Çok güzel bir roman.Louis de Bernieres,diğer kitaplarında da görülen o akıcı,duru anlatımıyla harika bir roman çıkarmış.20.Yüzyıl başlarında Batı Anadolu'da yaşayan halklar arasındaki ilişkiler,onların dokuları,kurtuluş savaşımız,sanki bizden biriymişcesine anlatılmış.Tavsiyeye değer hoş bir eser...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Oldukça hüzünlü bir hikaye. Anadoluda geçen hikaye kültürümüzün izlerini taşıdığından Türk okuyucusu tarafından daha rahat okunup beğeniliyor. Ben okudum ve beğendim. Tavsiye ederim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Elimden bırakamadan bitirdiğim, mümkemmel anlatım ve mükemmel bir kurguyla yazılmış çok sürükleyici bir kitap. Yazar farklı oldukları söylenen insanların yanyana nasıl yaşadıklarını ve nasıl birbirinden koparıldıklarını yalın bir dille anlatmış. Tarihi romanları seven herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
henüz bitiremedim ama son sayfalarına geldim. genel olarak güzel bir roman . fakat öyle uzun cümleler varki sona geldiğinizde başı unutuyorsunuz. bu biraz da çevirmenin kusuru bence. birebir çevirmek yerine (tabiki bütünlüğü bozmadan ve yorum eklemeden) romanı, alişilmış türk edebiyatı kurallarına az da olsa yaklaştırabilseydi sanırım daha çok keyif alırdım. (Baksanıza ben bile etkilenmişim ki cümlelerim bir paragrafa uzamış)
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okuduğum en güzel kitaplardan biri.. Başlarda biraz sıkıcı olsa da ilerleyen bölümlerde insanı içine çekiyor o dönemde olanlara sizi de katıyor. Gerçekten başucu olması gereken kitaplardan biri. Aynı zamanda kurtuluş mücadelesi veren inasanlarımızın ruh dünyasını, olanlar karşısındaki şaşkınlıklarını gayet iyi betimlemiş yazar. Geçmişini bilmeyen geleceğini göremezmiş!
Neden dedesi Çanakkale'de savaşmış bir İngilizin yazdığı bir roman bana bu kadar yakın ve tanıdık geliyor? Niye kendi savaşlarımız hakkındaki detaylı bilgilere, ancak bir yabancı yazarın eserinde ulaşabiliyoruz? Anadolu'yu, Ege'yi, Ege'nin bir kasabasını ve oradaki yaşamı nasıl bu denli iyi betimleyebiliyor, bize o sıcaklığı yaşatabiliyor? Bir Mustafa Kemal tanımını nasıl bu kadar güzel yapabiliyor? Olayları nasıl bu denli doğru, detaylı tahlil edebiliyor ve kağıda aktarabiliyor? İyisi mi ben soru sormayı bırakayım. Gördüğüm, tanıdığım, tanıştığım her kitapsevere tavsiye ettiğim, beni bu denli derinden etkileyen bu eseri, kitapyurdu müdavimlerine de tavsiye edeyim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
uzun ama etkileyici bir kitap. İlk 200 sayfası diğer sayfalara nazar daha az akıcı olsada sakın aldanmayın roman ilerledikçe siz daha çok romanın içine giriyorsunuz. sanki yıllardır o kasabada yaşıyordunuz ve olayları o kasabadan izliyordunuz. okuyalı4 ay oldu ama hala etkisinden kurtulamadım. Yazarının yabancı olması beni çok şaşırttı. Önüme gelen her kitap severe tavsiye ediyorum. erçekten dolu dolu bir kitap.
yazar'ın daha önceki carollı'nın mandolini kitabını okuduğumda yeni kitabını da büyük bir heycanla beklemiş Türkiye'ye ulaştığında almıştım.Ancak kitabı okumak daha yeni nasip oldu,özellikle Anadolu'yu anadoluda yaşanan bir serüveni masalsı dilde anlattığından birkaç gün içinde kitabı bitirdim,sürgün romanlarından hoşlananlara özellikle tavsiye ederim
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Kanatsız Kuşlar”, sinemaya da uyarlanan, ülkemizde çok ses getiren “Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini” adlı eserin yaratıcısı Louis de Bernieres tarafından kaleme alınmış, Bahar Öcal Düzgören’in çevirisiyle 2004 yılında basılmış bir roman.
Romanın adının neden “Kanatsız Kuşlar “olduğuyla ilgili Louis de Bernieres şöyle bir açıklama yapıyor: “Kuşlar hüzünleri olmayan insanlardır. İnsanlar ise kanatları olmayan kuşlar. Her birimiz harika, güzel ve özgür olmak isteriz; ancak karaya bağlı yaşamak durumundayız.” Bu açıklama romanın konusu ile ilgili yeterince ipucu veriyor sanırım. Eserin bence asıl ilgi çekici yanı mekânın Anadolu olması…
Güneybatı Anadolu’da Eskibahçe kasabası. Hikâyemiz 19. yüzyılın sonlarında başlıyor ve 20. yüzyılın başına kadar sürüyor. Telmessos şehri. Şimdiki adıyla Fethiye. Telmessos, o tarihlerde Osmanlı toplumunun küçük bir örneği. Kasabada Türk, Ermeni, Rum ve Yahudiler var. Osmanlı İmparatorluğu altında yüzyıllar boyunca birlikte yaşayan Müslüman ve Hristiyan topluluklar mükemmel bir şekilde kaynaşmış. Kasabada Yunanlılar çoğunlukta ve eğitim durumları yüksek insanlar. Müslümanların eğitimleri az, zanaatle uğraşıyorlar. Romanda olaylar ve kişiler aracılığıyla, ayrı düşünce ve inançlara sahip insanların gayet mutlu ve uyumlu bir şekilde beraberce yaşayabildikleri gerçeği, altı çizilerek vurgulanıyor.
Kasabada Türkçe konuşuluyor; Arap ve Yunan alfabesi kullanılıyor. Atatürk’ün daha sonraları getirdiği, Türkçe ses yapısına daha uygun olan Latin alfabesi kullanılmaya başlandığında eski yazılı tarihimizi kaybetmek durumunda kalıyoruz.
Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerini içine alan romanın en ilgi çekici yanlarından birisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün karşımıza roman kahramanlarından biri olarak çıkmasıdır. Romanda Mustafa Kemal, çocukluğundan itibaren anlatılmaya başlanıyor.
Daha ilk sayfalarından başlayarak, yabancı bir yazarın Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı ve ideolojisine, Türk ve yunan örf ve adetlerine, ağalık düzenine bu derece derinlemesine vakıf olmasına hayret ediyorsunuz. Git gide bu hayretiniz bir hayranlığa dönüşüyor.
Fransız Protestan bir aileden gelen yazarın en büyük başarısı, Hristiyanlık ve Müslümanlıkla ilgili derin bilgisi, bu yöndeki tüm örf ve adetleri ve diğer ayrıntıları eserin içine sindirerek, okuyucuya aktarabilmesidir. Bu yöndeki bilgiye o derece hâkim, o derece başarılıdır ki ister istemez kendisinin Anadolu’da yaşamış olduğunu yahut en azından soyunun bir azınlık gruba dayandığını düşündürtüyor.
Mutlaktır ki Louis de Bernieres Kanatsız Kuşlar eserini yaratmadan önce geniş araştırmalar yapmıştır. Ancak iyi ve ayrıntılı bir araştırma da iyi bir eser yaratmak için yeterli değildir, olamaz da. İşte bu noktada özellikle belirtilmesi gereken şey, yazarın büyük bir başarıyla bu bilgileri roman boyunca satırlar arasına mükemmel sadelik ve açıklıkla işlediğidir.
Kitapta kahramanların her biri fiziksel ve karakter olarak mükemmel tasvir edilmişler ve her birinin hikayesi başından alınıp sonuna kadar eksiksiz tamamlanırken; yazarın aynı zamanda olayları ve hayatları birbirlerine paralel anlatmadaki başarısı çok kahramanlı bir romanda ustalığına olan hayranlığımı en üst noktaya taşıyor.
Kitabı okuduğunuz süre boyunca, kendinizi sanki o kasabada yaşayan ve kahramanların her biri ile selamlaşıp yarenlik eden biri gibi hissediyorsunuz ve bütün yaşananları, gerçekten gözlerinizin önünde cereyan etmiş gibi algılıyorsunuz. Sevdaları, ihtirasları, ihanetleri, karakterlerin zaaflarını ve güçlü yanlarını, dostlukları, çatışmaları, vefayı, mahalle aralarında duyup öğrenirken; bir yandan da savaşın korkunç yüzünü göstermesi ile bozulan düzenin, din ve milliyetçilik uğruna işlenen katliamların, açlık ve düşmanlığın kasabaya yansımasını, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı gerçeğini, yazarın usta geçişleriyle hissediyor ve üzüntüsünü kalbinizin derinliklerinde yaşıyorsunuz. Bir de bütün bunlara eklenen mübadele sürecinde yaşanan yürek parçalayıcı ayrılıklar, boğazınızın düğümlenmesine neden oluyor.
Kitabın son sayfalarında tasvir edilen Fethiye’nin bugünkü hali ile olayların geçtiği Telmessos arasındaki fark sizi son derece hüzünlendiriyor. Kitabı kapattıktan sonra aklınıza gelen ilk şey, hemen yola çıkarak, o kasabaya gitmek ve kasaba kahvesinde bir kenarda iki büklüm oturan bölgenin en yaşlı insanının dizlerinin dibine çökmek ve ne olur anlat diyerek, hikayeyi bir de ondan dinlemek. Çünkü sadece sizin ve onun bütün bu olaylara tanıklık ettiğinizden eminsinizdir. Aynı hikâyeyi gözleri buğulu yaşlı dedecikten dinledikten sonra kahramanların mezarlarını bulmak ve hangi dinden olursanız olun, her birinin mezarı başında kendinizce bir dua okuyup, ruhları için tanrıdan huzur dilemek istiyorsunuz.
Kitabı çok doğru ve güzel yorumlamışsınız. Aynı hisleri taşıyoruz.
Bu değerli eseri 2006da yurt dışında yaşarken Almanca dilinde almıştım ancak önceliği hep başka kitaplara vermiştim. Yıllar sonra Türkiye'ye döndüm ve Fethiye'ye yerleştim. Ve yine uzun yıllar sonra bu kıymetli eseri okumaya başladım. Özellikle mübadele ve savaş bölümlerinde o canların acılarını yüreğimde hissettim ve sözkonusu sayfaları ara vererek okuyabildim.
Bu kitap okullarda da okutulmalı ve kesinlikle TV/Sinema filmi olarak değerlendirilmeli.
Osmanlının son dönemlerinde ve kurtuluş savaşı yıllarında Türklerin ve Rumların birlikte yaşadığı bir köyde geçen güzel bir roman.Kitapta beğendiğim olaylardan biri zina yaptığı düşünülen bir kadın köylüler tarafından taşlanacakkken köyün imamı bunu hani bu kadının zina yaptığını gören dört şahidiniz diyerek önlüyor.Bizim filmlerimizde ve kitaplarımızda genelde ilk taşı atan imam olur.kitapta savaş sırasında askerlerin çektikleri sıkıntılar,düştükleri durumlar etkileyici bir biçimde anlatılmış.Ve kitabın sonlarında mübadelenin anlatıldığı bölümler gerçekten okunmaya değer.Kitap bazı bölümlerde temposunu kaybetse de genel olarak oldukça güzel.Okumanızı tavsiye ederim.
Temmuz 2004 tarihinde bir gazetenin kitap ekinde ''Kanatsız Kuşlar '' ile ilgili iki sayfalık yazıyı okuyunca kitabın piyasaya çıkış tarihi olan Kasım ayını sabırsızlıkla bekledim.(Hemen okudum ama elimde olmayan bazı sebeplerden dolayı ancak bu tarihte sizlerle paylaşabiliyorum).Konu çok çok güzel;Güneybatı Anadolu'da küçük bir kasabada başlıyor.Farklı dinlere mensup insanlar gayet mutlu bir şekilde beraberce yaşıyorlar.Farklı inançları,görenekleri ,adetleri var ama birbirlerine zorlama ile bir sey yaptırmıyorlar.Kitabın ilk bölümlerinden itibaren Mustafa Kemal Atatürk 'te romanın kahramanlarından biri olarak ortaya çıkıyor.(Çocukluğundan itibaren anlatılmaya başlıyor).Ve bir gün acımasız savaş patlak veriyor.Artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktır.Savaş felaketinin üzerine birde mübadele ekleniyor.Özellikle mübadele ile ilgili bölümler çok dokunaklı işlenmiş.Bu kitabı tavsiye ediyorum,okuyunuz.Ancak ,ilk bölümlerinde kitaba kendinizi çok veremezseniz sakın elinizden bırakmayın ,bunun sebebi konudan konuya geçiliyor.Sonrası çok keyifle okunuyor.İyi okumalar.