Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tüm karakterler, tüm olaylar birbirine girmiş durumda. Okuması yorucu bir kitap. Barış Bıçakçı'nın okuduğum ilk kitabıydı. Açıkçası zaman kaybı olduğunu düşünüyorum. Tabii diğer eserlerini okumadan birşey söylemek çok mantıklı değil kabul ediyorum. Ancak bu hezimetten sonra bir kez daha Barış Bıçakçı okur muyum bilemiyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Barış Bıçakçı' nın ilk kitabı. Kitapta kullandığı üslup ve içerik diğer kitaplarından farklı. Bu arada iç içe geçmiş hikayelerdeki şahıslar diğer kitaplarında ana karakterler olarak karşımıza çıkmaktadır...
Üslubu farklı alışılmışın dışında.Kitabı üçüncü kişi gibi okudum.Kitabın içine giremedim.Klasiklerin yerini bile tutamaz, kıyaslamaya bile gerek yok.Kitabın ismi de zaten "Herkes Herkesle Dostmuş Gibi" yani bu kitap da roman gibi olmuş.
Üslubu farklı alışılmışın dışında.Kitabı üçüncü kişi gibi okudum.Kitabın içine giremedim.Klasiklerin yerini bile tutamaz, kıyaslamaya bile gerek yok.Kitabın ismi de zaten "Herkes Herkesle Dostmuş Gibi" yani bu kitap da roman gibi olmuş.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
B.Bıçakçı'nın ilk kitabı yanlış bilmiyorsam; fakat benim için yazarın okuduğum dördüncü kitabı oldu. Benim açımdan bir "Bizim Büyük Çaresizliğimiz"in yerini tutmadı. İçiçe geçmiş hikayelerden oluşan bu eseri başlarda anlamakta zorlandım. Hikaye geçişleri bazen çok anlaşılır yapılmışken, özellikle kitabın sonlarında birbirine karışmış. Kitabın en çok orta kısımlarını sevdim. Kitaptaki bazı karakterler BBÇ ve Veciz Sözler'in ana karakterleri olarak karşımıza çıkacak/çıkmış. Bu dediğim kitapları daha önce okuduğum için benim açımdan hoş bir durum oldu. Eminim diğer kitaplarını önce okuyanlar için de böyle olmuştur. Genel olarak toplayacak olursak, hoş, okunması gereken bir kitap ama yazarın en güzel kitabı değil. Okuyacaklara tavsiyem ağır ağır, her yerini anlayarak okumaları.
Elbette her bir roman kişisi farklı duygularla, farklı amaçlarla adımlıyor Ankara’yı. Tanıtım metninde ifade edildiği gibi; “birinin öyküsü sürüp giderken, bir hayat devam ederken, oralarda bir yerde gezen bir başkasına, “öteki” hayatlara ilişiyor gözümüz. En derin, en gizli, hem de en sıradan öyküler bunlar. Öyküler örüldükçe sesler, görüntüler, hareketler, insanlık halleri çoğalıyor. Hiç bir ses, hiç bir görüntü bir diğerini örtmeden, boğmadan, birbirine ilişmeden... birbirine destek de olmadan”.
İlk bakışta, toplumsal yaşamın bir anını savruk bir kurgu ile ve herhangi bir toplumsal meselesi yokmuşçasına, nasılsa öyleymişçesine yansıtır görünen “Herkes Herkesle Dostmuş Gibi”, toplumun parçalanmış, atomize olmuş, kendine kapanmış yüzünü irkiltici biçimde açığa çıkarıyor. Mesela, askerde kaybolan oğlunu arayan bir adamın merceğinden o anın tasvirini; “Farkında değiller. Yemek yiyorlar, güneşten yararlanmak istiyorlar, bankamatiklerden para çekiyorlar(kendisi de çekse mi acaba), alışveriş yapıyorlar, kimliklerini kaplatıyorlar(aldı mı sonra kimliğini, almış), manav tezgahlarına bakıyorlar, turşu suyu içiyorlar, ellerini sallayarak, bağıra çağıra konuşuyorlar(oğlu, oğlu), at yarışı oynuyorlar, çöpleri karıştırıyorlar ve başka ne yapar ki insanlar. Farkında olmadan ne yaparlar?” cümleleriyle yapıyor Bıçakçı.