Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
namık kemalın edebiyatımızda ayrı bı yerı oldugu süphesiz onun ıcın fazla söylenecek bırsey yok zaten cok akıcı bır anlatım var okurken cok zevk alacaksınız
Türk edebiyatının ilk eserleri bize hep sıkıcı diye empoze edilmiştir. Ama ne varki İntibah başta olmak üzere bir çok Türk edebiyatının bir çok eserini okuma fırsatı buldum. O dönemin yazarı Avrupa'dan farklı olmak üzere biraz daha halkı eğitmek amacıyla bu romanları yazmaya çalışmış olsalarının yanında eski edebi normları bırakarak yazılarına tam anlamıyla romanı bütün özelliklerini yansıtamamışlardır.
Türk edebiyatının yazılan ilk edebi romanı olması nedeniyle lise yıllarında okumuş olduğum bir kitep.Genel olarak baktığınız zaman olabildiğince sıradan hatta bazı yerlerde acemice bile denebilir ama kitabın son sayfasını da kapatırken içinizde tuhaf bir sıcaklık hissediyorsunuz ama bu duyguyu daha güzel yaşamak istiyorsanız daha başarılı bir yazar önerebilirim Reşat Nuri Güntekin.Hem Türk Edebiyatında roman acemiliğinin çıkarılmış olması bakımından hem de Reşat Nuri'nin başarılı bir romancı olması açısından onun kitaplarında bu duyguyu çok daha iyi bir şekilde hissedebiliyoruz.(NOT:Bu kitapta en sevdiğim şelerden birisi de isimlerdi.Gerçekten çok güzel isimler kullanılmış kahramanlarda)
roman kahramanı Alibey 19.yy’ın seçkin gezinti yerlerinden biri olan Çamlıca’da dolaşırken çok güzel bir kadınla tanışır.Kadının adı Mahpeyker’dir.Genç adam, ilk karşılaşmada ilgi duyduğu bu kadını derin bir aşkla sevmeğe başlar. Bu ilk tanışmadan sonra hemen her hafta Mahpeyker’le buluşmak üzere Çamlıca’ya gider. Oysa kadının kirli bir geçmişi vardır ve Ali Bey’in sevgisine layık değildir.Bu durumun farkında olmayan ve onu da kendisi gibi temiz bir sevda içinde hyal kuran genç adam, kısa zamanda eini ve işini ihmal etmeye başlar.Zamanla geceleri bile evine uğramadığı olur. harika bir eser
Oldukça etkileyici bir roman. Tanzimat dönemi edebiyatının temsilcilerinden olan Namık Kemal yer yer eski mazmunları kullanmışsa da akıcı bir eser. Türk dilini seven ve dilini gerçekten öğrenmek isteyen insanlara okumalarını tavsiye ediyorum.
Eser, Türk Edebiyatı'nın ilk edebi romanı. Ona bir şey diyemem. Fakat ardısıra öyle tesadüfler var ki, insanı biraz da çileden çıkarıyor, diyebilirim. Tanzimat romanının genel özelliğidir, mutlu son olmaması. Ama yazarlar romanda profesyonel olmadıkları için olayı anlatıyor, en sonunda da ne yapacağını bilemeyip kahramanları birer birer öldürüyor. Eserde birçok mantık hatası var. Dikkatle okuyanlar bunu çabuk fark edecektir. Ama yine de hikaye olarak -az da olsa- insana bir okuma zevki veriyor.
Kitap edebiyatımızın ilk yazılan romanı olması münasebetiyle başarılı diyebiliriz. Ancak hikayenin sıradanlığı ilgiyi biraz bulanıklaştırabiliyor. Dİl ve üslüp tabiki güzel ama dediğim gibi hikaye çok yavan ve cansız kaçıyor gibi.<br />Beğendiğim yönü ruh ve kişilik tahlilleri oldu. Gerçekten o açıdan muhteşem diyebiliriz...
Edebiyatımızın ilk edebi örneği...N.Kemal aslında bu romanla çağın kapalı eğitim düzeninin açtığı sorunlara parmak basmak istemiştir.Fakat romandaki entrikalar bu düşüncenin önüne geçmiştir.<br /> Sıkılmadan okunabilecek güzel bir edebiyat klasiğimiz.Okumakta yarar var..
İlk kez duyulan isimler, anlamadığımız kelimeler. Bir yüzyılda bu ne kesif kopuş geçmişimizden. Yakında ingilizce çevirisinden takip edeceğiz belki de bu kült eserleri.Çok yazıkki bu aşkı anlamak için sözlüklere ihtiyacım oldu. Ama bordo siyah yayınlarında günümüz türkçesi kullanılmış mı bilmiyorum. önceki yorumlara bakmakta fayda var
Kitap okuyanlar için dünya klasikleri tavsiye edilir ve hatta bir kesim savunucu için olmazsa olmazdır bu durum...<br /><br />Doğrudur ya da değil, kişiye göre değişir...<br /><br />Ancak, bahusus, kendi yakın geçmişimize ait değerli kalemlerin eserlerini okumak hem o tarihe ait fikirler edinmemizi hem de kendi eserlerimizin durumunu görmemizi sağlayacaktır. <br /><br />Namık Kemal gibi değerli bir üstadı okumakta bir ayrıcalıktır diye düşünüyorum...<br /><br />Her yönden okunası bir çalışma...<br /><br />Saygılar,<br /><br />
intibah, benim okurken hiç sıkılmadığım bir roman. eski zamanlarda yazılmış romanların bende ayrı bir büyüsü olduğundan da olsa gerek. kitapta; bir erkeğin kötü bir kadının aşkına esir olması yüzünden hayatını nasıl mahvettiği, diğer taraftanda sevdiği uğruna hayatını feda edebilecek kadar saf ve temiz bir aşk anlatılıyor. kitaptan güzel dersler çıkıyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
türk edebiyatının ilk edebi anlamda yazılan romanı namık kemal akıcı bir uslupla yazmıs fakat daha önceki yüryıllardan alıntı veya benzerliklerle dolu.hançerli hanımın hikayesine benzeyen mehpeyker.hancerli hanımın ihtirası mehpeykerdede var hancerli hanım bir halk hikayesi ve 16 yy da söylenmiş bir hikaye. ''Namık kemal bircok yazarın batıdan esinlenerek yazdığını söylediği intibah romanı tam aksine doğu kaynaklı bir hikayenin edebi uslupla romanlaştırılmış şeklidir.''(Güzin Dino)(Türk Romanının Doğuşu)
İntibah, uyanış, göz açıklığı demektir. Kitabın adı Son Pişmanlıktı. Yazarın içinde bulunduğu durum göz önüne alınarak romanın ismi intibah olarak değiştirilmiş, Sergüzeşt-i Ali Bey önsözü ile yazarın ismi yazılmadan yayınlanmıştır. Romanın konusu günlük hayattan alınmıştır.Ali Bey’ in başından geçenler anlatılır.Türk edebiyatının ilk romanlarından biridir.Romantizm akımının etkisi altındadır. Roman kahramanlarının duygu ve davranışları olağanüstü bir şekilde anlatılmıştır.Kahramanlar ya çok iyi veya çok kötüdür. Bu da onları tek yönlü yapar.Bu tek yönlü oluş romanın sonuna kadar devam eder. Kişilerin tek yönlü oluşu, okuyucu üzerinde onların hayalsi kişiler olduğu izlenimi bırakmaktadır.Yazar okuyucuyu ve toplumu eğitmek amacı güder.Olaylardan sürekli ahlaki anlamlar çıkarmaya çalışır. Yazar doğulu anlatım tarzını bırakmış, kendisine batılı anlatım tarzını örnek almıştır. Bunun yanında doğu edebiyatı geleneklerinden de tamamen kurtulamamıştır. Divan edebiyatından da bilinçli olarak yararlanmıştır. Yazar, batı romanındaki örneklere uyarak gözlem yapmak istemiş, bu şekilde olayların geçtiği yerleri gerçekçi bir tutumla anlatmak istemiştir. Ancak, bunları olay örgüsü içinde eriterek anlatmayı başaramamış, bu yüzden bütünlük sağlayamamıştır.Yazar, konu dışına çıkarak okuyucuya sesleniyor. Yazar önce kendi beğenilerini anlatıyor. Aşağıda, Çamlıca’ nın tasviri yer almaktadır. ’’ İstanbul’ u görenler bilirler ki Çamlıca köşkü, ruha ferahlık vermekte ilkbahardan aşağı kalan gelip geçici güzelliklerden değildir. İstanbul denilen güzellikler toplamındaki her türlü benzersiz yeri bir bakışta gösterecek bir nokta ise çamlıca’ dır; Boğaziçi’ nde bir büyük orman ya da bir küçük körfez yoktur ki Çamlıca’ nın ayağı altında olmasın. ( sayfa 39 ). Çamlıca’ ya cennet-i ala’ nın yere inmiş, küçültülmüş bir örneği denilse uygundur. Bundan yaklaşık olarak sekiz yıl önce, orada bir gündoğumunu seyretmiş idim. Gökyüzünden yere nur yerine ruh yağıyor diye düşünmüştüm ( sayfa 40 ). Cumanın , pazarın dışında bir açık ya da yağmursuz, kapalı havalı bir günde Boğaziçi gezintilerinin hemen hepsini ve özellikle baharda Çamlıca’ yı severim ( sayfa 41 ). Kırın birbirine benzemez nice yüz bin renk ve şekillerine dalmayı hangi göz vardır ki arzu etmez. İşte, bütün insanların gezmeye olan eğilimi Ali bey’ de dahi vardı ( sayfa 42 ).'' Tasvirler süsleme olarak yer almış, olayın bir parçası, gelişimine yarayan bir öğe olarak kullanılamamıştır.Eşyalar dekor tasviri olarak yer almış, eylem dışı hareketsiz, cansız anlatımlardır. ’’Kara tarafına olan duvarın ortasına ve büyük pencerenin karşısına rastlayan kapıdan girildiğinde, pencereden uzak olan sağ duvarın bahçe tarafındaki köşesinde ince beyaz tül ile örtülmüş yataklık, yataklık ile denizi gören pencerenin arasında birkaç sandalye, büyük pencerenin önünde boy aynasıyla, çifte fanuslu çalar saatiyle bir bakımlı çiçeklik, sola düşen ve bahçeyi gören iki penceresi olan duvarın deniz yönündeki köşesinde bir kanepe ve beriye doğru gene birkaç sandalye ile kapı tarafındaki köşesinde bir aynalı dolap, kapının iki yanında dahi bahçenin sokak kapısı tarafındaki yönünü gören iki pencere görünüyordu ( sahife 123 – 124 ).’’ Yazarın amacı okura bir ders vermek, mutluluğu evin dışında aramanın getireceği felaketler konusunda okuru uyarmaktır. Ali Bey : Yirmili yaşlarda zengin ve yetim bir delikanlıdır.İyi eğitim görmüş olmasına rağmen dış dünyaya açılmadığı için toydur.Bir de bazı şeylere, çok küçük bir şey de olsa, büyük bir şey de olsa ona tutku ile bağlanır ve gözü o bağlandığı şeyden başkasını görmez, dünyayı unutur, bütün ilgisini ona yöneltirdi. Doğru yoldan saparak bir kötü kadına kapılır ve başına felaketler gelir. Mehpeyker: Tutkuları yüzünden herkesin mutsuz olmasına yol açan düşmüş kadın.Romanın sonuna kadar çok kötüdür. Mehpeyker, olumsuz kötü gösterilen bir kişilik olmasına rağmen gerçek insana en yakın kişiliktir. Romanın en canlı kişisidir. Namık Kemal Mehpeyker’ i biraz daha açsaydı, onun çok az değindiği geçmişini ve o zamana kadar yaşadığı değişimleri daha çok anlatsaydı, gerçek anlamda bir roman kişisi yaratabilecekti. Dilaşub : Güzeller güzeli, namuslu, masum cariye kız.Romanın sonuna kadar çok iyi. Başına ne gelirse gelsin, öleceğini bilse asla inancından ve iyi niyetinden taviz vermez. Düşüncesizce, gereksiz bir şekilde hareket eder bu da hayatının sonu olur. Namık Kemal, istibdat döneminin sorunları ile uğraşmış, tanzimat döneminde de toplumu eğitmeyi kendisine amaç edinmiş, edebiyatın her alanında eserler vermiştir. Bu arada sürgüne gönderilmiş, zindanlarda yatmış, arkasına bakmadan ilerlemiş, bu yüzden yazdıklarını tekrar değerlendirip düzenleyecek vakti olmadı sanırım. Namık Kemal, İntibah romanını Magosa’ da sürgünde iken yazmıştır. İntibah romanı, yazıldığı döneme ve içinde bulunulan şartlara göre, bence güzel bir roman. Herkese tavsiye ederim.
Aslını elimize alsak anlayamayacağımız, kendi edebi eserlerimizden birisi daha... Kültürel yozlaşmanın bu denlisine ne denmeli? bu noktada tarifsizim... Kitabın dip notlarındaki kelimelerin hiç birisini anlamıyoruz ve üstelik bunlar eski Türkçe diyip burun kıvırıyoruz, Türkçenin eskisi olurmu türkçe Türkçedir, bugün kullandığımız fazlasıyla yozlaşmıştır derseniz ona bir diyeceğim yok! Ama eskisi tabiri kolaycılığa kaçmaktan başka bir şey değil. Bu kitapta anlatılan öykü bence çok ama çok sıradan, bir memur delikanlı ve onun bir hafif meşref bir kadına tutkulu aşkı,anlatılıyor. Kitabı yazıldığı dönem itibari ile ele alırsak o zaman çok farklı bir pencere çıkıyor karşımıza. O dönem için işlenmesi cesaret isteyen bir konu. Eseri bu açıdan ele alırsak çok daha farklı bir tat verecektir.