Bir ironi mi paradoks mu yoksa “kişisel bir eşeklik” mi demeli bilemedim amma, yazık ki benim Dücane Cündioğlu’nu ilk farkedişim Eylül ayında TV’de Elif Şafak’ın “Aşk” kitabı üzerine yaptığı yorumlarla oldu. Yani Pop Kültür’den nefret eden bir filozofu pop kültür aracılığıyla tanıdım.
Kollarını iki yana açmış, bedenini Hz. Mevlana ile Hz. Şems’e siper etmiş, bağırıyordu: “Altın bulmak amacıyla erenlerin mezarı kazılmaz, durun artık, yapmayın!” “Kim bu adam ve ben nasıl olur da tanımam” diye gerçekten çok utanmıştım! Sonra sebebini anladım. Çünkü Dücane Bey, Y... Ş.... adlı gazetede yazıyordu. Bense C..... okuyordum. Hepsi bu. Moda jargonla “karşı mahallelerdeydik”. O her ne kadar Elif Şafak’a ve “Aşk” adlı romana kızgınlığını sık sık dile getirse de benim hayatımı, dünyamı baştan aşağı değiştiren bir filozofla tanışmamın tek müsebbibi Elif Şafak’tır. Çünkü Dücane Bey kolay kolay TV’ye çıkmıyor yazık ki! Elif iyi ki o kitabı yazmış da sebeb oldu!
Dücane Cündioğlu’nu fark ettiğim daha o ilk akşam internette ulaşabildiğim her yazısını okumaya başladım. Güneş doğdu! Yeni bir gün başladı. Ben duramadım. Bu böyle gecelerce sürdü. O kadar çok ağladım ki, görseydiniz bir insanın gözlerinden nasıl olup da bu kadar su çıktığına hayret ederdiniz... Her yazıda şaşkınlığım giderek arttı! O kelimeler… O cümleler… Yazıya beni yeniden inandırdı Dücane Bey. Seçtiği her kelime ile kalbimi sıkıca kavradı. Kurduğu bazı cümlelerle beynimi alt üst etti!
Bazı deneyimleri aktarmak çok güç. Onun da dediği gibi: “İnsan aradığını bulur, ne arıyorsa onu bulur.” Ben işte aradığımı buldum. İnsan şu ülkede yaşar da nasıl kendisini böyle bir nimetten yoksun bırakır aklım almıyor şimdi? Eğer henüz hiç Dücane Cündioğlu okumadıysanız ve okumaya niyetlendiyseniz, bildiğinizi sandığınız her şeyi dışarıda bırakıp da girin o kapıdan. Ve bırakın kendinizi. Bütün önyargılarınızı soyunun. O size bir ideolojiden söz etmeyecek. Bir parti propagandası yapmayacak. O evrensel bir ufuk açacak önünüzde. “İnsan olmak”tan söz edecek, “adam olmak”tan. “Gerçekten özgür olmak için, boynunu eğip bir üst ilkeye bağlanmak”tan… “Anlam”dan!
Elbette hoşunuza gitmeyecek… O sizi kendi kendinizle barıştırmak için arkanızdan itecek çünkü. Kendi gerçeğinize sahib çıkmanız için. Siz kendinizi kanatlı bir melek olarak hayal ederken,ensenizden tutup, içinde debelendiğiniz çamuru gösterecek size. “Sen gerçekte busun” diyecek! Kendi gözlerinizin içine bakmaya zorlayacak! Size bir hiç olduğunuzu gösterecek. “Ben ben ben” kibrinin kofluğunu, “ben muhtacım” demenin erdemini! Ne kadar da narin kırılgan olduğunuzu! Her ne arıyorsanız içinizde aramanızı… İstediğiniz size şefkat gösterip her ham’lığınızı hoş görecek, “iyisin harikasın” diyecek bir yazarsa yanlış yerdesiniz! Çünkü Dücane Bey, siz kendinizi tüm sorunlu yanlarınızla kucaklayıp bağrınıza basana kadar sırtınızı sıvazlamayacak! Ancak ondan sonra anlayacaksınız çünkü.. gerçeğinizi kabul ettiğinizde göreceksiniz bir “HİÇ” olduğunuzu.
Dücane Cündioğlu başlıbaşına bir okuldur, kendinize bir parça bile kıymet veriyorsanız buyrun girin bu kapıdan. Özetle der ki bu güzel adem: YA GEL OL DA GİT, YA GİT OL DA GEL!