Suyu Arayan Adam
Suyu Arayan Adam

Kitapyurdu Fiyatı: 339,70TL

Ürüne Git
463Yorum
jönnnnnn
19.02.2016
Şevket Süreyya Aydemir'in hayat hikayesini anlattığı güzel eser... Dönemin hayat anlayışları, Turan ideali gibi konularda dönemin gençlerinin nasıl bir düşünce yapısında olduğunu gözler önüne seriyor...
Altan Yuksel
Kitapkurdu
27.08.2015
Romanin kahramani Sevket`in kiz arkadasi Su`yu ararken Avrupa ulkelerinde basina gelen oldukca ilginc olaylar anlatiliyor. Son derece akici ve heyecanli. Keyifle okunuyor.
FUBULB
19.05.2015
Türk modernleşmesini, Rusya'daki ihtilali, Avrupa'daki cereyanları gözler önüne seren harika bir kitap. Ayrıca o dönemi okuyucuya yaşatan bir anlatıma sahip
sdnraykc
24.03.2015
Sırf odev diye okuduğum bir kitap. Ani türünde olduğu icin kitap çok ağır gidiyor bu yüzden de cabuk bitmiyor yani akici bir kitap degil. Ama içinden öğreneceğiz çok bilgi var.
kitaplariyidir
Kitapkurdu
02.03.2015
tarihi bana sevdiren,,,bilindik tarih kitapları gibi şu şunla savaştı, şurayı aldık, şurayı kaybettik,,şeklinde değilde bir bireyin gözünden o anki tarihi bize anlatan her Türk gencinin mutlaka okuması gereken bir kitap,,her kütüphanede bulunması gereken bir kitap,,Şevket Süreyya Aydemir inde başarılı dili ....
Fatih Uçar
Kitapkurdu
23.11.2013
komunist rusyayi bir de onun kaleminden okuyun
akar79
Üstat
16.09.2013
yazar hep ülkesinin tarihini bugüne kadar, o tarihi yazanların hayatlarını anlatarak anlattı.bu kitapta sıra kendisine gelmiş.tarihi yazanlar meşgulken kendisi neler yapıyormuş öğrenmiş olduk.merak uyandırıcı buldum.
Brisaperla
Kitapkurdu
01.08.2013
Yürekli, idealist, hür ve kendini Türk topraklarına adamış bir çocuğun, gencin ve nihai bir adamın hayatının siyaset, savaş, koşuşturma arasında yılmadan, yorulmadan sürüp giden hikayesi.öğretici bir kitap.ama edebi olarak insanı yer yer sıkan ve yoran anlatıma da sahip.dikkatle ve özenle okunmasını tavsiye ederim
uraym
Kitapkurdu
30.07.2013
Salt bizim değil, başka milletlerin de siyasal düzenlerinin en önemli değişim yıllarını bulacaksınız. Öyle ki, bizim son dönemlerimizden çok Sovyet Rusyanın nasıl kurulduğu ve fikir sistematiği hakkında bilgiler var. Bir anı kitabı olsa da yazarın usta bir edebi dil kullandığını belirtmeliyim.
ISMAİL HAKKI ÖZKUL
Bir zamanlar bizim olan toprakların elde tutulabilmesi, kaybedilmemesi için kısıtlı imkanlar dahilinde ne kadar meşakkatli bir çaba harcandığını, kurtuluş savaşı yıllarında milletimizin tabiri ve tasavvuru imkansız olan haller ile bu güzel vatanı elde tutabildiğini çok güzel bir şekilde anlatan herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Küçük yaşlardan başlayarak vatan uğruna idallerin peşinde koşan AYDEMİR'in hikayesini mutlaka her gecin okuması gerektiğini düşünüyorum.
irvind
17.12.2012
Yazar kendi hayat hikayesini anlatırken dönemdeki siyaset ve bunun halk üzerindeki yansımalarını da aktarıyor. Hem de bunu neredeyse tüm Türk dünyasındaki maceraları içerisinde veriyor. Edirne'de yangın feleketiyle başlanılan yazarın hafıza kayıtlarında neler yokki. Yazar 1899-1976 tarihleri arasında yaşamış. Dönemindeki siyaset derken hem yaşadığı dönem hem de macera yaşanılan ülkelerin daha önceki dönemleri de anlatılıyor. Örneğin Rusya'daki Bolşevik devriminin sebeplerini ve nasıl gerçekleştirildiğini, Rus, Çin ve Türk tarihi ve daha onlarca bilgi ediniyorsunuz. Türk dünyasının neden biraraya gelemediğini ve gelemeyeceğini de anlıyorsunuz. Başucu kitabı yapılabilir.
Kürşad Göktürk
27.09.2012
Şevket Süreyya Aydemir'in yakın tarih serisini okuyanların okumaları gereken bir eser.Yazarın Osmanlı'nın son dönemine ve de Cumhuriyetin ilk devrelerine tanıklık etmesi hasebiyle mühim bir hatırat ve bittabi yazarın bu dönemle ilgili siyasi mülahazalarını içeren bir kitap onun için tarafsız bir eser olmasını beklemeyin zaten yazarında böyle bir kaygısı yok.Keyifli okumalar.
GÜNDOĞDU
Kitapkurdu
27.09.2012
Yurseverlik, ideallere adanmışlık, arayışlar.. 1.Dünya savaşı sonrası bulunduğumuz coğrafyadaki çalkantıları ele almakla beraber Azerbeycan, ve Rusya!daki gelişmeler ve orada ki arayışlar yeralmakta. Cumhuriyetin kuruluşu ve sonrasındaki çalkantılar, yeni siyasal anlayış ve aktörkler yer almış.. istiklal mahkemeleri uygulamalarını da bulacaksınız.. Hayatını anlatmakla birlikte vatan sevgisi, faydalı olma isteği, proje üretme ve ekip ruhunun ve çalışamasının örnekleri sergilenmiş.. İyi okumalar
sadıkahmet
Üstat
04.06.2012
Yazar bu kitapta bir dönemi ile birlikte osmanlının son dönemlerindeki olan olayları da akıcı bir üslupla anlatıyor. Ayrıca Cumhuriyetin ilk yıllarını anlattığı bölümler de o günlere ışık tutuyor.O dönemi anlamak bakımından çok önemli bir eser.
onur
20.03.2012
Yazar kitabında kendi yaşamı ile ülkenin gelişmesini paralel bir şekilde anlatmaktadır. Çalkantılı bir yaşam, dibe vurma ve yükselmeler, özgün bir dille anlatılmaktadır. Düşünceleri devamlı değişse de vatanseverlik duygusundan hiçbir zaman taviz vermemektedir. Olaylara heyecan ve coşku ile yaklaşsa da değerlendirmeleri her zaman objektif nitelik taşımaktadır. Herkese tavsiye ediyorum.
sesese21
Kitapkurdu
16.03.2012
Şevket Süreyya Aydemir'in okuduğum ilk kitabı ve çok beğendim.Tarihimizde yer etmiş olaylar çok güzel anlatılmış.
kitabın delisiyim
Kitapkurdu
16.03.2012
ismi bana ilginç gelmişti okumak içi çabaladım ancak yarım bıraktım.hayal unsurları kişinin olmayacak br hayatın idealin peşinden koşması sıktı biraz beni.ama o dönemin şartlarını anlatması bilgi açısından iyi oldu benim için
Hayri MURAT Hocaoglu
Bu kitapda Osmanlı İmpt.nun son dönemlerinin,Cumhuriyetin o çalkantılı yılları ve sonrasının,yazarın yaşamına temasları ve tesirleri sonucu kendi benliğinde oluşan ideoloji doğrultusunda,idealleri peşinde kendini arayan,adanan bir hayat hikayesini okuyacaksınız.Yazarın 1.Dünya savaşı sonrası yaşamının bir kısmının geçtiği Azerbeycan ve Moskova'daki değişim ve bolşevik devrimi hakkındaki tespitlerini ilgiyle okudum.
<adnan>
13.11.2011
"Şevket Süreyya Aydemir" in hayatını anlattığı çok güzel bir kitap. İlk olarak Osmanlı İmparatorluğu Edirne'sini ve yazarın çocukluk çağını anlatan kitap, yazarın Turancılık fikri ile orduya yazılması, Kafkas Cephesine gitmesi ile devam eder. Savaş kaybedilince yine bu fikirlerle Azerbaycan'da öğretmenliğe başlar. Daha sonra Bolşeviklik akımına kapılarak Moskova'da eğitim görmesi ve Türkiye'ye dönüp inkılap kadrolarına katılması çok güzel bir dilde anlatılmaktadır
muftuihsan
Kitapkurdu
02.11.2011
Çocukluğundan itibaren kendi hayat hikayesini ayrıntılı bir şekilde anlatan Aydemir bu eserinde, akıcı bir Türkçe ile kaleme almış Birçok yönden dikkati çeken eserin çok okunmasında hem kullanılan dil ve üslubun hem de yazarın hayat hikayesinin çok renkli olması etkili olmuştur. Edirne’de doğan yazar, hayatının değişik dönemlerinde farklı siyasi görüşleri benimser, idealleri uğruna yolculuklar yapar, yargılanır, hapis yatar, devlet kademelerinde görevler yapar ve sonunda emekli olur. İşte yazar eserinde bütün bu yaşadıklarını, hayallerini, düşüncelerini ve seyahatlerini çok başarılı bir şekilde anlatmıştır. Okuyucular için dikkati çekebilecek en önemli şey; karşılaştığı zorluklar karşısında yılmayan, hep inancı doğrultusunda, kendisinin de var olduğunu ve bir şeyler yapabileceğini kanıtlamak isteyen bir insanın azmi karşımıza çıkmaktadır.
Enver Paşa(s.190-6, 261-267), Doktor Nazım ve az da olsa İskilipli Atıf Hoca (s.374) hakkındaki değerlendirmeleri kitabın dikkati çeken yönleridir. Ayrıca Aydemir’in özellikle mahalle tasviri (s.12,13,15, 22, 27) Edirne ve Selimiye tasvirleri(s.29-30); İttihat ve Terakki(282-283) ve inkılap(s.446) hakkındaki değerlendirmeleri özellikle Turancılık(s.153-154,432) konusundaki geçirdiği aşamalar okunmaya değer bölümlerdir. Turancılık serüveni şu cümle ile özetlenebilir: Turancı olarak başladığı fikir serüvenini, eğitimini tamamlamak üzere gittiği Rusya'dan Türkiye’ye bir komünist/marksist olarak dönmüş, sonra Kemalist olarak tamamlamıştır.
Kitaptan özet bölümler şöyle:
Mahallede Hoca hanım denilen bir yaşlı kadın vardı ki bizim mahalleye başka bir mahalleden misafir gelirdi. Fakat gelince de her evde istediği kadar kalırdı. Onun mahallede bulunduğu zamanlar gece toplantıları daha kalabalık olurdu. O herkesi tanırdı. Her şeyi bilirdi. Yarı sofu, yarı meczup, yarı derviş bir kadındı:
- Edirne, sudan, İstanbul ateşten batacak, derdi.
Buna da herkes inanırdı. Hatta Osmanlı Devletinin sonunu da haber verirdi:
- İnneke Hamidün Mecid, derdi. Bunu da şöyle tefsir ederdi:
- Bu devletin son padişahı Sultan Hamid olacak. Sonra bir Mecid gelecek ama, o artık padişah sayılmayacak.(s.22)
“Allah hayırlara tebdil eylesin oğlum, devletle oyun olmaz.”(s.45)
Uyumak ve unutmak? Bazen uyku ve unutuş ne kadar kurtarıcıdır.(s.79)
“Tanrı’nın bize verdiği en büyük nimet, sahip olduğumuz halde, sahip olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri, bir gün kendimizde bulmaktır.”
Damat namzedi, kendisine bildirildiği gün ve saatte sarayın bahçesinde, kendisine gösterilen yolda yürüyecektir. Bir balkonun veya cumbanın altından geçecektir. Fakat başını kaldırıp yukarı bakmayacaktır. Çünkü orada padişah, müstakbel damadı gözetlemektedir. Karar, padişahta kalan intibaa tabidir. Damatlık isteklisi, bu yüksek görücü önündeki yürüyüşünden sonra ağalar tarafından karşılanır. Mabeyn dairesine alınır. Meseleden hiç bahsedilmez. Eğer netice menfi ise, damatlık talibine atlas bir kese içinde padişahın 20 altın liralık ihsanı verilir ve namzet yolcu edilir. Mesele de biter.(s.279)
Din, hatta onun ilkelerine uymasak, isteklerini yapmasak bile, ruhumuzun dokusunda yaşayan ve yıpranmayan bir duygudur.(s.301)
Halbuki biz, bir Tunus, bir Cezayir, bir Fas istiklal mücadelesini Birleşmiş Milletlerde, Fransa’nın bir iç meselesi sayarak Atatürk’ün ruhunu incittik. (s.466)
Kitap şöyle sona eriyor:
Tanrı bize hayatı, bütün tezatlarıyla vermiştir. Nasibimiz, bu tezatları çözmekten ziyade, onlarla beraber yaşamak olsa gerektir. O hâlde, hayata küsmeden, hayata düşman olmadan ve onu İnkâr etmeden ona bağlı kalarak yaşamak, hatta onu süslemek ve güzelleştirmek niçin mümkün olmasın? Böyle olunca da hayat kavgası, yurt fikri, millet fikri ve insanlık mefkuresi içine niçin yerleşmeyelim?
Çünkü biz, hiçbir zaman kopmuş birer varlık değiliz. Üstünde yaşadığımız toprağın ve içinde geliştiğimiz toplumun birer parçasıyız. Bunlar öyle bir kap teşkil ederler ki bizim hayat nizamımıza şekil verirler. Bu nizam, bir taraftan insanla toprak, diğer taraftan insanla insan arasındaki sonu gelmez savaşın bir mahsulüdür. Bu savaş ebeddir ve ebedi olarak devam edecektir. Tanrının bize biçtiği kader, bu savaştan ürkmeden ve ondan kaçmadan onun içine yerleşmektir. İrademizin ve ruhumuzun hürriyetini kaybetmeden bunu başarabilirsek o zaman, bir ermiş, bir târik-i dünya olmadan da Tanrı bizi kendi katına ulaştırabilir. Bu suretle biz, her birimiz ondan bir parça olmanın ululuğunu bulmuş olur ve sanki ona ulaşırız.
Son hükmüm şudur: Eğer yeniden dünyaya gelseydim, gene kendi hayatımı yaşardım.
Şimdi, size anlattığım bu hayat hikâyeme bir isim bulmak lazım? Buldum: Suyu Arayan Adam.
Hikâyem bir yangınla başlamıştı. Ama şimdi serin bir su başındayım. Ağaçların gölgelediği, çiçeklerin açtığı, kuşların ötüştüğü bir su başında. Hattâ şimdi bana öyle geliyor ki bütün ömrüm boyunca aradığım su, belki de buydu. Bu su, bazen masum bir hayal, bazen bir gençlik rüyası, bazen ideal, bazen aşk şeklinde beni arkasından koşturdu. Bazen onu kaybettim. Bazen buldum, sandım. Ama onu her zaman aradım. Bu arayışta aldanışlarım da inanışlarım kadar güzeldi.
Her tarafta oluşun, hareketin, derin, canlı ahengi var. Suların çağıltısına kuşların cıvıltısı karışıyor. Bu bir musikidir. Bana öyle geliyor ki bu musiki, bahçeleri, vahaları, dağları aşarak her şeyi, hepimizi içine alacaktır. Yerleri, gökleri dolduracaktır. Sanki âlem, bu musikinin ahengine uyarak, bir renk, nağme ve ziya cümbüşü içinde çalkalanacaktır. Kâinat ebedi raksına, sanki bu musiki içinde devam edecektir.
Epiktetos haklı: “Allah’ın bize verdiği en büyük nimet, malik olduğumuz hâlde, malik olduğumuzu bilmediğimiz kuvvetleri, bir gün kendimizde bulmak kudretidir.”
Ve gene onun dediği gibi. “Huzurun bir pahası var…”
Evet onu ödemek lazım. Benim ödediğim paha, hayatımın hepsidir. Ama bundan üzgün değilim. Ödediğim bedel, ulaştığım kaynak için çok değildir. Çünkü bu kaynağın başında ben, yıllar yılı kaybettiğim en değerli şeyi, yani kendimi buldum.(s.488)