"Sabaha karşı, zihninin bir çığlıyıla uyanıp sustalı bir çakı gibi doğrularak yatağın içine oturmuştu. Zihni, cepheden karargâha yollanan bir telgraf gibi kısa,keskin bir mesaj gönderiyor ve hep aynı cümleyi tekrarlıyordu: Başka biri var... Başka biri var... Başka biri var. " Selim ve Yelda... İçlerinde bir yara gibi taşıdıkları olgunlaşmamış, eksik kalmış yanlarının kırılganlığıyla yaşadıkları, onlar için yaşamakla aynı anlama gelen bir aşk. Çok kırıcı, çok can yakıcı olduğundan bir bağımlının kurtulmak isteyişi gibi çırpınıyor ama aşklarını hatırlatan her izin peşinden yine ona dönüyorlar. Selim bağlanmaktan kaçsa Yelda ona sımsıkı sarılıp bırakmıyor,gecelerce nöbette onu gözlüyor. Yelda Selim'den gerçek bir kaçışla Güneydoğu'ya gitiğinde ise Selim aynı nöbete kalıyor. Selim'in fark ettiği keskin bir gerçek var: Aldatılmak. Bu fark ediş , onun zihnine Yelda'nın artık öldüğü anlamını taşıyor. Diğer tarafta, Güneydoğu'da bir genç, kızkardeşinin bir başkasına kaçmasıyla ölmesinin aynı anlama geldiğini, çünkü namusu olmayan kadının bir hiç olduğunu, bu yüzden de onu öldürmenin gerekliliğini anlatıyor. Aşkın kazandığı son noktada ise Selim ve Yelda ölümden korkmuyorlar artık. Çünkü aşkları, teslim aldığı kalplerine hiçbir korkuya yer bırkamayarak doluyor bu son noktada. Tüm yaraları iyileştiren büyülü bir iksir gibi..