gerçekten çok güzel bir kitap.İlginç üslubu,olaylar arasındaki bağlantılar çok zekice işlenmiş.Biraz Elif Şafak'ın tarzını hissettim bu kitabı okurken.<br /> İlk defa albinolardan bahseden bir kitap okudum.Yazarı bu konuda takdir etmek istiyorum çünkü toplum tarafından dışlanılan albinoları farklı bir şekilde,onların da toplumun birer parçası olduğunu vurgulayarak anlatmış.Yazarın yeni kitaplarını merakla bekliyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
murat menteş gerçek hayat dergisindeki yazılarıyla beni büyülerken bir de dublörün dilemmasını okuduğumda tastamam beni esir aldı. kitap o kadar sürükleyici ve acaip öğeleri bir arada barındırıyor ki eminim belki de bu kadar şaşırtıcı bir uslüple yazılan bir kitap daha önce hiç okumamışsınızdır. m.m. in çok kullandığı kelimelerden birisidir ezber bozmak. bu kitap gerçekten ezber bozuyor...
kitabı geçen sene okudum ve çok beğendim. çok okuya birisi olduğumu söyleyemesem de türk edebiyatında bir ilki yapmış olduğunu söylemek isterim. kitap beni çok etkiledi ve okurken aklıma gelen birşey vardı ki bunu başkaları da düşünmüş : kesinlikle filmini çekmeliler... inşallah çekerler... ve beklenen olmuş. bugün başka bir sitede bunu öğrendim. Eşkıya fiminin yönetmeni olan Yavuz Turgul tarafından çekilecekmiş. İnşallah güzel olur...
Kitabı okuyup bitirdiğim zaman, Türk edebiyatı adına sevindim, Türk edebiyatçıları adına üzüldüm. Çünkü Menteş, bu romanı yazmakla, çıtayı bir hayli yükseltmiş oldu. Romanın son sayfası da bittiğinde, kendimi, tufandan sağ kurtulmuş gibi hissettim. Kanımca, Nuh Tufan isimli şahsiyetin romanın kahramanı olması boşuna değil.
Murat Menteş, romanında; iş makinesine, mutfak robotuna, tüketim canavarına dönüşen insanların, yani modern çağın eleştirisini yapıyor. Romanda geçen “Hedefe ulaşan, her şeyi ıskalamıştır! Çok paraya sahip olanların o acayip huzursuzlukları bundan” cümleleri, bu eleştirinin bir parçası. Fakat bu eleştiriyi öylesine ustalıkla yapıyor ki, ancak iş işten geçtikten sonra meselenin farkına varabiliyorsunuz.
Bir arkadaşıma “nasılsın, iyi misin” diye sormuştum. Verdiği cevap, tüylerimi diken diken etmişti: “Canavar gibiyim!” Sözünü ettiğim eleştiri, öncelikle böyle insanlar için...
Aslen şair olan Menteş, romanın her sahfasında, şansını bir hayli zorlamış. İyi de yapmış. Kitabın kimi yerlerine ‘belgesel havası’ hakim olsa da, bu hava, okuyucuyu sıkacak, tempoyu düşürecek türden değil. Hatta, böyle bir seçeneğin, kitabın besin değerini yükselttiğini bile söyleyebilirim.
Romanı benim gözümde özel yapan etkenlerden biri de, adeta özlü sözler panayırına benziyor olması. Öyle ki, onca direnmeme rağmen, birçok cümlenin altını çizmek zorunda kaldım. İşte bir kaç örnek: “Gerçek acı, insanı yapay sevinçten daha çok canlandırır.” “Arkadaşınız ne kadar zenginse, size o kadar pahalıya malolur.” “Kayıtsız şartsız merhamet, ne kadar besleyici, doyurucu bir gıdaymış meğer.” “Bir sözün doğruluğu ile inandırıcılığı arasında hiçbir bağ yoktur.” “Daha çok düşünüp daha yavaş hareket etmek gerekir. Terbiyenin ilk şartı budur.” “Keder, insanı erdemli kılar.”
Tek kelimeyle söylersek; bilgece!
Her fırsatta, şairlerin, eğer isterlerse iyi roman yazabileceklerini iddia eden biriyim. Nitekim, Dublörün Dilemması, bu iddiamı doğruladı. Keskin zekasını ve yeteneğini, şairliği ile birleştiren Menteş, neredeyse her sayfada/olayda, okuyucuyu ters köşeye yatırıyor. Siz, ‘sonu şöyle biter’ diye tahmin ederken, sonu ‘böyle’ bile bitmiyor. Okumuş olduğum birçok roman, benim için sıkıcı bir otobüs yolculuğuna dönüşmüşken; bu romanda yollar ve zaman, su olup aktı.
Ve romanın kahramanları...
Bir numaralı kahraman Nuh Tufan, her şeyden önce, albino olmasıyla dikkat çekiyor. Yetimdir. Ve yazarın anlatımıyla; “Yetimlik zaman aşımına uğramaz, haddizatında yetim olmayanlar da yetimliğe doğru seyreder. Yani, kimsesizlik, kimsenin tekelinde değildir.” Tufan’ın bir özelliği de “kimseye güvenmediği halde, herkesin güvenini kazanmış” biri olmasıdır.
Bir diğer kahramanımız İbrahim Kurban. Kurban’ı da yazarın şu cümlesiyle özetlemek mümkün: “Kimilerinin hayatı öylesine monotondur ki, insan, dünyaya ilk kez geldiklerine inanamaz.” Tabii Kurban’ın Tufan’la tanıştığı gün, işin rengi değişir...
Ve bir kekeme olan Ferruh Ferman! Başı belada olan Ferman’ı uzun uzadıya anlatmanın imkanı yok. En iyisi, yazarın şu cümlesini kılavuz edinmek: “Durum biraz ciddileşince, insanın gözüne herkes şüpheli şahıs gibi görünür.” Ve herkesi şüpheli şahıs olarak gören biri de ancak Ferruh Ferman gibi olabilir.
Rıza Silahlıpoda’yı da unutmayalım. Kendisi, romanın kötü adamı oluyor. Hatta, bu romanın yazılma nedenlerinden biri de o! Silahlıpoda için, sadece şu sözü söylemek bile yeterli olacaktır: “Kötü adamların cehaleti sayesinde, acaba kaç kişinin ömrü uzamıştır?”
Tabii, bütün bunların ne anlama geldiğini öğrenmek için mutlaka kitabı okumanız gerekiyor.
bu kitabı okurken insan biraz bencilleşiyor açıkcası bu kitabı benden başkası okumasın diye...<br />çok gariptir diğer okuyanları bile kıskandıracak bir hazine gibi geliyor bana şimdi insanlar diyecek ki nedir bu kitabın güzelliği işte onu okuyunca anlıyorsunuz...
baş yapıtları neye göre değerlebdirirler diye sorduğum olurdu kendime şimdi anlıyorum ki sayfaların arasındaki hayal dünyasının yer çekimine meydan okumasına rağman bu dünyadan kopup gitmemesi ve hayatın her karesini içinde barındırablecek nitelikte olması gerekliymiş.sıradan, farklı,hayalci,gerçekçi,acı,komik...yani tüm zıtlıkların tüm güzelliklerini tattırabilecek bir yapıt....eminim bu kitap kısa bir süre yada çok uzun zaman sonra DÜNYA KLASİKLERİ statüsüne girebilir...teşekkürler murat menteş...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı okurken Dublörle birlikte sizde bir çelişkinin içine düşeceksiniz emin olabilirsiniz.Gerçek bir zeka ürünü,sürükleyici, komik lakin traji komik...Yazar adına ve/veya çok satanlar listesine bakıp kitap alma alışkanlığınızı bir sefere mahsus bırakmanızı ve bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.<br />
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Daha önce beğenerek okuduğum romanların neredeyse tamamında aklımdan geçen hep şuydu: "Şu kitabın filmini çekseler, nasıl olur acaba". Ama Dublörün Dilemması'nı okurken dediğim tek bir şey vardı: "Bu kitabın filmini ben çekmeliyim"<br />Aman Ya Rabbim! Ne kadar malumatfuruşluk, ne kadar zeka, ne kadar alıntı, ne kadar komedi, ne kadar hinlik. Ama kanaatimce en uygun tanım "HIZLI". Çok hızlı, müthiş hızlı, illa ki hızlı, duraksamadan hızlı bir kitap.<br />İhtişamlı bir şiddetle tavsiye olunur...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eğriye eğri bakan eğriyi doğru görür derler.Bu kitabı okumak eğriye eğri bakmak kadar doğru bir davranış oldu benim için.Edebi yönden ayakları yere basmıyor ya da argosu çok gibi basmakalıpların dışına çıkabiliyorsanız hala bu kitabı okumak için ne bekliyorsunuz acaba.Bir absürt şaheser,bir debdebeli komedi,enterasan gerilim pasajları derken kendinizi gevrek gevrek gülmecenin ortasında buluyorsunuz.Hadi Nuh Tufan zamanı!
Kitabın arka kapağında Hakan ALBAYRAK böyle bir kitabın yazıldığına inanamadığından bahsetmiş. Bu kadar haklı olunamayacağını sanırdım. İnanılmaz bir kitap.. Yazar dalga geçer gibi kitap yazmış ama kahramanda hayatını aslında dalga geçer gibi yaşıyor.. Kitapla kahraman bütünleşmiş anlayacağınız. Polisiye okumalara kendini kaptırmış olan yazarınız, dehşetengiz, ve akla hayale sığmayacak kadar enteresan bir kahraman yaratabilmiş kendine.. Hayalgücü bu kadar geniş bir kahraman ne mümkün, namümkün... Kendinizi kaptırıyorsunuz kitaba, inanılmaz cümleler, sürekli kendi kendinize gülmeler, espriler... Hele de kahramanların isimleri sizi öldürüyor.. Benim kitap adına takıldığım tek şey, kahramanların abartılı entellektüel bilgileriydi.. Bu kadar da olsun.. Hem kahraman dediğiniz de örnek alınacak bir tip olmalı değil mi? Yoksa işkembesinden başka birşey düşünmeyen bir adamın kahraman olduğu bir kitabı okumanın ne güzelliği olabilirdi.. Şiddetle tavsiye edilir...Tekmelerden kendinizi sakının...