Bütün yaz boyu kimsenin elinden düşürmediği ve anlata anlata bitiremediği bu kitap, gerçekten de “her sayfası soluk kesici” dedirten bir kitap. Özellikle tarih meraklısıysanız, komplo teorileri çılgınıysanız, gerilim öyküsü severiyseniz bu kitap tam size göre ve son sayfasına kadar elinizden bırakamayacağınız bir kitap. Bu romanda adı geçen tüm sanat eserlerinin, mimari yapıların ve gizli ayinlerin gerçek olduğu itirafıyla başlıyor bu kitap...
Dan Brown’ın diğer iki eseri “Melekler ve Şeytanlar” ve “Dijital Kale” isimli romanlarını da okursanız, yazarın bu gerilim yüklü kurgu işini harika yaptığına dair hakkını teslim etmek gerektiğini söylersiniz. Buna kuşkum yok. Yazarın bir kusuru varsa, giriş, gelişme bölümlerini oldukça uzun tutmasına rağmen (hemen hemen yukarıda adı geçen diğer eserlerinde de öyle) sonucu hem hayal kırıklığı uğratacak şekilde, hem de bir sabun köpüğü şeklinde veriyor olması... Roman hiçte hayal ettiğiniz gibi gelişmiyor. Daha doğrusu sonunu tahmin edemiyorsunuz ama sonucu okuduğunuzda hayal kırıklığı yaşamanız kuvvetle muhtemel.
“Da Vinci Şifresi”; Paris ve Londra’da, “Melekler ve Şeytanlar” Roma ve Vatikan’da, “dijital Kale” de Washington’da geçiyordu. Birinin bu yazara İstanbul’da geçen Bizans, Osmanlı eserleri arasında iz süren bir başka kitabı sipariş vermesi İstanbul’un tanıtımı ve meraklıların artması için müthiş olurdu...