İvo Andriç'in Nobel Ödülü almasına neden olan bu eserini , şans eseri tanıdım.Üniversite kütüphanesinde raftan şimdi ismini hatırlamadığım Dostoyevskinin bir eserini aldığımı zannederken bu kitabı almışım. okumak için ilk denemem oydu ve kitapı sonuna kadar okuyamamıştım. Çok ilgimi çekmişti ama okyamamıştım. İkinci denememde zannedersem sınav zamanımdı ve ben kitaba odaklanamamıştım. Ama okul bittikten sonra ,benim için geniş zamanlar vardı ve bende sonunda okudum. Balkanlarda geçen iki halkın hikayesi, daha doğrusu bir köprünün hikayesi, Sokullu mehmet paşanın acemi oğlanı olarak götürüldükten ,Osmanlı yönetiminde önemli bir yere geldikten sonra vatan toprağına bir hayır işlemek maksadıyla köprüyü yaptırmak ister. Köprü yapılırken , ve yapıldıktan sonra geçen olayları işlemiş. sürükleyici , Kimi zamanlar heyecan azalsa da genelinde heyecanlı bir eser. Köprüyü yıkma girişimleri, kazığa geçirme, silahli nöbetçiler, kulaklardan köprüye çivi çakmalar . Bence siz bu kitabı okuyun
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kitapta,bir romanda olması beklenen şekilde ana karakterler insan değil.bir köprü,her şeyin kalbi olan kapiyası ve de vişegrad kasabası.uzun bir tarihi süreci bu 3 ana unsur etrafında takip ediyoruz.köprünün yapımı,yapım hikayeleri,vişegrad kasabasının değişen yaşamı(devamlı surette) vs.vs.osmanlı ile başlıyoruz 1. dünya savaşı ile çıkıyoruz tarih sahnesinden.bu dönem içerisinde,osmanlınn elini çektikten sonra balkanlarda yaşayan halkların yaşama karşı tutunma serüveni.savaşlar,isyanlar,değişimler... bir sırp milliyetçisinin yazmış olduğu kitaba önyargılıdır diye önyargılı başladım ama düşündüğüm gibi çıkmadı.olayları,siyasi gelişmeleri çok tarafsız bir ibiçimde kaleme almış.tercümesi de çok güzel. genel kültür açısından çok bilgilendirici bir kitap.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap Osmanlının sanat, mimari, sosyal devlet, fetih yönlerini anlatmak yanında, bilinen "Osmanlı Tokatı" nın ne demek olduğunu da (özellikle isyan dönmelerinde) göstermektedir. Osmanlı Devleti zayıfladıkça sınıra yakın müslümanlar hep iç kısımlara göç etmiş, ama epeyce bir kısmı buralarda kalmış.Ayrıca tarih kitaplarında geçtiği şekliyle Bosna hemnececik kaybedilmemiş, Osmanlı ordusunun çekilmesinden sonra epeyce bir yerel direniş sonucu kaybedilmiş.
Tüm savaşlara, işgallere, bombardımanlara rağmen, osmanlıdan ciddi bir tarihi eser mirasının kaldığını da anlıyoruz.
Diğer taraftan Sırpların hep isyankar, savaş yanlısını tabiatlarının yeni bir şey olmadığını (Osmanlı Devleti kadar, Avusturya -Macaristan İmparatorluğu, kitap yazıldıktan sonra yakın tarihte de Yugoslavya'yı oluşturan diğer unsurlara karşı) anlıyoruz.
Bıraktığımız miras sadece mimari eserler olmadığını, sadece sırpçada üç bin civari türkçe kelime kullanıldığı düşünülürse önemli bir dil mirası da biraktığımızı anlıyoruz.
Tebasından birisinin gözüyle Osmanlı nasıl algılanmış nasıl anlaşılmış bunu görüyoruz. Zaman zaman pek hoşlanmasak da gerçekçi bir kitap.
Kitap sadece bir roman değil aslında bölgenin tarihini, sosyal yapısını anlatan, gelenekleri, alışkanlıklarını, hoşgörülerini anlatır. Özellikle Balkanlara ilgisi olan meraklılar okumalı diyorum.
Drina Köprüsü tüm balkan edebiyatının en önemli romanlarından biri. Bu eserin özgün pek çok tarafı ver hem tarihi çok iyi bir roman kurgusuyla aktarması hem de dili ona ayrı bir ruh kazandırıyor. Türkiye de pek çok ülkeden daha çok ilgi görüyor olması sevindirici.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İvo Andriç, bu kitapta Sokullu Mehmet Paşanin vezir olduktan sonra doğdugu toprakları unutmayarak “Doğu” ile “Batı”yı o günün şartlarında biraz daha da olsa birleştirmek için yaptırdığı Drina köprüsünü ve de onun etrafında gelişen olayları, yaşayan insanları anlatıyor. Ama anlattığı süreç köprünün yapıldığı Sokullu Mehmet Paşa zamanından 1.Dünya savaşına kadar geçen uzun bir zaman dilimi. Dolayısıyla Andriç, Bosna ve çevresinde Osmanlı tebaası müslümanların ve de hristiyanların bir arada nasıl yaşadıklarını, Osmanlının zamanla nasıl gerilediğini ve de bunun başkentinden uzak sıradan bir kentte nasil hissedildigini objektif bir şekilde anlatmiş. Kitapda bir çok küçük hikaye var. Ve bütün bu hikayelerde tabi ki köprü bir şekilde rol alıyor. Kitapda beni en çok etkileyen karakterlerden birisi “Ali Hoca” idi. Belki de yazarın onu kitapda anlattığı son karakter yapması idi etkilenmemin nedeni. Kitabın arka kapağinda da yazdığı gibi, Drina Köprüsü kimliklerin, dinlerin, devletlerin ötesinde daha çok insanı anlatan ve de bunda da cok başarılı olmuş bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Drina Köprüsü, gerek tarzıyla gerek konusuyla çok farklı ve etkileyici bir roman. genellikle diğer romanlarda rastladığımız gibi belirli bir zaman aralığı, belirli birkaç kahraman yok. bu kitabın kahramanı yüzyıllarca etrafında gelişen olaylara şahitlik eden bir köprü; Sokullu Mehmet Paşanın yaptırdığı Drina köprüsü. Köprünün yapımından I.Dünya savaşına kadar çevresinde yaşanan, kimileri zamanla efsaneleşen olaylar küçük hikayeler biçiminde anlatılmış. Aynı zamanda o dönemde yaşayan halkların (sırplar, müslümanlar, yahudiler, avusturyalılar) günlük yaşantılarını, birbirleriyle olan ilişkilerini, isyanlar ve savaşların üzerlerindeki etkileri; zamanla yaşanan değişimler çok güzel ve etkileyici bir dille aktarılmış.
Bu eseriyle 1961 yılı Nobel Edebiyat ödülünü alan Ivo Andriç, kesinlikle bu ödülü haketmiş. Ünlü bir tarihçimiz, Osmanlı tarihinin hep anlı şanlı yüzü ortaya konurken, aslında imparatorluğun diğer yerlerinde hayat nasıldı, insanlar hangi şartlar altında yaşıyorlardı diye sorar. İşte bu soruya Ivo Andriç "drina Köprüsü"yle ve bu köprünün etrafında gelişen olayları eşsiz bir güzellikte betimleyerek yanıt veriyor. "Drina Köprüsü" bu köprünün etrafında yaşayan insanların günlük yaşantılarını, hayata dair beklenti ve kaygılarını, sevinç ve kederlerini aktarıyor.
Kitap bir köprünün öyküsü.Ama yazar bu köprüyü anlatırken Balkanlardaki değişimi de anlatıyor.Yazar oldulça objektif.Balkanlarda şu anda yaşanan sıkıntıların kaynağının aslında oradaki insanlar olmadığını görüyoruz
Son birkaç yıldır Bosna’dan hep savaş haberleri alır olmuştuk. Drina suyunun üzerindeki tarihi köprü de, Bosna’daki kanlı savaş sırasında sık sık gazetelere taşınmış, Sırp bombardımanı sonucu ağır hasar görmüştü. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın doğduğu topraklara, Bosna’ya hediyesiydi bu köprü. Müslüman ve Hristiyanların; Türk, Boşnak, ve Sırp halklarının yüzyıllar boyu kah iyi komşuluk ilişkileriyle kah düşmanlıklarla birarada yaşadığı Saray-Bosna’nın simgesi haline gelen Drina Köprüsü, işte bu yüzlerce yıllık tarihin, dostlukların, acıların, sevinçlerin, savaşların ve istilaların tanığıydı.
Sözünü ettiğim tarihi köprünün öyküsünü anlatan “Drina Köprüsü”, Türkiye’de yayınlandığı yıllarda oldukça ilgi çekmiş, hakkında çok sayıda kritik yapılmıştı. Mesela 1962 tarihli Vatan gazetesinde, kendisi de roman yazarı olan Samim Kocagöz şöyle tanıtmıştı kitabı; “büyük bir ilgi ile okuduğum bu roman, doğu ile batının ilişkilerini, toplumların doğudan batıya, batı anlayışının doğuya –manevi anlamda- geçişini büyük bir başarı ile anlatıyor. Yazar, Sava nehrine dökülen Drina suyu üzerindeki bir köprüyü ele alarak, bu köprünün başındaki Vişegrad kasabasının orta çağdan günümüze gelen serüvenini ilginç bir kuruluş ve dille anlatmış… Drina Köprüsü, doğudan batıya, altından geçen sular gibi Osmanlılığı geçirmektedir. Doğu ile batıyı kaynaştırmaktadır. Yüzyıllar boyunca doğudan batıya olan bu akış, bir zaman geliyor ki tersine dönüyor… Andriç’in şu görüşü ne kadar yerinde; Balkan savaşından sonra yitirilen ülkeler için Türk gençleri, Müslüman unsurlar ah vah ederken Bosnalı gençler, Sırp gençleri Viyana, Prag üniversitelerinde okuyorlar… Sırplar, Hırvatlar, Slovak milliyetçilik fikirlerini geliştiriyor, sosyalist görüşler yayıyorlarken, Müslümanlar, Türkler, hala Drina köprüsüne bakarak eski günlerini anıyorlar