Bu karmaşık dünyada herkes bir çözüm yolu bulmak için kendince bir yol tutturmuş; herkes ayrı bir yolda, ayrı bir düşüncede, birbirinden uzak, birbirine karşı kin gibi, kıskançlık gibi, küçümseme gibi basit duygularla dolup taşmakta.Yoz dindarların bir sonsuz mutluluk düşüyle nefret ettikleri dünya nimetleri, kiminde sonsuz açıklar yaratmakta.Tiyatro olarak nitelendirilen hayat sahnesinde şehvet, ihtiras, bencillik ve zulüm çığlıkları içinde insanlar ezilmekte, maddeten ve ma'nen insanlar öldürülmekte, kalpler kırılmakta, tanrısal bağışlar kötüye kullanılmakta.Bir 'sevgisizlik', yapıcı duygu ve düşüncelerin kökünü kurutmakta.İşte "Sıddhartha", düşünenler için belki bir uyarı...Evrenin, geçici veya sonsuz mutluluğun özü sevmek, severek yaşamak, hor görmemek için, nefret etmemek için sevmek...Yaralara sevginin mucizeli etkisiyle neşter vurmak...Devamlı olarak dönen zaman çarkı içinde büyüklüğe, kibre, ayrıcalık düşüncesine kapılmadan bütün insanlığı, bütün varlığı içinde hissetmek, onlarla kaynaşmak, onlarla birlikte oluşmak, ahenkli bir bütünün parçası olmak...Tıpkı Sıddartha gibi...Herkes kendi yaşantısı sonucunda bir ders çıkaracaktır, herkes bilgeliğe yaşayarak, düşünerek, severek varacaktır.Yalnız Sıddhartha'nın bulduğu bir gerçek değildir bu...Yüzyıllar önce erdemlerin en yücesine ulaşmış bir kalple bir Anadolu ülkesinden şöyle sesleniyor Yunus Emre:
"Ben gelmedim dava için,
Benim işim sevgi için."
Aramızdan acaba kaç kişi böyle bir amacı benimseyerek kendi hayat yolunu çizmiştir?Sanırım pek az kişi...İşte bilgeler!Bunların sayısı çoğalsa, herkes bu bilgelik nurundan biraz olsun bir kıvılcım taşısa, dünyanın ağlayan yüzü öylesine değişecek ki!..