Yazarı en başından beri tanıyanların 100'de 100 tatmin olamadan bitirip finalinde, "sanki bir şeyler eksikti" diyebilecekleri... Yazarın İlk kitaplarında aldıkları tadı, bu eserde son 70 sayfada ancak bulacakları... Fakat erdal bey'i son birkaç kitaptır takip edenlerinse gayet iyi bulabilecekleri şaşırtıcı roman... Kullanılan malzemeler: Hayal gücü çok daha mantıkî çerçevede olabilirdi (Ne bileyim, dünyayı maviye boyamak değil de daha farklı birşey)... Dili kullanım iyi... Kurgu ve iç örgü süper... (tüme varım olayı filan) Mesaj: İşte benim için o nokta önemliydi ve son sayfalara sıkışarak kısır kaldı... Aslında Erdal demirkıran'ın, mesajını roman yoluyla anlatma olayında doğru mu yanlış mı yaptığı konusunda şüphelerim var... Belki bu yol ticari açıdan daha cazip ama ben bu güzergah'ın 2030 hayallerine ulaşacağından çok ciddi endişeliyim. Bundan önceki eser olan "Azrail'in secde ettiği adam", alan dışı bir mecra'da boy gösterme, "burada da iddialıyım, bu alanda da varım" deme çabasının bir ürünüydü diyelim. (Ki gerçekten hatalı seçimdi. Hadisleri kulak ardı ederek safi akıl öncülüğünde ehl-i sünnet dışı içtihadlarda bulunuşuna hiç girmeyelim.)... Kısacası ille de romansa bu yol, bu "Sadece aptallar 8 saat uyur" tarzı olsa kanaatimce daha iyi olur sayın demirkıran. Ama hiçbirisi "adam dediğin..." gibi ilk iki klasiğin yerini tutmuyor... Umarım yanlış anlaşılmadım, sizi Allah için seviyoruz dünyanın en mavi adamı... Allah basiret, ferasetinizi artırsın... Saygı ve selam ile...