Ben kitabın 200.ci baskısını almış olsam da şuan kitabın 300.ci baskısı raflarda bulunmakta. Herkes, bu kitap ve yazar için sevsin, sevmesin üzerine o kadar söz söyledi ki, ister istemez içinizde merak dürtüsü uyanıyor ve okumaya başlıyorsunuz. Yazarla, tamamen günlüğünden oluşan bu kitapta, onun ilk aşk ve cinsellik deneyimlerini, gerçek aşkı bulmak için sarf ettiği çabaları, hiç sansürsüz, onun iç halini yansıtan acısıyla, şehvetiyle ve kendine has üslubuyla karşılaşıyor ve onu daha yakından tanıyoruz. Okurken ilk başta tiksinebileceğimiz bu romanda, ailelerin çocuklarıyla hiç konuşmadığı cinsellik ve aşk kavramının, irdelenmediğinde ne kadar acı veren boyutlara gittiğini görmekteyiz. Yazar, sadece aşkı ve sevgiyi aramaya başladığında saf duygularla yola çıkıyor ama karşısına çıkan insanları kırmamak ve onların sevgisini yitirmemek için her şeyini onlara veriyor. Ve her tanıdığı insanda kendisinden bir şeyler kopup gidiyor. Yaşadığı ‘deneyimler’ onu daha sert, daha olgun, daha acımasız yapmakta ama o, yaşadığı her anda olsun bir damla sevgi aramaktadır. Hikayeye salt yaşanan olaylar gözünden baktığınızda, kitabı ilk elinize aldığınızdaki duyguyu, yani tiksinmeyi yaşayabilirsiniz. Ama bir de Melissa’nın gözünden baktığınızda, O, sadece sevgi ve aşk uğrunda koşmakta olan, koşarken hep düşen, ama sonuna kadar direnmekte olan gencecik bir kızın saf duygularını görebiliriz.
Saygılarımla…