120Yorum
rapega
Kitapkurdu
11.04.2009
çok büyük ümitlerle alıp okuduğum ama beklenen tadı alamadığım tek Orhan Pamuk kitabı.
reconquered
14.03.2009
Kitabı çok sevdiğim ve görüşlerini önemsediğim bir edebiyat öğretmeninin tavsiyesiyle okudum.Anlattığı kadar olmasa da hoşuma gitti.Karakterler arasındaki ilişkinin ifadesi ve profil betimlemeleri çok iyi.Osmanlı tarihinde bir dönemin, saray ve ileri düzey devlet adamları ile ilgili ipuçları bulabilirsiniz.
cemyetik
23.02.2009
Okumaya başlar başlamaz kendinizi romanın geçtiği devirde hissettiğiniz bir roman. Özellikle romanın sonunda yazarın romanı oluştururken yaşadığı süreci anlatması çok ilginç ve öğretici. Roman, hikaye vb. alanlarında deneme yapmak isteyenler mutlaka okumalı. Bunların yanında romanın sonlarına doğru konu ile bağlantısını pek fazla kuramadığım Evliya Çelebinin hikayeye katılmasını fazlaca zorlama bulduğumu eksi yan olarak belirtmek isterim.
c.81
Kitapkurdu
21.02.2009
Orhan Pamuk'un en anlaşılabilir romanı!
ismail_atan
03.01.2009
"Seviyordum O'nu, O'nu rüyamda gördüğüm kendi çaresiz, acınası görüntümü sevdiğim gibi, bu görüntünün utancı, öfkesi, suçu ve hüznüyle boğulur gibi kederle ölen yabani bir hayvan karşısında utanca kapılır gibi, kendimi aptalca bir tiksinti ve aptalca bir sevinçle tanır gibi seviyordum; belki de en çok böyle: Elimin kolumun bir böcek gibi boşuboşuna kıpırdanışına alıştığım, aklımın duvarlarında her gün yankılanarak sönen düşüncelerimi bildiğim, acınası gövdemden çıkan nemin benzersiz kokusunu, bitkin saçlarımı, çirkin ağzımı, kalemimi tutan pembe elimi tanıdığım gibi. Bunun için aldatamadılar beni..."

Bu satırları okuduktan sonra fazla söze gerek yok sanırım. Olay arayanlar için, heyecan arayanlar için uygun bir yapıt değil; edebi zevkin tadına varmış, sanattan anlayanlar için biçilmiş kaftan. Orhan Pamuk... Kişiliğini şahsen beğenmesem de son yüzyılın en büyük romancılarından biri. Okumak lazım, okumak.
Serceft
Kitapkurdu
07.12.2008
orhan pamukun en güzel iki romanından biri.diğeri "benim adım kırmızı".<br />bu kitap kesinlikle okunması gereken bir kitap, fakat kitapda rahatsız olduğum nokta venediklinin osmanlı aliminden daha bilgiliymiş gibi gösterilmesi oldu
morisette_im
Kitapkurdu
16.11.2008
şimdiye kadar okuduğum en güzel kitap.. bitmesini hiç istemedim
goodboy89
28.10.2008
Roman tekniği bakımından tek düze devam etmesine rağmen özgün konusu olduğu kanaatindeyim.Kitabın başının çalıntı olduğuna dair söylentilerde mevcut ama bilemiyoruz tabi ileride göreceğiz.<br />Genel olarak okunabilir.Ama Orhan Pamuk iyi bir romancı fakat iyi bir yazar değil bunuda belirtmekte fayda var.
Yasin Selvi
18.10.2008
kurgu olarak güzel ancak vasatın üstüne çıkmayan bir roman, büyük beklentilerle başlanmamalı.
jeanvaljean
07.10.2008
bu kitabını okuduktan sonra orhan pamuğun nasıl oskar ödülü alabildiğine şaşırabilirsiniz..dostoyevskinin öteki kitabının kopyası olmuş..orhan pamuk önsözünde tolstoyun ötekisinden etkilendiğini söylemiş..ama buy etkilenmek falan değil düpedüz kopya...
KY-361446
02.09.2008
orhan pamuk un yazdığı en ilginç kitaplardan biri bazen gülüyorsunuz bazen dşünüyorsunuz ama kesin birşey var ki zevk ile okuyorsunuz
*curly*
18.08.2008
Hikaye çok monoton olarak ilerliyor. Konuşmalara daha sık yer verillip, olaylar daha çarpıcı şekilde anlatılabilirdi diye düşünüyorum. Akıcılığı engelleyen en önemli unsur bence merak uyandırıcı öğelerin bulunmaması. Bu eksiklik kitabı oldukça sıkıcı bir hale getirmiş.
yasmin73
06.07.2008
venedikli bilisel konuları paylaşma konusunda biraz cimri.Okurken karakterleri karıştırmak gibi bir durum da sözkonusu
selcukozumar
Kitapkurdu
12.04.2008
Biraz zor oldu okumak...Olumsuz...Daha anlaşılır olabilirdi...
KY-491553
05.04.2008
Türk Hoca ve İtalyan kölenin kahraman olarak seçildiği, bu romanın en önemli özelliği; postmodern romanın Türkiye'deki önemli bir denemesi olmasıdır. Romanda göze çarpan bir özellik de yazarın oryantalist bir bakış açısıyla romanı yazmış olmasıdır. Beyaz Kale'nin neresi olduğu da öyle açık verilmiş ki insanı düşüğnmeye bile sevk etmiyor. Beyaz Kale ne mi; tabi ki Avrupa
Mücahit.
03.04.2008
Türkler tarafından 17.yy`da esir edilen astronomi,matematik ve tıptan anlayan bir Venedikli bilim adamının başıdan geçeleri anlatan çok sürükleyici bir kitap. Özellikle kitabın edebi yönü etkileyici. Olaylar arasındaki felsefik bağ ise mükemmel
iya
31.03.2008
Farklı değişik bir kitap ,sıklıdığım yerler<br />oldu ama bunun yanı sıra ilgi çekici bölümleride var
burhanbeykoz
Kitapkurdu
14.03.2008
orhan pamuk beyenfendi biraz edebiyat ahlakının farkına varsında bu ktabı pedronun zorunlu istanbul seyahati kitabından esinlenerek yazdıgını söylesin ...kafasını kuma gömerek bu işler yürümez gün gelecek arastırmacılar herseyi acıklayacak .......rüzgr hep sizin istdiginiz gibi esmes orhan beyy
özgürkrtkns
Kitapkurdu
20.02.2008
eğlenceli farklı güzel bir kitap gerçekten<br />tavsiye ederim
Mahmut Doğruluk
11.02.2008
Osmanlı korsanları tarafından yakalanan bir Venedikli, İstanbul’a getirilir ve bir zindana atılır. Bilimden, fizikten ve sanattan anlayan Venedikli kısa sürede Padişah’ın dikkatini çekmeyi başarır. Oğlunun düğünü için fişek yapılmasını isteyen Padişah, Köle’yi zindanından çağırır ve Köle’ye yardım etmesi için Hoca adında bilimden, fizikten anlayan birini bulur. Ikili fişek yapımı için beraber çalışırlar ve başarıya ulaşırlar. Bir süre sonra köle, bu Türk tarafından satın alınır. Hoca, Köle’den kendisine Batı’yı, Batı medeniyetini, bilimi, fiziği anlatmasını ister. Ikili Batı ile Doğu’yu birbirlerine anlatmaya başlarlar. Her iki karekterde kendisinin bilgi, ahlak, kültür bakımından üstün olduğunu iddia eder ancak zaman geçtikçe Köle ile Hoca aralarındaki benzerliği farketmeye başlarlar.
Doğu- Batı: İki Ayrı Kutup
Hoca, Köle’yi satın aldıktan sonra direkt Köle’den kendisine Batı’yı anlatmasını ister. Köle isteksiz olarak, ne kadar çabuk anlatırsam o kadar çabuk özgürlüğüme kavuşurum diye düşünerek bütün Batı Medeniyeti hakkında bildiklerini anlatmaya başlar. Hoca ilk zamanlar Batı’nın hayranlığında kalır, farklı bilgiler öğrenmeye, daha önce hiç duymadığı kavramlar duymaya başlar. Hoca adeta hırs yapar ve eline geçen tüm kitapları okumaya başlar bu arada Köle’de efendisinden kurtulacağı günün hayallerini kurar. Ancak Hoca öğrendikçe, kendini geliştirdikçe Batı’yı temsil eden Köle’yi hor görmeye başlar. Köle ise öğrettikçe istemeden de olsa Doğu’yu temsil eden Hoca’yı tanımaya başlar. Ikili arasında farklı bir ilişki vardır. Günün her dakikası beraber geçiren Hoca ile kölesi, birbirlerinden nefret ederler. Hatta köle bir gün içinden ‘Belkide yıkım, ötekilerin üstünlüğünü görerek onlara benzemeye çalışmak’diye geçirir. (syf. 122) Birbirlerinden çekinmeyle birlikte, hafif bir kıskançlık duyarlar. Kendini iyice geliştiren Hoca’da Köle’nin bir şey bilmediğini iddia etmeye başlar ve bu seferde Köle, Doğu Medeniyetini öğrenmeye başlar.


Doğu Medeniyeti

Bilimsel çalışmalardan dolayı Padişah’ın yanına giden Hocayla birlikte Köle’de Padişah’a gitmeye başlar. Padişah, bilime, sanata ilgi duyar ancak onun ilgisini hayvanların dünyası daha çok çeker. Hoca, Padişah’a bilimsel deneylerini anlatmaya başladıkça, Padişah hangi hayvanının ne kadar yaşayacağını, ne zaman öleceğini, yarın ne olacağını öğrenmek ister. Burada Doğu’yu temsil eden Padişah’ın bilim karşısındaki tutumunu görürüz. Köle’de bunu farkeder ve Hoca’ya, Padişah’a anlattığı deneylerden bir sonuç çıkmayacağını anlatır ama Hoca buna inanmaz. Bunu Köle’nin cahilliğine verir. Birbirlerini iyice tanıyan Hoca ile kölesi bilimsel çalışmalara devam ederken şehiri veba salgını basar. Herkes bir bir ölürken, Hoca vebaya nasıl care bulunacağını düşünür. Iyice kendini geliştirdiğine inanan Hoca, kölesinden yardım istemez. Köle Batı’da bir çok veba salgını görmüş olmanın tecrübesiyle Hoca’nın bulduğu yöntemlerden bir sonuç çıkmayacağını ona söyler ama Hoca yine ona kulak asmaz. Sonunda Köle, sahibine yardım etmeye karar verir ve bu salgını Batı ve Doğu’nun bilgisini birleştirerek yenerler.


Doğu- Batı Yüzleşmesi

Günler yine eski halini almaya başlar salgından sonra ama Hoca’nın bilime olan takıntısı daha da artar ve aralarındaki ilişki gün geçtikçe kötüye gider. Birbirlerine mektup yazmaya, birbirlerine sırlarını itiraf ettirmeye başlarlar. Efendi, kölesinden sürekli bir şeyler yazmasını ister. Venedikteki hayatını, çocukluğunu. Köle yazdıkça, efendi kölesinin zayıflıklarından yararlanır ve onu hor görmeye aşağılamaya başlar. Köle, ona bir türlü kendi itiraflarını ettiremez. Ve bu aralarında bir tür savaşa döner. Birbirlerini alaya almaya, sen benden daha kötüsün, hayır sen benden daha kötüsün kavgasına başlarlar.Nihayetinde, köle efendisine itiraf ettirmeye başlar. Sonç olarak, sürekli kölesini hor gören efendi, kendi zaaflarını, zayıflıklarını görür ancak bunu kölesine belli etmez. Köle sonunda dayanamaz ve efendisinin yanından kaçar bir sure sonra efendisi, kölesini getirttirir. Ve beraber silah yapımına başlarlar. Günlerce çalışırlar. Ve bir savaş çıkar, efendi silahını Padişah’a tanıtma fırsatı bulur ancak savaş sırasında silah pek rağbet görmez. Buna oldukça sinirlenen Hoca, öfkesini, yabancı uyruklu vatandaşları sorgulayarak çıkarır. Burada da kölesine yaptırmaya çalıştığı itirafları, yabancı uyruklu insanlara yaptırtmaya çalışır, efendini öfkesi gün geçtikçe daha da inanılmaz bir hal alır.


Doğu-Batı Sentezi

Nihayetinde, Hoca ile kölesi yer değiştirirler. Gün geçtikçe birbirlerine olan zıtlıklarının aynı olduklarını farkederler. Aynı kişi olduklarını, aslında birbirlerini ayıracak bir çizginin dahi olmadığını görürler. En başta ne kadar zıt olduklarını
düşünüyorlarsa, sonunda da o kadar aynı olduklarını düşünüyorlar. Hoca Doğu’yu, Köle Batı’yı temsil ediyor. Kabullenemeselerde tanışmalarının en başında, Doğu ile Batı benzerdirler. Batı Doğu’yu umarsamasa da ondan vazgeçemez. Doğu, Batı’nın karşısında kendini küçük düşürmek istemez ama ondan öğreneceği çok şey olduğunu da bilir. Kitabın en başında anlatılan aralarındaki gerginlik, psikolojik savaş, kıskançlık, birbirlerini tanıyarak, birlikte vakit geçirerek , kitabın sonunda kareterlerin birbirlerini anlamasına neden olur. Birbirlerini tamamladıklarını farkederler.. Köle, efendisinin onu satın aldığı ilk günlerde efendisini, hiçbir şey bilmeyen, cahil bir Doğulu olarak görmesi ya da efendinin bir şeyler öğrendikten sonra, kölesini hor görüp, aşağılaması, kitabın sonunda yerini, yer değiştirmeye bırakıyor. Yer değiştiren ikili, aslında yer değiştirerek birbirlerinin aynısı olduklarını anlarlar. Doğu, Batı’ya giderek Batı’lı olurken; Batı, Doğu’da kalarak Doğulu olur. Burada birbirlerini tamamlarlar. Kitabın başındaki soğuk savaş, sonunda birbirinin içine geçen iki ayrı, farklı, birleşmesi imkansız olarak görülen kavramın, karekterilerin birleşmesiyle sonuçlanır.