Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
şiddetle tavsiye ediyorum. ankara eskişehir arası tren yolculuklarında bulunanlar özellikle..bence okumalısınız..kitapyurduna teşekkürler..bu kitabı doğunun en ücra köşesine sorunsuz gönderdiği için tebrikler.
kurgusu o kadar güzelki, bildiğim ama tanımadığım karakterlerle hayalimdeki karşılaşmayı anlatmış. gördüklerimizin arkasındaki, madalyonun bilinmeyen yüzünü. yeşil peri gecesini hemen ardından okumalı, gerçeklere ordan, şebnemin panceresinden bakmalı, ve acıyan yaralarınızı üflemelisiniz.. sırtımızı döndüğümüz insanların, bilmediğimiz hayatlarını anlatmış ayfer tunç. teşekkürler.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kaderin cilvesiyle ''tuzu kuru'' kalmışları, sırça saraylarında oturup yukarıdan ''sokağa düşmüşleri'' yargılayanları yüzleşmeye çağıran bir kitap. Ancak ''Kapak Kızı''nın masum ve biraz da özenilen, özenilmesi gereken bir tip olarak gösterilmeye çalışılması beni rahatsız etti diyebilirm. Bu kitapta da yine ''tutunamayan'' kahramanları görmekteyiz. Belki de bu bakış modern dönemin en ayırıcı vasfı. Huzursuz, kederli, arayan ve bulamayan insanlar topluluğu... Yazar okuduğum hiçbir kitabında bir reçete sunmuyor; belki de doğrusu budur. ''Basit'', ''mağlup'', ''hüzünlü'', ''cesur'' ve ''isyankâr'' kahramanlar yazarı diyebiliriz Sayın Tunç'a. ''Sokağa düşmüş'' insanları yargılamadan önce kendimizi sorgulamalıyız: Bu insanların o hale düşmesinde benim ne kadar payım var veya onun yaşadıklarını ben yaşasaydım şu an düşündüklerimi düşünür müydüm? Hem nemalanan hem de en ağır bir şekilde yargılayanların riyakarlığı da ayrı bir konu.
Romanda 3 ana karakter var gibi görünüyor ancak asıl kahraman tek. Bu karakterin asıl hikayesi ise yazarın "Yeşil Peri Gecesi" isimli romanında anlatılıyor. Ben bu kitabı Yeşil Peri Gecesi'nden sonra okuduğum için kişiler arasında fazla kaybolmadım. Son kitabındaki kadar başarılı olmasa da yazarın bu kitabında da başarılı olduğunu söyleyebilirim. Ayfer Tunç asıl olarak öykü yazarı olarak kabul edilse de romancı olarak da bu başarısını tekrarladığının kabul edilmesi gerekmektedir.
roman 3 farklı karakteri kendi geriye dönüşleri ile tanımamızla ilerliyor.ersin ile selda'nın tanışıp sohbete başlaması ile müthiş diyaloglar ve iç konuşmalar yer alıyor.sanki iki yabancı arasında bir aşkın doğuşu iç dünyaları ile birlikte harika yansıtılıyor.bu kısımlar harika.sonra diyalogları da mecra değiştiriyor ve roman bitiyor..başarılı bulmadım..başından sonunda dek ikilinin karşılaşıp,tanışıp,sohbet ettikleri ilk dakikalardaki tansiyonu koruyabilse çok güzel olurdu..
Ayfer Tunç’un trenden yansıyan kasaba manzaralarını ve kasabanın zihinlerde taşıdığı anlamları tasvir ettiği bölümleri çok başarılı buldum. Mesela Selda’nın izlenimlerini; “İstasyonun arkasında alabildiğine çirkin yapılarla uzanan bu küçük şehre baktı. İyi ki kar yağmış, telaş, yağma ve hırsla büyümüş bu ilçeyi kendi güzelliğiyle örtmüştü. Selda bir zamanlar içinde yaşadığı küçük şehrin ruhunda yarattığı etkiyi hatırladı.(…) zaman şehirlerin dokularını törpülemiş, yeni ve parlak bir hayat beklentisi bütün özelliklerini silmişti. Artık küçük şehirlerin dışarıdan gelenlerin genzini yakan lezzetlerinden, kendilerine has havalarından, mütevazı düzenlerinden eser yoktu. Her biri gerçekte olmayan bir büyümeyi taklit ediyor, giderek aynılaşıyor, hepsi hızla birbirine benziyordu”.
Nüfusla, maddi zenginlikle, coğrafyayla sınırlanamayan, ele avuca gelmeyen, ancak tariflerle yaklaştığımız kaygan bir kavramdır taşra. Ayfer Tunç’un çok iyi yakaladığı gibi, taşraya bakanın kimliği önemlidir. Türk romanında, aslında bütün bir düşünce hayatında, Anadolu’ya yönelik bakış farklılarını anlaşılır kılan budur. Taşradaki zamanın, mekanın ve insan hayatlarının kimileri için neden durağan kimileri için neden “kendi zemininde, uçmadan kotarılan bir değişim” olduğunu anlatan budur. Bu yabancı bakışların ardında gelişmiş, düzgün, haklı, doğru, tartışılmaz ve başkalarına da öğretilmesi zorunlu olan modernitenin standartlarına bağlılık var; taşranın tartıldığı terazinin referansı eskiden Türk modernleşmesiydi, şimdilerde Avrupa standartlarını tutturmuş olmak. Taşraya kentten, dolayısıyla bir biçimde tanımlanmış modernlikten hareketle yönelenler için taşrayı keşfetmek, aslında modern olmayanı göstermektir. Böyle bir bakışla geri kalmışlığın, yoksulluğun, cahilliğin nedeni de modernleşememişliktir elbette. İnsanların kültürden, sanattan, tüketmekten ve kendi yaşamlarını belirleme yeteneğinden yoksun, umutsuz ve umarsız yaşadıklarına, kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmediklerine, kısacası uygarlaşamayıp olgunlaşamadıklarına dair ön yargılar, kendisini bunlara sahip sananların onları küçümsemesine, hayatları üzerlerinde tasarrufta bulunmalarına ve onlardan üstün oldukları inancına meşruiyet sağlayacaktır.
Pek çok temaya değinmeden geçmem sizi yanıltmasın, "Kapak Kızı", sadece taşra hayatına ve değişen zihniyet dünyasına yaptığı göndermelerle bile çok zengin tartışmalar barındırıyor. Üstelik bütün bunları mekana, zamana, kişilere ve olaylara yedirerek, yani edebiyatın içinden yapmış Ayfer Tunç. Hele ki tren yolculuklarına aşinaysanız, o restoranlarda bir iki kadeh parlatmışsanız, mutlaka okuyun; seveceksiniz.