yazarın Hz.Ali dönemi ve Ehl-i Beyt isimli kitabınla birlikte okuduğum bu kitabı da tarafsız bir şekilde birçok kaynaktan alıntı yapılarak anlatılmış.o dönemi merak eden ve bir çok ana kaynağı okuyacak vakti olmayanların oldukça faydalanacağı bir kitap.yazar bu dönem ortaya çıkan hilafet ile ilgili anlaşmazlıkların tek bir boyutu olmadığını bunun içinde arab kabile gelenek ve görenekleri,iktidar hırsı,çevredeki çeşitli toplulukların kendi çıkarlarını düşünerek yaptığı girişimler detaylı bir şekilde ağır hükümler verilmeden okuyucunun vicdanına bırakılmış şekilde anlatılıyor.ben çalışmayı başarılı buldum.o dönemin ne kadar zor olduğunu kitabı okuyunca hemen farkedebiliyorsunuz.Sonuçta kişisel olarak düşüncem bir sünni olarak Hz.Ali ve Ehl-i Beyti her zaman sevmemiz gerektiğidir.Keşke yaşanmasaymış dedim bu olaylar ama sonuçta yaşandığına göre Allah böyle nasip buyurmuş demek ki.Her iki tarfında sevenleri günümüzde bu anlaşmazlıkları sürdürerek bir yere varamayacağını düşünüyorum..Kardeşliğin İslami toplulukları arasında daim olmasını dileyerek.bu konuda bilgi edinmek isteyenler için tarafsız doğru bir kitap olduğunu düşünüyorum
imam alinin beni en çok üzen şeylerden biri muaviyeyle aynı kefeye konmak dendiği rivayet edilirki çok doğrudur bencede imamın bu sözü, dolayısıyla kitabın adı bile başlı başına en hafif anlamıyla özensiz ve rastgeledir. selam ile.
Hz. Ali boyle soz soyleyecek kadar kibirli bir degildir. gercek olduguna inanmiyorum. Muaviye de bir sahabidir, sahabilere laf soylemek bizim haddimiz degildir.
Adnan Demircan'ın bu kitaptaki görüşlerinin sonradan bir hayli değiştiğini anlamak çok zor değil. Kendisi Nehcul Belaga kitabının çevirisini yapacak kadar da mezhep taassubundan uzaklaşmayı başarabilmiştir. Mezhep bezirganlarının çıkarları için İmam Ali'nin ilim ve irfan dünyasından uzak bırakılan Anadolu halkının unuttuğu bir değere kavuşmasına aracılık etmiştir. Kendisinin başarılı çalışmalarının devam etmesini dilerim. İnsanlar, fikirlerinin olgunlaşma sürecinde bu tür sapmalar ve yönelmeler gösterirler. Doğal karşılamak gerekir.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
EHL-İ BEYTİ SEVMEK İMANIN ALÂMETİDİR
Allah Teâlâ, müminlere Resûlü’nün sevilmesini farz kıldığı gibi onun parçası olan ve kendisine inanan yakınlarının da sevilmesini, bu şekilde Peygamber’in (s.a.v) sevindirilmesini istiyor. Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:
Bismillahirrahmanırrahim “Resûlüm onlara de ki: Ben bu davetime karşılık olarak sizden bir karşılık ve ücret beklemiyorum; sadece yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum.” (Şûrâ/23)
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, Ashâb-ı kirâmı ve ümmetim Ehl-i Beyt’in hukunu iyi koruma konusunda şiddetle uyarmıştır:
Zeyd b. Erkam (r.a) anlatıyor: Allah Rasûlü (s.a.v), Mekke ile Medine arasında Hummen denilen suyun başında bir hutbe verdi. Allah’a hamd, sena ve zikirden sonra şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Dikkat ediniz; ben bir beşerim. Rabbimin ölüm elçisinin gelmesi ve benim ona icabet edip aranızdan gitmem yakındır. Sizlere hukuku ağır iki kıymetli emanet bırakıyorum. Birincisi Allah’ın Kitabı’dır. Onda nur ve hidayet vardır. Allah’ın Kitabına sımsıkı sarılın. Onunla meşgul olun, onu öğrenin, öğretin; hükümlerini anlayın. İkinci emanet Ehl-i beytimdir. Ehl-i Beytim hakkında Allah’tan korkmanızı hatırlatırım. Ehl-i Beytim hakkında Allah’tan korkmanızı hatırlatırım. Ehl-i Beytim hakkında Allah’tan korkmanızı hatırlatırım. ” Zeyd b. Erkam’ı dinleyenler arasında bulunan Husayn b. Sebre,
“Ey Zeyd, Rasûlullah’ın (s.a.v) zevceleri de Ehl-i Beytten midir?” diye sordu, Zeyd (r.a),
“Tabi ki Efendimizin hanımları da Ehl-i Beyttendir. Fakat Rasûlullah’ın (s.a.v) haklarının korunmasını istediği Ehl-i Beyt, kendilerine sadakanın haram olduğu kimselerdir” dedi. Husayn,
“Onlar kimdir?” diye sorunca Zeyd b. Erkam (r.a),
“Ali’nin ailesi, Akîl’in ailesi, Cafer ve Abbas’ın âilesidir” dedi. Husayn,
“Bunlara sadaka haram mıdır?” diye sorunca, Zeyd (r.a),
“Resûlüm onlara de ki: Ben bu davetime karşılık olarak sizden bir karşılık ve ücret beklemiyorum; sadece yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum” âyet-i kerimesi (Şûrâ/23) Resûlullah’ın (s.a.v) Eh-i Beytini ve Ashabını sevmenin vacip olduğunu göstermektedir. Allah Resûlü (s.a.v) sahih hadislerinde: “Fatıma benden bir parçadır; onu üzen beni de üzer” (Ibnu Kesir, Tefsir, VII, 201) buyurmuş, Hz. Ali’yi, Hasan ve Hüseyin’i sevdiğini belirtmiştir. Efendimizin sevdiği kimseleri sevmek, bütün ümmete vaciptir. Sonra, her namazın sonunda Hz. Peygamberin Ehl-i Beyti’ne salât ve selâm okunması, bütün ümmete emredilmiştir. Bu büyük bir makamdır; onlardan başka hiç kimseye nasip olmamıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki, Hz. Peygamberin Ehl-i Beyti’ni sevmek vaciptir.
Resûlullah (s.a.v) Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’le yemek yedi. Yemekten sonra, onları üzerindeki elbise ile sardı ve,
“Allahım! Bunlara düşman olana sen de düşman ol; bunları seveni sen de sev!” diye duâ etti. (Ebû Ya’lâ, Müsned, No:6951; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IX, 166-167.)
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in amcası Abbas (r.a) bir gün üzüntülü bir şekilde, Efendimiz’in huzuruna geldi ve,
“Yâ Resûlellah! Kureyş bizden ne istiyor; birbirleriyle karşılaşınca güler yüz gösteriyorlar, bizimle karşılaşınca yüzleri değişiyor!” diye şikâyet etti. Allah Resûlü (s.a.v) bu hâle çok gazaplandı; yüzü kıpkırmızı oldu. Sonra, “Allah’a yemin ederim ki, bir kalp sizleri Allah ve Resûlü için sevmedikçe o kalbe iman girmiş olmaz” buyurdu ve şöyle devam etti:
“Ey insanlar! Kim amcama eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur. Hiç şüphesiz bir kimsenin amcası babası gibidir.” (Tirmizî, Menâkıb, 28; Ahmed Müsned, I, 207.)
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, Hz. Ali’ye hitaben: “Yâ Ali, seni ancak mümin olanlar sever; sana ancak münafıklar buğzeder.” buyurmuştur.( Müslim, iman, 131; Tirmizî, Menâkıb, 20; Nesâî, iman, 19.)
İçinde Sunni kaynaklara ait hadislerin de oldugu bu bilgilerden sonra ve ilgili ayeti kerimeden sonra ortada tartışılacak bir şey kalmıyor.Size GADİRİHUM olayını hangi mezhepten olursanız olun iyi araştırmanızı tavsiye ederim.
Kitabı dün gece bitirdim.<br />Bu konu hakkında bir çok kitap okumuş birisi olarak Hz.Ali'nin Ehl-i Beyt'ten olması,Hilafete en layık kişi olması gibi olayların bahsedilmemesine rağmen bir de Muaviye gibi birisi ile aynı kefeye konulup onun karşısında iyi siyaset yapamamakla suçlanmaktadır. Bence Adnan Demircan burada büyük bir yanlış yapmıştır. Nehcül Belağa'sını da para verip aldık okuayacağım umarım bir sıkıntı yoktur.
tüm müslümanların zihnini yüzyıllardır kurcalayan meselelerden biri de, ali muaviye mücadelesi.ilmi bir çalışma olması hasebiyle konu hakındaki tüm gerçekler delileri ile beraber incelenmiş ve doğru zannettiğimiz bir çok düşünce sıkı bir şekilde tahlil edilmiş. o dönemi ve günümüzü anlamak isteyen herkes okumalı