Kitaba isminide veren Gülsarı adlı atın doğumu ve ölümü ile biten roman aslında sovyet devrimine inanamış Kırgızların yaşadıkları zorlu hayatı anlatan güzel bir roman. <br /><br />
tanabay hatalarıyla ve savunduğu düşünceleriyle öylesine sağlam bir karaktere sahiptir ki aytmatov onu gülsarının bir at larak keskin ve inatçı yapısıyla bir bütün haline getirmiştir.aytmatov herzamanki gibi insan olmayan bir varlığı karşımıza olağanüstü bir şekilde çıkarrak bize insan dışında da kahramanların okuyucuyu etkileyebileceğini kanıtlamıştır...ki gülsarı gerçekten hikayye yansıyan bütün düşünceleriyle,tavırlarıyla beni çok etkilemiştir ve hikayenin başkahramanı olmuştur...
Bizim kültürümüzde eş ne ise AT da odur.Çocuk ne ise At yien odur.Hülasa,At;toplum kültürümüzde ana baba kadar değerli ve saygındır.Ve GÜLSARI,hem sahibinin yaşadığı dönemi hem de insan-at ilişkisini oldukça iyi anlatıyor.Başarılı.
elveda gülsarı,Türk dünyasının gururu nobel-üstü yazarımuız cengiz aytmatovun eserlerinden biri.kitapta gülsarı isimli bir yorga bir at ile tanabay isimli bir işçinin hayatıyle benzeşenn ve kimi zaman kesişen ortak yanları ile anlatılmakta.ama dürüst olmak gerekirse beyaz gemi toprakana gibi eserlere göre biraz daha ''az güzel'' kalmış.ama aytmatovun yazması bile onu güzel kılmış.okunabilir bir kitap,aytmatovdan şaşmayın...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üstad bu romanında diğer eserlerinde değindiği nesillerin zaman ayak uyduramaması üzerine durmuştur. İhtiyarlayanların yeni gelişmelere ayak uyduramamasını nesiller arasında çatışma ile biz okuyuculara vermeye çalışmaktadır. Yazar gelişmelerin insanı mutlu etmesi gerekirken tam tersi mutsuz ettiğini, mukaddes sayılan şeylerin bu gelişmenin ardına atıldığını ve birtakım zorunlu ihtiyaçların bile ağır kurallara bağlandığını anlatmaya çalışmıştır. Ellerine ve kalemine sağlık...
aytmatov'un beni etkilemeyen romanı hemen hemen yok gibidir. bu kitapta gülsarı isimli bir atın yarı yolda kalması anlatılıyor. o sırada sahibi tanabay, emektar atını ilk aldığı günden bu yana bir zaman yolculuğuna çıkıyor. aslında gülsarı'nın hikayesi verilmek istenen mesajda bir araçtır. bana göre aytmatov, teori ile pratiğin her zaman eşzamanlı olarak işlemediğini göstermek istemiştir. sosyalizmin aksayan yönlerini gösterdiği gibi, demokrasinin gelişmediğini de göstermektedir. tanaba^y'ın parit komitesi tarafından yargılanması da bunu kanıtlar. aslında aytmatov'un birçok kitabı sosyalizmin pratikte hayata geçirilemeyeceğini anlatmakta ve sistemi cesurca eleştirmektedir. örneğin bu romanda da kuzulayacak olan koyunların nasıl telef olduklarını üzülerek okudum.aytmatov, sosyalizm-demokrasi çelişkisini proleterya diktatörlüğü bağlamında değerlendirdiğinde, ortaya çıkan yeni bürokrasi sınıfının yeni bir çelişkisini de daha ortaya koymuştur.
Tanabay ile aslında kolhoza-devlete ait olan ama yine de sahibi sayılabileceği atı Gülsarı’nın müşterek maceralarının konu edildiği Elveda Gülsarı’nın girişinde bizi, “Yaşlı adam kırık dökük bir arabaya binmiş geliyordu. “ cümlesi karşılıyor. Bu adam Tanabay, bindiği kırık dökük arabayı çeken at ise Gülsarı’dır. Oysa, bir zamanlar ikisi de genç; arabaları da yeni idi… Ancak Tanabay o gençliğin de verdiği heyecanla pek çok yanlış yapmış biridir. Şimdi ise uğruna ömürlerini tükettikleri şeylerin aslında beyhude olduğunu idrak etmiştir. Zaten arabanın acınası haliyle de buna vurgu yapılmaktadır.
"Elveda Gülsarı" Cengiz Aytmatov'un nadide eserlerinden..<br />Yazar eski Türklerin en vazgeçilmezlerinden olan "at" kültürünü "gülsarı" adıyla etkili olarak bizlere sunuyor..<br />Abartısız, duygusal yönde unutulmaya yüz tutmuş kültürümüzü bir zamanlar fırtına gibi esmiş "gülsarı"nın gençliğiyle, yaşlılığıyla; kısacası hayatıyla bizlere bir ibret teşkil edecek şekilde akıcı, anlaşılır üslubuyla bu kitap okunmaya değer!!!...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanabay gençliğinde hareketli bir hayat yaşamış, rejimin uygulamalarını hayata geçirebilmek için uğraşmış, iyi niyetli çalışkan bir adamdır. İkinci Dünya Savaşından dönünce mesleği olan demircilikle uğraşan Tanabay, çok sevdiği, saygı duyduğu Çora’nın ısrarı üzerine yılkıcılığa (at çobanlığı) başlar. Devraldığı sürüde Gülsarı isminde eşine ender rastlanacak çok değerli bir taypalma yorga at vardır. Tanabay bu atla bütün yarışlarda birinci gelir. Onun adını yörede duyurur. Bir gün bu at merkezden Çoranın yerine yeni tayin olan sekreterin bineği olamk üzere Tanabay’dan istenir. Tanabay önceleri direse de vermek zorunda kalır. Lakin at her seferinde kaçıp eski sahibini bulmaktadır. Sekreterin adamları ata olmadık zulümler uygularlar, ayaklarına demir prangalar vururlar, eziyet ederler. Tanabay her şeye rağmen canla başla çalışarak sekreterliğin verdiği görevleri yerine getirmeye çalışır. Bir defasında ondan yanına yardımcı gençler alarak koyun sürüleri ile uğraşması istenir. Tanabay kabul eder, Dağlarda, yaylalarda zor durumlarda kalır, işte burada eskilerin kullandıkları keçe çadırların çobanlık için ne kadar uygun olduğunu anlarken, gençliğinde bu çadırların kullanılmasına gösterdiği muhalefetten dolayı utanır. Ona koyunların kuzulayacakları zaman kullanması için tahsis edilen ağıl’ın viran durumda olması, hava şartlarının bozukluğu, yardım için yanına verilen gençlerin işi bırakıp gitmeleri, her seferinde daha fazla ürün isteyen merkez yöneticilerinin sorunlara ilgisiz kalmaları Tanabay’ın moralini bozar. O günlerde Çora’yla birlikte teftişe gelen müfettişe patlar, ona sadece konuştuklarını problemin çözümüne dair kafa yormadıklarını, hep daha fazla istemekten başka bir şey bilmediklerini söyler. Bunları söylerken kullandığı “yeni efendi” sözü onun devrim düşmanlığıyla yaftalanıp yargılanmasına ve partiden atılmasına kadar varacaktır. Aytmatov bu eserinde Kırgız köylüsünün dertlerini duyurmaya çalışmış, onlardan hep daha fazlasını isteyen, ama teşekkürü çok gören totaliter zihniyete göndermeler yapmıştır. Tanabay’ın yargılandığı mecliste konuşulanlar, katı ideolojik zihniyetin dünyanın her tarafında aynı yapıyı arz ettiğinin kanıtıdır. Tanabay’ın kavga ettiği müfettişin orada söyledikleri aslında bildik sözler; “Parti üyesi yoldaşlar, izin verirseniz ben durumu biraz açıklamak istiyorum. Bazı yoldaşları uyarmak isterim ki, Tanabay’ın davranışı basit bir kabadayılıktan öte bir durumdur. Bu yoldaşlara şunu söylemek istiyorum. Eğer bu bair bir kabadayılıktan ibaret olsaydı, inanın ki onu bu kurula getirmezdim. Kabadayılarla başa çıkmak için başka usullerimiz de var. Mesele, Tanabay’ın beni aşağılaması da değil. Ben ilçe parti komitesini temsil ediyorum. Böyle olunca da partinin aşağılanmasına izin veremem, bunu görmezlikten duymazlıktan gelemem.” Bütün buların dışında Gülsarı ile Tanabay’ın ortak bir kaderi paylaştıklarını, gençlikten yaşlılığa doğru uzanan yolu beraberce yürüyüp ihtiyarladıklarını; genç oldukları yıllarda hayat dolu, girişken ve fedakâr olduklarını fakat zaman içerisinde sistemin değiştirdiği hayat şartlarının zorlamasıyla hırçınlaştıkları, fedakârlıklarının karşılığını alamadıklarını ve böylece yavaş yavaş sistemin dışına itildiklerini görüyoruz. Böylece, Gülsarı’nın üzerine yapışıp kalmış birçok imgenin bulunduğunu dolayısıyla Gülsarı’nın yer yer özgürlüğü yer yer de Kırgız halkının ta kendisini, geleceği bir bakıma da sistemin ürünün temsil ettiğini görüyoruz. Bununla birlikte eskiden her şeyi doğru bildiğine inanan fakat dağlarda geçirdiği onca yıllardan sonra bazı gelişmelere de uzak kalarak şartların eskiye kıyasla çok değiştiğini geç olsa da fark eden Tanabay eski fikirlerini sorgulamaya, yanlışlarını görmeye başlayıp “büyüklerimizi her şeyi daha iyi bileceğine” kanaat getirerek bir iç hesaplaşmaya giriyor. Fakat bu hesaplaşmanın sonunda kendisinin de fark ettiği acı gerçekleri kabul etmek zoruna gidiyor. Örneğin kendi abisini zenginler arasında değerlendirerek onu sürgüne göndertmesi hususunda yanlış davrandığını biliyor ama yine sistemin oturması için bunun o zaman gerekli olduğunu düşünerek suçluluk duygusunu hafifletmeye çalışıyor. Geçen zaman içerisinde sistemin insanın kendisini ihmal ettiğini anlıyor; işlerin nasıl ve neden bozulduğunu, herkes bu kadar canla başla çalışırken bir ilerleme kaydedilemeyişinin sebeplerini düşünürken eskiden köylere gelen parti yöneticilerinin, temsilcilerinin, müfettişlerinin köylü ile oturup kalktığını, halkla birebir konuşup dertleştiklerini hatırlıyor ve bugünün yetkililerinin isteksiz isteksiz gelip gittiklerinin, “niçin bu kadar kötü gidiyor, sorun ne?” diye sormak yerine daha fazla iş, özveri istediklerini ve dolayısıyla artık sadece insanın ekonomik verimliliği, potansiyeli ile ilgilendiklerini, iç siyaset içerisindeki belirli mevkiler etrafında ve bu bağlamda “menfaatleri” için yaşadıklarını görüyor. Sonuç itibariyle “Elveda Gülsarı” romanı değişen hayat karşısında ilerleyen yaşlarında, bu değişim de kendi emeği de olmasına rağmen bocalayan, değişim adı altında değerlerin söküp atıldığını geç de olsa fark eden bir adamın yaşadıklarını ve o adamın şahsında siyasi rejimin çöküşünü konu ediniyor.
Cengiz Aytmatov... Bir büyüğümün bana hediye ettiği Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek isimli kitabı ile gıyabında tanımıştım kendisini. O kitapta bir insanın denizde ne gibi zorluklarla karşılaşacağını anladım, anladım demek sanırım yaşadığım duygu yoğunluğunu ifade etmekte yetersiz bir kelime olacaktır, amiyane tabirle yaşadım. Elveda Gülsarı'yı okutunca ise Aytmatov'un tüm eserlerini okumaya karar verdim. Aytmatov insan duygularını, özellikle hüzün ve acıları kelimelere en iyi yansıtan yazarlardan birisi kanımca... Eserlerinin tamamında komünizm ve onun cenderesinde sıkışıp kalan halkının yaşadıklarını derinden çok iyi yansıtabilmiş. Bu kitabı okuduğumda şunu düşündürmüştü bana, bir ata ancak bu kadar insan vasıfları yüklenebilir, eseri okurken sanki bir atı değilde bağlı olduğunuz bir insanı izliyorsunuz. Okumayanlara tavsiye ediyorum...
Koşu atı Gülsarı'nın doğumundan ölümüne bütün hayatını anlatırken; Aytmatov, halkının yaşadığı hayatın zorluklarını ve bu zor hayatın gelen yeni rejimle nasıl daha zorlaştığını da gözler önüne seriyor. Kendi halkını, olayları insanın içine işleterek anlatırken, komünizmin getirdiklerini ve daha çok götürdüklerini sorguluyor.
Bu kitap Gülsarı'nın yaşantısından ziyade kominizmi ve bu yönetim biçiminin zorluklarını çok güzel bir biçimde anlatmış.<br />Bir atın hayatıyla konunun anlatılması,hikayeyi sıkıcılıktan kurtarmış.<br />Bu muhteşem kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
kitabın iki yönü var bir gülsarının yaşantısı birde o zaman ki rusyada uygulanan kominizm. Kominizmin uygulanıştaki zorlukları bir atın hayatına benzetilerek anlatılmaya çalışılmış . okunabilecek güzel bir kitap