadır.romanın tamamı kişisdel sınırlar kimlikte ve kişilikte cinsiyetin rolü zaman denen muammanın ve dilin sınırları üzerine cesur ve oldukça iddialı bir inceleme.
ahmet cemal çevirisi kendisinin bu çeviriyi çok önemsediğini belirtmesine rağmen çok da başarılı değil.tamam özel isim yoğunluğu olan bölümleri anlayışla karşılıyorum ama bazen öztürkçe saplantıları kendini o denli hissettirmiş ki.doğru kelimeyi okur çok daha kolay bulabiliyor.malina esas itibarı ile zor bir roman muhteşem girişi bir süre sonra sizi hayal kırıklığına uğratıyor.ivan ın bulunduğu bölümler çok edebi metinler sayılmayabilir.hatta burada zaman ve kurgu olağan üstü sayılmaz.bir süre sonra olay kahramanının babası ile olan ilişkileri yoğunlaşıyor.burada bachmann ın edebiyatçılığı ortaya çıkıyor.ben belkide çok ilgili olmasada bu bölümlerde "tehlikeli oyunların" tadını buldum.kitap başlangıcına yakışır bir finalle bitiyor.keşke orjinalini okumak mümkün olsa.bachmann'ı okumak isteyenler tabi ki malina'dan başlayacak