Yakup Kadri'nin İstanbul'da bir Bektaşi dergâhındaki gözlemleri üzerine kurgulanmış bir eser.
Önce gazetede tefrika edilmiş ve sonrasında filme de aktarılmak istenmiş. Bu süreçte ciddi tepkilere de yol açmıştır.
Her yönü ile ilginç bir okuma okuru bekliyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir olay anlatılmakla beraber durum hikâyelerinin sonları gibi biten bir roman. İşlediği konu ilgi çekici. Gerçekleri görmek istemeyenlere batsa da roman Yakup Kadri'nin gözlemlerine dayanır ve gerçek de Bektaşi dergâhında durum bundan pek farklı değildir. Romanda çeşitli tipler vardır ancak bir karakter yoktur. Bu sebeple pek çarpıcı bir roman değildir ki çok meşhur da değildir bu yüzden. Ancak elbette okumanızı tavsiye ederim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sodom ve Gomore'de işlediği ahlak olgusundaki yozlaşmanın din yuvası olarak görülen kurumlarda da kendini gösterdiğinin bir bakıma tarih vesikası sayılabilecek eser: Nur Baba.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yıllar önce bir arkadaşımdan ödünç alarak okumuştum. Yakup Kadri'nin yabandan sonra okuduğum ikinci kitabıydı. Yaban'la birlikte başlayan Yakup Kadri'nin tüm kitaplarını okumalıyım düşüncemi perçinleyen bir kitap olmuştu. Şimdi de kendi kitaplığımda olması ve kendi çocuklarım için alıyorum. Tavsiye ederim.
Yakup Kadri'nin yıllarca tartışılsn romanlarından birisi olmuş. Osmanlı'nın son dönemlerinde Çamlıca'daki bir Bektaşi Tekkesi'nin, o tekkenin şeyhi ile oraya gidip gelenleri anlatan bir roman. Tekke'nin adı tekke; yoksa dinle diyanetle hiç bir alakası kalmamış. Demlerin çekildiği, kafaların yapıldığı, kadınlarla erkeklerin deta randevulaştıkları bir mekan olmuş. Bektaşilik adıyla ortaya konanlar ilginç. Sodom ve Gomorre'de Pera-Beyoğlu'nun mütareke yıllarındaki iğrençliklerini anlatan Yakup Kadri henüz 1921-22'de yazdığı bu romanıyla da İstanbul'dan bir tekke portresi çizmiş.
Osmanlı'nın son zamanlarında iyice yozlaşmış olan tekkelerin anlatıldığı en bilinen iki eserden biri.Refik Halit Karay'ın eseri "Kadınlar Tekkesi"nde olduğu gibi Yakup Kadri Karaosmanoğlu'un bu eserinde de bu yozlaşmış kurum her türlü çirkinliğiyle gözler önüne serilmiş.Yayınevinin, günümüzde artık anlaşılması zorlaşmış Osmanlıca sözcük ve deyimlerin, parantez içinde izahlarını vermesi de iyi olmuş.Kaçırmayın derim...
Yakup Kadri gibi güzide ve kalemi kuvvetli bir yazarın, roman tadından ve üslubundan böylesine uzak bir eseri niçin yazdığını düşünüyorum da; ısmarlama ve zorlama yazılmış gibi bir izlenime kapılıyorum. 1921'de tefrika edilen roman sanki ilerde tekke ve zaviyelerin kapatılmasına altyapı olsun diye yazılmış gibi. Romanda çizilen Nur Baba karakteri, sürekli sarhoş gezen, pekçok metresi olan ve kadınları ağına düşürmekten başka amacı olmayan, şehvet düşkünü biri. Bu ahlaksız adama şeyh deyip, ona mürüd(!) olanlar ise çoğunlukla kadınlar. Bu kadınlar şeyhe aşık oldukları halde sürekli bir araya geliyorlar, tekkede beraberce yaşayıp gül gibi de geçiniyorlar. Kimse kimseyi kıskanmıyor, kimse birbirinden ya da şeyhten nefret edip tekkeden ayrılmaya kalkmıyor, bir kez dahi kavga etmiyorlar. Hele şeyhin bir de karısı var ki, bu karakterin elle tutulur hiçbir yanı yok! Evli olan kadın müridlerin kocalarından ise hiç bahsedilmiyor. 1920 ve öncesinin Türkiye'sinde kadınlar nasıl kocalarından, ana-babalarından ya da etraftan çekinmeden yasak aşk yaşayabiliyorlar, çocuklarını bile hiçe sayabiliyorlar? Bu tekke nasıl böyle çevresinden izole edilmiş gibi pervasızca her istediğini yapabiliyor? Burasını dışardan hiçkimse neden sorgulamıyor? Niçin romanda anlatılan kadınların tamamı hem ahlaksız, hem onursuz, hem kişiliksiz, hem de akılsız? Okurken bunlar gibi pekçok soru aklııma takıldı. Bu yüzden roman bende çok mesnetsiz ve nesnellilkten uzak bir izlenim uyandırdı. Yakup Kadri romanın sonunda okura şunu söyletmek istiyor sanki: "Tekkenin de, şeyhin de, müridlerin de canı cehenneme!" Okurken yukarıdaki neden ve niçinler kafanızı kurcalamaz ise bunu rahatlıkla söyleyebilirsiniz.
20. yüzyılda bir Bektaşi tekkesinde olanlar ve oraya daha sonradan katılan Nigar Hanım ile Nur Baba arasındaki ilişkinin anlatıldğı bu eser, bir döneme aynı zamanda ışık tutuyor. Tekkelerin nasıl yozlaştığını, amaçları dışında işler yaptığını gözler önüne seriyor. İyi bir kitap.
Adının izlerini geleceğe taşımayı başarıp da günümüze kadar okuyucularıyla satırları buluşmuş bir yazar, kaleminden bizlere bir Bektaşi tarikatına bağlı olan eski Boğaziçi şiirlerine ilgisi fazlasıyla bulunan Ziba adındaki bir kadınla,başları bu tarikatın başında ilahi aşkı benimseyen bir şeyhin zamanla aşk anlayışının değişmesi sonucu bu kadınla içinde bulunduğu aşkı değişik anlatım şekilleriyle sunan bir eser ortaya koyuyor okuyucu kaygısı taşımadan da başarısını kanıtlayarak...bütün okuyucularımıza tavsiye ederim......
cagdas turk edebiyatinin en saglam isimlerinden yakup kadri'nin, bektasilik ve ask ekseninde donen romani.<br />evli bir kadinla bir bektasi babasinin arasindaki ask durumu anlatilirken, detayli bir sekilde bektasilerin ikrar torenleri anlatilmaktadir.
Eski debdebesini kaybedip zamanla curumuslugu icinde parca parca olan,maneviyatini kaybedip aslina yabancilasan tum kurumlar gibi bu Bektasi tekkesi de hic beklemedigimiz sahnelerle cikiyor karsimiza.Belki Yakup Kadri'nin karsisina cikan muessese boyle curumus bir kurumdu,belki Yakup Kadri bu romaniyla yikilan hayallerini ortaya sermek istedi?Bunu bilemiyorum;fakat romanda en dikkat cekici buldugum nokta Yakup Kadri'nin kadin ruhunun gizemini cozmus olmasi...Bunu yaklasik bes-alti kez romanin farkli yerlerinde goruyorsunuz.Oldukca da hosuma gitti.Yaban kadar icinizi yakmasa da edebi acidan degerli bir roman oldugu kanisindayim.