Taaa lise çağımda başladım ben Kara Kule serisine. Daha 4. kitap henüz çıkmıştı. Üniversitedeyken Calla'nın Kurtları'nı kitapçıda gördüğümde nasıl heyecanlandığımı hala hatırlarım. Sevmediğim bir yazarın aşık olduğum serisidir Kara Kule. Ancak seriyi ikiye ayırıyorum ben. Büyücü ve Cam Küre'ye kadar gerçek bir destan ve Calla'nın Kurtları'yla birlikte başlayan destanın paramparça oluşu.
İLERİSİ SERİYLE İLGİLİ SPOILER İÇERİR
King, 19 Haziran 1999'da geçirdiği kazayı 19 sayısı ekseninde seriye yansıtarak hikayeye canlılık kazandırsa da olaylara kendisini de dahil etmesi serinin tepetaklak olmasına sebep oluyor. Roland'ın dünyasının karanlık, dengesiz yapısından sonra "bizim" dünyamızda geçen "King'i kurtarma operasyonu" son derece bayağı, sıkıcı. Yazarın kendisiyle karşılaştığımız sahneleri çok basit ve amatörce buldum. King, kendi karakterlerinin dilinden yan karakterlerin bir hikayede çok fazla yer kaplamayacağını, görevi biten birinin bir daha görünmeyeceğini söyledikten sonra bu inanışın kendi kitaplarında olmayacağını gösteriyor. Kırılan klişeleri seviyoruz ama onun eserlerinde yan karakterlerin gereğinden fazla sahne alması King klişesi olmuş durumda. Kaç yıllık arkadaşlarım, Roland'ın ka-tet'inin üyeleri son kitapta pat diye ölüverip gitmişken hiç bağ kuramadığım üç günlük yeni karakterlerin bu kadar sahne çalması hiç hoşuma gitmedi. Kitabın sonuna geldiğimizde son olmayan bir sonla karşılaşmamız da şaka gibi sanki. Her şeyi yeni baştan başlatıp ve Roland'ın yenilenen/yinelenen macerası için hayal mi kuralım? Neye dayanarak? Nasıl değişiklikler bekleyebilirz ki? Daha Kule'nin ve hikayenin asıl kötüsü olan Kızıl Kral hakkında doğru dürüst hiç bilgimiz yok. King ne kadar mazeret uydurursa uydursun, bu final hiç olmamış.