Bu türü ve Grange´ı ilk kez okudum. Evet tasvirler, kurgu ve tempo tartışılmaz. Ancak her iki kilidi de önceden tahmin edebiliyorsun. Tasvirler o kadar gerçekçiydi ki otopsi bölümünde kusacaktım. Sonuçta, sadece iyi vakit geçirilecek bir kitap. <br />
Gerçekten harika bir kitap. Grange kendinden bekleneni yapmış,bizi böyle bir kitapla buluşturmuş.yalnız son kısımlara doğru yazar,sanki kitap biran önce bitsin diye mi uğraşmamış olayları hemen arka arkaya bağlamış,geçişler hızlı olmuş . anlamadım ama bana sanki öyle geldi. Ama mutlaka tarzının en iyilerinden.Okunmalı.
jean christophe grange bir deha olmalı bu nasil bir cografya ve kultur birikimidir anlamak mumkun degil.. tam bir macera ve gerilim romanı, olaylar surekli bi devinim halinde. ilk andan itibaren bir olaylar yumagı olan kitap sizi kolayca icine alıyor tamam cozdum bu boyle olmalı dediginiz anda baska bir olayla karsılasıyorusunuz. gerci ben kitabı bitirdikten sonra bu kadar olaya gerek var mıydı diye dusunmedim desem yalan olur
jean christophe grange müthiş bir kurguyla çıkmış karşımıza bu eserinde kusursuz bir kurgu var kitapta. yazarın hayalgücü insanı şaşırtacak derecede mükemmel. kitabı okurken korkunç bir yolculuğa çıkmış gibi hissedeceksiniz kendinizi. tüylerini ürpertecek şiddet dolu satırlar okuyacaksınız. nefes kesen bir gerilim hakim kitaba. mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. saygılarımla...
bence grnageın en akıllıca ve sürükleyici kitabı. hepsini okudum ama bana hengisini okumalıyım diye soranlara bu kitabı öneriyorum. çok zekice yazılmış, oldukça sürükleyici elinizden düşüremeyeceğiniz bir kitap. bir an önce bitirmek istiyorsunuz. ayrıca yazarın ne kadar bilgili olduğunu da anlıyorsunuz.
bu kitabı okudukça aklımdan geçen tek şey hikayenin geçtiği mekanları gezme fırsatını yakayabilmek oldu. ülke ve mekan tasvirleri insanı büyük bir merak içinde bırakıyor. ve bir gezgin ile maceracının ruhu aynı bedende buluşunca ortaya bu güzel roman çıkmış.
Bu kitabın bir bölümünde Türkiyenin izmir'inden, Hatay' ından bahsetmesi okumak istememde etkili oldu diyebilirim.Soluk soluğa okunacak bir kitap aynı zamanda insanı hayretler içine düşürüyor.Okurken bu iş nerde son bulacak, elmasların nerede kaybolduğunu merak ede ede kitabı bitiriyorsun.Kitap bitince de tam bir şok yaşıyorsun gidişatı ile alakasız sürpriz bir son ile karşılaşıyorsunuz..
YİNE SINIRSIZ BİR HAYAL GÜCÜ, YİNE TÜYLER ÜRPERTEN ŞİDDET VE KATLİAM, YİNE BEKLENMEDİK BİR SON VE YİNE GRANGE! İNANILMASI GÜÇ BİR ADAM BU ADAM, YAZDIKLARINI AN AN YAŞIYORSUNUZ, BİR ANDA KENDİNİZİ AFRİKADAKİ ORMANIN İÇİNDE BULUYORSUNUZ. BİR TARAFTAN ZAVALLI MASUM LEYLEKLERİN ALET OLDUKLARI İŞLERİ ÖĞRENİNCE ÇOK ŞAŞIRACAKSINIZ. DİĞER TARAFTAN ULUSLARARASI BOYUTTA BİR ŞEBEKENİN İĞRENÇ ÇALIŞMALARINI OKURKEN MİDENİZ BULANACAK...VE TÜM BUNLARIN ARDINDA YILLANMIŞ BİR SIR! MUTLAKA OKUYUN. BAYILACAKSINIZ...
Grange okumaya başladığım kitap budur. Bu nedenle bende yeri ayrıdır. Ama siz de Grange'ın bütün kitaplarını okuyup bir yorumlayın bakalım, en güzeli Leyleklerin Uçuşu değil mi ? Avrupada başlayıp güneye uçan kurgusu, detaylardaki bir Grange klasiği olan hatasız bütünlük, sürükleyici bir konu. Bir gerilim romanından daha fazla ne beklenebilir bilmiyorum.
“Grange bu işi biliyor” dedirten bir kitapla karşı karşıyayız yine. Leyleklerin elmas kaçakçılığında kullanılması kurgusu çok başarılı. Ancak Grange’yi Grange yapan özelliklerin bana göre en önemlisi olan karakterler, yine iş başında. Acımasız ve psikolojik sorunlu caniler yine cirit atıyor kitapta. Size de bir solukta okumak kalıyor yine…
ilk defa polisiye roman okudum ve grange yi gercekten begendim. roman kurgusundaki ic ice gecmislik ve tek tek cozulen dugumler olaya akicilik katiyor. oykunun icine hemen giriyor ve hosca vakit geciriyorsunuz. bitirmeden burakilmayasi...
her şey dr. pierre senicier'in büyük oğlunu yaşatmak uğruna küçük oğlunun kalbini çıkartmak istemesiyle başlar. fakat çocuk ortadan kaybolur ve doktor hep onu arar. ve bunun için sonra bir çok kişinin kalbini acımasız bir şekilde operasyonlarla alır. bunları yaparken de leylekler aracılığıyla bir çok elmas kaçakçılığı yapılır. sonunda doktor çocuğu bulur fakat tam kalbini alacakken çocuk evi yakarak kaçar ve doktor da ölür..
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kitap son derece mükemmel Grangenin okuduğum ilk kitabı. ben beğendim. en iyi arkadasıma tavsiye ettim okudu ve bana dediki " hangi yazar böyle bir kitap yazabilir" şu anda ikimiz de grangenin bütün kitaplarını okuduk. mükemmel. arkadasların dediği gibi basları sıkıcıydı. ama sonraları... insanı kendine bağlayan bu kitabı herkese tavsiye ederim. mutlaka okuyun.
" Birkaç kuş bilimcinin leyleklere olan merakı ne kadar ilgi çekici olabilir? Veya leyleklerin göçünü izlemek ne kadar zevklidir? Cevap: Hiç ummayacağınız kadar.. "
Jean-Christophe Grangé’in hayal gücünün güzel bir örneği Leyleklerin Uçuşu. Elmas kaçakçılarının sıra dışı yöntemleri, küresel organ mafyasının akıl almaz cinayetleri kitabın konusunu oluşturuyor. Aynı zamanda Grangé bizi yine geniş bir coğrafyada geziye çıkarıyor. İsviçre’de başlayan olaylar, Fransa, Bulgaristan, İsrail, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Belçika’da devam ediyor ve Hindistan’da nihayete eriyor. Her ülkede ise olaylara karışan onlarca karakter ve kültür, kitaba ayrı bir zevk katıyor.
Olayları kısaca özetleyecek olursak..
Louis Antioche, Paris’teki bir üniversitede tarih ve felsefe üzerine doktorasını yeni tamamlamıştır. 32 yaşındadır ve işsizdir. Ailesini Orta Afrika’dayken bir yangında kaybetmiştir. O zamandan itibaren üvey anne ve babasının (Nelly ve Georges Braesler) gönderdiği yüklü harçlıklar geçimini sağlaması için fazlasıyla yeterlidir. Bir gün Braesler çifti onu bir dostları ile tanıştırırlar. Bu kişi leyleklere hayran bir İsviçreli olan Max Böhm’dür. Max, ona kısa süreli bir iş teklif eder. Yaklaşık 2 ay sürecektir ve leyleklerin göç yolu üzerinde bulunan 6-7 ülkeden geçmesi gerekecektir. Bu gezisi boyunca leyleklerin göç ederken durakladıkları yerleri incelemesi istenir. Aynı zamanda bu sene Afrika’ya giden doğu leyleklerinin neden geri dönmediklerini de bulması gerekmektedir.
Üniversitede geçen 10 yıldan sonra bu teklif Louis’e çok cazip görünür ve hemen kabul eder. Fakat bir aksilik vardır, geziye çıkacağı gün Max Böhm garip bir şekilde ölmüştür. Ölümü Hervé Dumaz isimli, geçmişi şüphelerle dolu İsviçreli bir dedektif araştırmaktadır. Louis bu ölüme rağmen geziye çıkmaya karar verir. Ve 1991’in ağustosunda, ilk durağı olan Viyana’ya doğru hareket eder.
Bulgaristan’a vardığında Max Böhm’den adresini aldığı rehberi bulur. Onunla leylekleri izleyen kuş bilimciyi aramaya gider. Rayko Nikoliç isimli bu rom kuş bilimci göçebe hayat sürer. Yakınlarından öğrendiklerine göre de kısa süre önce ormanda ölü bulunmuştur. Kalbi çalınmış ve vahşice işkence edilmiş olarak..
Louis, cesedin otopsisini yapan, ve Rayko gibi bir çingene olan Milan Çuriç isimli doktorla görüşür. Daha sonra da Bulgaristan’dan ayrılmak üzere tren garına gider. Fakat izlendiğini fark etmemiştir. Nitekim garda treni beklerken bir saldırıya uğrar. Arka mahallelerdeki kovalamaca da iki saldırgandan birisini öldürmeyi başarır. Zaman kaybetmeden, Türkiye üzerinden İsrail’e geçer.
Max Böhm ölmeden önce ondan, İsrail’de İdo Gabor isimli kuş bilimci ile görüşmesini istemiştir. Louis önce İdo’nun kız kardeşi Sarah’ı bulur. Ve Sarah’tan İdo’nun üç ay önce öldürüldüğünü öğrenir. Yine aynı şekilde, acımasızca.. İncelemeleri sırasında bir gerçeğin farkına varır Louis. Göç eden leyleklerin ayaklarına takılan halkalar vasıtasıyla Afrika’dan çıkarılan elmaslar Avrupa’ya kaçırılmaktadır. Çünkü leylekler her yıl aynı göç yolunu kullanırlar ve konacakları yerler matematik kadar kesindir.
Bunun üzerine Louis araştırmasına elmasların çıkarıldığı Orta Afrika Cumhuriyeti’nde devam etmeye karar verir. Afrika’nın göbeğindeki cangıllarda araştırmaya başlar. Ne var ki yine aynı vahşetle karşılaşır. Buradaki kabilelerden biri olan Aka Pigmelerine mensup bir kız, ormanın ortasında vahşice öldürülmüştür. Bulunduğunda iç organlarının yerinde yeller esmektedir.
Dedektif Dumaz Avrupa’da, Louis Afrika’da araştırmalarına devam ederler. Sonunda eksik parçaları bir araya getirmeyi başarırlar. Max Böhm ve Afrika’daki işbirlikçileri leylekler vasıtasıyla her yıl milyonlarca dolarlık elmas kaçırırlar. O sene doğu leyleklerinin geri dönmemesinin nedeni ise İsrail’deki İdo Gabor’un durumu anlaması ve halkalarındaki elmasları almak için Max Böhm’ün leyleklerini öldürmesidir. Bu kaçakçıları yöneten ise Dr. Pierre Doisneau, yani Louis’in öldüğünü sandığı babasıdır. Doisneau yalnızca kaçakcılık yapmakla kalmaz. Aynı zamanda kurduğu yardım kuruluşu Tek Dünya vasıtasıyla benzer doku grubundaki insanların kalplerini çalar. Bunun sebebi ise oğlu, Louis’in abisi Frédérick’i kalp hastalığından kurtarmaktır. Daha öncede abisini kurtarmak içi Louis’in kalbini ona nakletmeye çalışmıştır fakat annesi Louis’i Braesler’lere emanet ederek oğlunun hayatını kurtarmıştır.
Avrupa ve Afrika’daki bu macera Asya’da, Hindistan’ın Kalküta şehrinde son bulur. Louis bu cani ve aklını kaçırmış babasını öldürür, tüm araştırmalarını İnterpol’e teslim eder.
* * *
Kitabın Grangé’in en iyi romanı olduğu söylenebilir. Fakat bana kalırsa aynı zamanda da en fazla şiddet içeren romanıdır. Nazi toplama kamplarında yapıldığı söylenen katliamları aratmayacak türden cinayetler, kasaplıklar mevcut bu kitapta. O yüzden okumadan önce bir kez daha düşünmenizde yarar var. Kitapta anlatılanların gerçek hayatta uygulanabilirliği ise ayrı bir tartışma konusu. Mesela 90’ların başında, ormanın ortasında (kesinlikle steril olmayan bir ortamda) başarılı kalp nakillerinin yapılması. Veya Dünyaca tanınan bir yardım kuruluşunun bu denli pis işlere karışması ve bunun fark edilmemesi. Göç eden leyleklerle yapılan elmas kaçakçılığı.
Fakat su götürmez bir konuda var ki, o da kitabın hiçbir sayfasında gerilimin düşmüyor olmasıdır. Aynı zamanda ona yakın ülkede süren macerada bu kitaba has bir akıcılık kazandırıyor.
Jean Christophe Grangein şu dönem içinde rakipsiz bir gerilim yazarı olduğunu düşünüyorum gerçekten akıl almaz bir hayal gücü kurgu yeteneği car yazarın tüm kitaplarını okudum hepsininden inanılmaz zevk aldım leyleklerin uçuşu hariç bu kitapada diğer kitaplara olduğu çok büyük bir merakla başladım ama malesef beğendiğimi söyleyemiyeceğim Grange nin diğer kitaplarının yanında biraz vasat kaldığını düşünüyorum...
İnsanoğlunun zekasına hayran kalmamak mümkün değil... İster yazarın hayal gücüne zekasına hayran kalın isterseniz de olayı gerçekmiş gibi yaşayıp bu elmas kaçakçılarının zekasına hayran kalın. Zaten kitabı okurken hayal ile gerçek birbirine karışıyor. Yazarın kitaplarına verdiğim ad: Bir gecede okumalık romanlar serisi...
Rüyalarımda elmas kaçakçılarının peşinde geziyordum.Muhteşem bir kitap.Grange yine yapmış yapacağını.Kızıl Nehirler,Kurtlar İmpatorluğu ve Leyleklerin Uçuşu nu okudum.Bu adam bence dehşet kitap yazıyo ya.Zaten kitap çok sürükleyici en fazla 3 günde bitiyo.Polisiye-Gerilim kitaplarına düşkünseniz Bu kitapları mutlaka okumalısınız.Ben yazarın diğer eserlerini de bir an önce alıp okumaya başlıycam.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın ilk okuduğum kitabı Leyleklerin Uçusu. Bu kitabın bir çok yönünü çok beğendim. Özellikle 32. bölümden sonra daha da sürükleyici bence. Fakat son bölüm işin doğrusu beni bağlamadı. Sanki hep eski Türk Filmlerinde gördüğümüz hikaye gibi; çocuk ölen anne ve babasını buldu. Sanki bu biraz daha değişik bir şekilde yapılabilirdi gibi geliyor bana. Ama ne olusra oslun kitabın genelinde mutlak okunması gereken bir kitap..