Bügünlerde yaşadığımız toplumsal çatışmaların nelerden kaynaklandığını okudum bu kitapta. Maalouf kimlik kaavramını ve kimlikte hangi değerlerin nelerden etkilenerek tarih içerisinde nasıl öne çıkıp şekil aldığını objektif bir gözle açıklamış .Küreselleşmeden ve etkilerinden bahsetmiş , kimi zaman Asyalı kimi zaman Avrupalı gözü ile bakmış olaylara!
Türkiye Cumhuriyetinde doğdum ve yaşamaktayım.Dedem Gürcü göçmeni ve ben kimliğimi ifşada zorlanıyorum.Sebebi ise ifaşa halinde kimliğim ölümcül olacaktır.Ben veya ailem zarar görecektir.Sebep ise Gürcistan ve Rusyanın işgal ve katliam hareketlerinin nefreti olacaktır.Bir keresinde iyi niyetli biri bir Çerkesin yanında benim gürcülümden bahisle kardeşlikten bahsedip nutuk atacak ve işi müslüman kardeşliğine getirecekti.Adamlar bir dakika bile dayanamayıp hınçla kalktılar ..benim halim nicedir tabi.ölümcül kimlik . ve tabi batıda müslüman olmak şimdi. ve de kürt olmak büyük(!) şehirlerde. ve amerikada kızılderili,avustralyada aborijin,afrikada beyaz-florida da zenci olmak. işi uzatmak mümkün .Amin abimiz bu kitabı ile halt etmiş.Bir kimliği olduğuna inanmadığım bir adamın kitabı.Ve taraflı bir yazar.
kimlik farkında olmadan insanları kalıplar içine sokar. kendini gerçekleştiremeyenler için kimliğin herhangi bir önemi yok. ya kendini gerçekleştirmeye çalışanlar için durum aynı mı? maalouf bu denemesinde kimlik sorununa çok güzel çözümlemeler getirmiş. tüm insanların ortak bir paydada bir araya gelebileceklerini ve aslında tüm farklılıklara rağmen insanlığın aynı kimlikten geldiğini ileri sürerek kimlik kavgasının anlamsızlığını ortaya koymaktadır<br />
"Ölümcül Kimlikler" güzel ve ilginç denemelerin toplandığı bir kitap. Aslında hepimizin farklı kimliklerle farklı gruplara dahil olduğumuzu çok güzel anlatmış. Hiçbir ortak noktamızın olmadığını düşündüğümüz insanlarla; aslında aklımıza hiç gelmedik yönlerden ortak noktalarımızın olduğunu bu kitabı okuyunca anlıyor insan. O zaman insanlara daha farklı bir bakış açısıyla bakabiliyorsun. En azından bir kimlikte buluşmak mümkün mü acaba diye düşününce, sevgi ve hoşgörü de ön plana çıkıyor. Farklı bir yaklaşım tarzı belki de benim düşüncem. Yine de bu tür kitapları sevenler için etkileyici bir kitap.
İnsan neden bir gruba dahil olma ihtiyacı hisseder ki? Kendini tek bir kelimeyle ifade etmeye ne gerek var ki? Amin Maalouf bu denemesinde kimlik kavramına biraz da kişisel durumunu göz önünde bulundurarak değinmiş...
maalof'un denemelerinin toplandığı bir kitap. her yazarın hayatının belli döneminde yaptığını o da yapıp fikirlerini açıklamış. kendisi müslümanlığın yaygın olduğu bir toplumdan gelsede koyu bir hiristiyan olduğu gerçeğini göz ardı etmeden okumak gerek. her ne kadar yazdığı romanları beğenerek okusamda bu denemeleri beni tatmin etmek bir yana zaman zaman fazlasıyla ters düştüğüm fikirlere yer vermiş. ama fikir zenginliği katması açısından ve bir arap kökenli hiristiyanın fikir ve düşüncelerinin öğrenilmesi bakımından önemli buldum. tabi bi soru da aklı kurcalıyor; acaba neden köklerine bir düşmanlığı var gibi yazıyor? kendisinin de bir kimlik sorunu var gibi geldi bana...
Amim Maalouf'un kitabı bir deneme yapıtı...Maalouf'un bu kitabında dile getirdiği bazı düşüncelerle nasıl bir çelişkiye düştüğü dikkatli okuyucuların gözünden kaçmayacaktır. Bakın ne diyor Amin Maalouf...
"Dilinizin küçümsendiğini,dininizle alay edildiğini,kültürünüzün aşağılandığını hissederseniz, farklılığınızın işaretlerini abartılı bir gösterişle sergileyerek tepki verirsiniz. Tersine saygı duyulduğunu hissettiğinizde,yaşamayı seçtiğiniz ülkede yeriniz olduğunu hissettiğinizde daha farklı davranırsınız..."(sh:39)
Bundan birkaç paragraf sonra ise şunları yazıyor Maalouf:
"Başörtüsü konusuna dönersek,ben burada geçmişe özenen ve GERİCİ bir tutumun söz konusu olduğundan kuşku duymuyorum..."
Dininizle alay edildiğinde, yada dininizin gereklerini yerine getirdiğinizde tepki duyuluyorsa,sizde tepki duyuyorsunuz diyor Maalouf. Ama bir alt paragrafta müslümanlıkla ilgili olan "başörtüsü" konusunu ise gericilik olarak nitelendiriyor.Yani okuyucularına,kimliklere saygılı olmak gerek temasını vermeye çalışırken, kendisi satır aralarında saygısızlığını eksik etmiyor. Yani bana göre belli bir zihniyete kitapşörlük yapan samimiyetten uzak fikirlerin bir denemesi bu kitap...
Bence Türk okuyucular Maalouf okumadan önce bir kez daha düşünmeli...
Kimlik karmaşasını kimlik bunalımını ve kimlik arayışını tanımlayan başka bir başılk düşünmeye başladım bu güzide kitap için.Ama sevgili yazar olaylara bakış açısını geniş tutup olabildiğincede derine kaçmaktan ve irdelemekten kendini sınırlamyı bilmiş ve bizede bu hakkı vermemiştir.tam bir deneme havası içerisinde kaleme alınan kitap ,bizlere bazı gerçekleri göz ardı etmememiz için birebir.Hele hele zamanımızda ;yaşanan göç hareketlerinde yaşanan kültür şoku,aidiyet duygusunuda zedelemektedir.Müslüman bir anneden ve hristiyan bir babadan dünyaya gelen birey hangi dinin ,hangi kültürün sınırları çerçevesinde eğitileceği yada eğitim alacagı konusunda karmaşık hissiyatlar içerisine girmektedir.kitabında bu konuya hassasiyetle değinen yazar bunu kendisininde yaşadığını ancak doğduğu ve ailesininde büyüdüğü memleketini nasıl inkar edemiyorsa,şu an yaşadığı ve ve dilini konuştuğu suyunu içtiği ülkeyi de kendisinden soyutlamamaktadır.aidiyet konusundaki sorunları,ülkeler,dinler ve kültürler açısından inceleyen yazar,canlı,yaşanmış örnekler vererekten anlatımını(tezini)gerçekçi kılmayı bilmiştir.
“Ölümcül Kimlikler” adlı denemesinde Maalouf kimlik kavramının üzerinde durmakta, bu kavramın nasıl ölümcül bir silaha dönüşebildiğini, büyük insanlık ailesine giden yolda nasıl bir engel olabileceğine değinmektedir.
Kimliğin kişiyi kendinden başka hiç kimseye benzemez yapan şey olduğuna değinen Maalouf, bu kavramın bünyesinde farklı aidiyetleri taşıdığının altını önemle çizmektedir. Bir insan çok farklı aidiyetlere sahip olabilir, çoğunlukla sahiptir de... İşte kimlik bu aidiyetlerin toplamından oluşur. Ancak bu belirli bir hiyerarşiyi içeren, basit bir matematik toplam değildir. Tek ve baskın bir aidiyet olduğunu savunmak doğru bir tutum değildir. Çünkü bu tutum beraberinde “biz” ve “ötekiler” anlayışını getirir. Böylesi bir ayrımlaşmanın çatışmaya dönüşmesi hiç de ihmal edilecek bir olasılık değildir. Kendi insanlarının (yani “biz”in) hayatta kalması için eylemde bulunma, insanın içinde kalan gizli “Mr Hyde”ı uyandırır. Kişiyi katliamcılığa kadar götürebilen “ölümcül kimlik” işte böyle ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde göçmenlik günden güne yaygınlaşmaktadır. Bu durum da birçok ülkede kimlik sorununu iyiden iyiye alevlendirmektedir. Kimliklerinin tehdit altında olduğu düşüncesi göçmenleri daha da içlerine kapatmakta, tek bir aidiyeti benimsemeye itmektedir. Maalouf’a göre göçmenler “kabilesel” kimliğin ilk kurbanlarıdır. Ya doğduğu ülkeye ya da onu kabul eden ülkeye ihanet ikileminde bırakılmaktadırlar. Göçmenlerin kimlik gerilimleri başka alanlarda olduğundan çok daha ölümcül sapmalara yol açabilmektedir. Oysa bir göçmen kendi kültürünün saygı gördüğüne ne kadar hissederse, geldiği ülke kültürüne de o kadar açılacaktır. Burada karşılıklılık ilkesinin önemi bir kere daha göz önüne çıkmaktadır.
“Biz” ve “öteki” kavramlaştırmasının olumsuz sonuçlarından biri de dinler arasındaki çatışmalarda gözlenmektedir. Böylesi bir kavramlaştırmanın kök salmasından sonra, modernlik “öteki”nin damgasını taşıdığı durumda, farklılıklarını vurgulamak için bazı insanların gericilik simgeleriyle bayrak açması kaçınılmaz bir sonuçtur. Güncel bir örnekle, türban konusunu böyle değerlendirmek gerekir. Kendilerinin dışlandığı duygusunu kapılan göçmenler, türban simgesinin ardından kendi “kültürlerini”, ezilmişliklerini ifade etmek istemekte, bu konudaki eleştirilere tamamen kapalı olmaktadır.
Maalouf kitabında “zamanın havası” kavramından da söz etmektedir. Bu kavramla Maalouf, kişinin kimliğini oluşturan aidiyetlerinin önem sıralamasının zaman içerisinde farklılaşabileceğini ifade etmek istemektedir. Örneğin Rusya’daki Yahudi proleter, yakın bir geleceğe kadar sınıfsal aidiyetini ön planda tutarken, son dönemde dini aidiyetini kendisine temel almaktadır. Bundan yıllar sonra ne olacağını ise yine zamanın havası belirleyecektir.
Buradan Maalouf “dünyalılaşma” kavramına geçmektedir.Ona göre dünyalılaşma herkes için zenginleştirici müthiş bir karışımdır. Küreselleşmeyle birlikte içine girilen süreç dünyalılaşmanın kapılarını ardına kadar açmaktadır. Ancak bu sürece “Amerikanlaştırma” yaftasının yapıştırılması, kuşkucu bir davranış içerisine girilmesi, dünyalılaşmaya karşı bir direnç geliştirilmesine neden olmaktadır. “Karşılıklılık” ilkesi burada da önem kazanmaktadır. Herkesin kendi öz kültürünün bazı unsurlarının bütün insanlığın ortak mirasına dahil olduğundan emin olması gerekmektedir.
Panter ile kimlik arasında nasıl bir bağ kurulabilir? Maalouf bunun yanıtını kitapta vermektedir. Nasıl ki bir panter eziyet edildiğinde veya serbest bırakıldığında karşısındakini öldürürse, kimlik için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Kimliği “ölümcül” yapan da bu benzerliktir zaten.
Sonuç olarak, tek ve evrensel bir insanlık ailesine ulaşılmak isteniyorsa eğer, kimliğin çeşitli aidiyetlerin toplamı gibi algılamak gerekmektedir. Avrupa Birliği deneyimi bu açıdan önemlidir. Ve Maalouf şu görüşü dile getirmektedir: Öyle olmalı ki, kimse kendini doğmakta olan uygarlıktan dışlanmış hissetmesin, herkes orada kimlik dilini ve öz kültürüne ait bazı simgeleri bulabilsin, orada herkes kendini, etrafını kuşatan dünyanın içinden yükseldiğini gördüğü şeyle özdeşleştirebilsin. Düş değil. Yeter ki kimlik sorunu çözülebilsin...
Aynaya bakıp hiç kendinizi enine boyuna sorguladığınız oldu mu? Eğer olamdıysa bu kitap <br />sizin kendinizi sorgulamanıza yardımcıolacaktır. Daha doğrusu kendini sorgulamanın bir <br />ihtiyaç olduğunu anlayacaksınız. Ve bu kitapta insanın öz benliği ile ilgili bir çok <br />keşifte bulunacaksınız. Kitaptaki benzetmeler gerçekten çok güzel. Kitabın ismi zaten <br />ilginç ama kitabı çok iyi anlarsanız, vermek istediği mesajı kaptığınız takdirde şifre <br />çözülüyor. Kitap ne anlatmak istediğini açıkça ele veriyor.
Kimliklerimiz.. Bizi kimi zaman peşin yargılara götüren, kimi zaman körleştiren.. Kültürümüzün bize biçtiği elbisedir kimliklerimiz. Bazen (Don Kişot gibi) çıplak kalmayı tercih edenleri görürüz, üstümüzdeki kumaş parçasına daha bir sıkı sarılırız. Bazen de başımızı döndüren renkleriyle önümüzde dans edenleri görürüz, utanırız tenimizi örten dilenci elbisesinden, aldanırız Truva atını gören şanssız Truvalılar gibi. 'Kimlik' müphem bir kelime, yapış yapış...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Amin Maalof çok farklı bir yazar.Bunu da bu kitapta bir kez daha gösterdi.Farklı kültürleri yaşamış bir insanın katlanmak zorunda kaldığı zorluklardan bayağı etkilenmiş.Bir hristiyan olmasına rağmen İslamiyete hem sıcak hem soğuk.Aynı şekilde hem kendi hem de diğer dinlere karşı da aynı.Her dinin doğru ve yanlış taraflarını daha doğrusu toplumun bunu uygulamadaki doğruluk ve yalnışlıklarını eleştirip bütün dinlerden bir sentez oluşturmaya çalışmış.Yazdıkları çelişiyor gibi gözüküyor bu da normal.Bu kadar kültür sentezinin içinde kaybolmamak hem de bilgili bir yazar olarak pek mümkündeğil.
Yazar yalın bir dille düşüncelerini anlatmış sanatsal bir kaygısı olmadığı kesin. Kitaptaki düşüncelere gelince tarafsız olabilmek için adeta kendini zorlamış. Ayetullah Humeyni ye benzer hiçbir İslam hükümdarını tarihte hiç görmediğini söylüyor ki haklılık payı yüksek.43. ve 44. sayfalarda yazar doktrin adına yapılan yanlışlıklarda doktrinin suçlanmadığından dert yanıyor ama sayfa 57 ye gelindiğinde İslam adına yapılan her olayda İslam ın suçlandığı için yakınıyor.Bana bu iki görüş çelişiyor gibi geliyor. Yazar 54. sayfada modernliğin öğelerini sıralarken bence kusurlu taraflarınıda belirtiyor nedir bunlar 'evlilik öncesi cinsel ilişki ve evlilik dışı doğum'.Kitabın son bölümünde küresel dil olan İngilizce ve yerel dil dışonda üçüncü dilin öğrenilmesi ile küreselleşmenin tek tiplileştirmesinin önünün kesilebileceğini vurguluyor ki çok haklı. Günümüz dünyasının aldığı şekli ve alabileceği şekilleri görmek isteyenlere hatta bu şekillenmede rol almak isteyenlere ışık tutabilecek bir eser...
yazarın eserlerinden 4 tanesini okudum.ama son kitabı olan ölümcül kimlikleri okuduğumda aradığım amin maalouf'u bulamadım.sanki birilerini korkutmamak,yanlış anlaşılmamak için yazmış bu kitabı.nerdeyse her sayfada eleştirdiği kesimden müslümanları,hıristiyanları,arapları,avrupalıları...)özür diliyor gibi.yanlış anlaşılmamak için uyarılarda bulunuyor.ayrıca kitabın sonundaki temennileri bana fazla ütopik geldi.
Maalouf kitabında bakın ne diliyor "... bütün Ortadoğu’ya ‘vatan’ ve her isimde, her kökenden Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan, bütün çocuklarına ‘vatandaş’ diyebileceğim günün hayalini kuruyorum." Bu dileğe katılmamak mümkün mü
Kimlik, insanın zamanın içindeki incelişinde onu dünyaya bağlayan bir ayna. <br /><br />Amin Maalouf'a göre böyle sizce de değil mi bu kitap insanı hayata bağlıyor hiç sıkmıyor (bazı mevkiiler haricinde ) güzel bir kitap herkese tavsiye ederim