Benim Hüzünlü Orospularım
Benim Hüzünlü Orospularım

Kitapyurdu Fiyatı: 143,55TL

Ürüne Git
918Yorum
easan
Kitapkurdu
29.05.2006
İlk başladığım kitabı Kırmızı Pazartesi, daha sonra yüzyıllık yalnızlık ve şimdi de benim hüzünlü orospularım. Her okuduğum kitabında Marquez'in çizgisini edebi yanını daha iyi anlıyorum. Kitabın içeriği heyecan verici etkileyici. Bunun sebebi de hikayenin konusundan daha çok Marquez'in yazım karakteriyle ilgili. Konusuna gelecek olursak yalnızlık, hüzün, kabullenme duygularını aynı anda yaşayan, bir bağımlılığa, artık sevgiye muhtaç kalmış 90'lı yaşlarda ki bir adamın hikayesi.... Keyifli okumalar
Dr. Şerefettin Güler
Kitapkurdu
Gabriel Marquez aslında ahlaki bir anlayışla hareket edip de şunu yazayım bunu yazmayayım diye bir düşüncesi olmamıştır bu kitabı yazarken. Kaldı ki latin amerikalı bir yazar oranın ahlakı ve değer yargılarıyla ve toplumda oluşmuş kültüre uygun olarak yazı yazar. yani tarih derslerinde anlatıldığı gibi 1000 yıl önceki olayları değerlendirirken o zamanın koşulları ile değerlendirmek gerekir. hal böyleyken yazarın bu kitabı başta ismi bizim kültürel yapımıza uymayabilir ki uymuyor da ama yazar yine de anlatımı ile çok güzel bir eser ortaya çıkarmış. bence mevlananın dediği gibi pergel gibi olursanız problem yok tabii kafanızı çöp bidonuna sokarsanız gelecek olan kötü kokulara da hazırlıklı olmalısınız. tercih senin ey okur. ister oku ister okuma
nalan75
27.01.2006
Bu kitap, biraz hüzün, biraz sevgi, biraz kayıp zamanlarımız, biraz insan olduğumuzu anımsatan duygular....<br />İnsana kendi hayatına bakma, bir gözden geçirme düşüncesi, yaşadığımız aslında hepimizin hayatında bir yerlerde öylece duran o yalnızlık duygusu ile yaşama duygusu bırakıyor. <br />Gerçekten çok beğendim, ayrıca burada cinsellikle ilgili yazılanlara da çok şaşırdım. Keyifle okudum, hem yazarın hem de çevirenin kelimeleri ustalıkla kullanmasına da hayran oldum. Herkese tavsiye ediyorum.
Hale Karlıtepe
14.12.2005
Marquez'i çok severek okuyan bir okur olarak bu kitap tam bir hayalkırıklığı yarattı bende.. Adı veya lkonusu ile hiç alakası yok..Ancak sanki çalakalem, belli bir zamana yetiştirilmek üzere karalanmışçasına yazılmış izlenimi uyandı bende ve üzüldüm..Benzer bir konuyu Vedat Türkali de Kayıp Romanlar'da işlemiş.. Ama karşılaştırılamaz bile.. Marquez'e yakıştıramadım bu kitabı..Beklentilerimin çok altında kaldığını söylemeliyim..YüzyıllıkYalnızlık,Kırmızı Pazartesi'den sonra ... :((((
Caner Ebcim
08.12.2005
öncelikle bu kitabı benim gibi kırsalda yaşayan birine ucuz ve zamanında ulaştırdıkları için kitapyurdu yetkililerine çok teşekkür ederim.Kitaba gelince kısa sürede tüketiliveren ama damakta enfes bir tat bırakan güzel,zarif bir eser.Kitabı okuyanlardan içeriği hakkında bilgi sahibi olarak aldım.Kadınların ayak bileğini görünce tahrik olan ve onları hala geçen yüzyıllarda varsayanların yaptığı,siteye ve okuyanlara çatan anlayışı, bir eğitimci,bir sadece insan olarakkabul edileblir bulmam mümkün değil.Malum yorumu yapan arkadaşı bu kitabı okuması için zorluyan oldumu bilmiyorum!Ben kitabın son sayfasını çevirdiğimde aklımda hiç bir cinsel çağrışım izi yoktu!?Bu şekilde anlayanları kınayamam ama,okuyanlara kötü bir üslupla hitap edilmesini anlayamam.Okumaktan zevk alan herkese selam olsun!!
seldem35
23.11.2005
Ahmet Örs arkadaş galiba Marquez'i ve bu son kitabını hiç okumamış ki kendine göre bir ahlak anlayışıyla bu büyük ustaya çamur atmış.bence çok yanlış yapmış eğer ki sırf dediği nedenden dolayı okumayacaksak marquez'i edebiyat alemi çok büyük bi yazarı kaybetmiş demektir. Ahmet örs Yüzyıllık yalnızlık'ı hemen okuyun ve sınra karar verin..
Ahmet Örs
Kitapkurdu
09.11.2005
kitapyurdu'nu gerçekten protesto ediyorum. her şey para demek değil ve her şey düşünce özgürlüğü ile izah edilemez! bu kitabın iğrenç ismi en başında saygıyı hak etmiyor. kırk küsür fahişe ile birlikte olmuş bir ahlaksızın güya masum bir aşkı imiş! bu adam 90 yaşındayken 14 yaşında bir bakire fahişe istemiş! aman allahım, bunları yazarken utanıyorum, kitaplar aydınlanma, hikmeti arama aracı olmaktan çıkmışlar da onun bunun sapkın yaşamlarını dillendirmeye başlamışlar! okunmayı hak eden eserleri sat ey kitapyurdu! ahlaka saldıran, şeytanın adımlarını takip eden paçavralara yer verme, vebali ödenmez! ayrıva millet de ne kadar meraklıymış ki bu konuya, isme bakıp heyecana kapılmışlar, bi solukta okumuşlar. ne denir, bilemiyorum.
q6Lii
07.11.2005
<br />Kitabın adı önyargısız bir yaklaşım yapılacak cinsten değil.Fakat konusu ile karşılaşır karşılaşmaz, kitabın devamını tahmin edebiliyor ve adına aldanmamak gerektiğini anlıyorsunuz.Oldukça ilgi çekici bir hikaye sunmuş bize Marquez."Aşk geliyorum demez." sözü, kitabı en iyi şekilde özetler.Ömrünün son anlarında kendini aşk denilen büyüye kaptıran bir adamın hikayesi, bizlere yaşamadığımız için biraz fantastik gelse de, Marquez'in bunda pek ısrarlı olduğu gözden kaçmıyor.Tamam, olabilir de, aradaki yaş farkını göz önüne alırsak insanın kitaptan soğumaması elde değil.<br />
çağanoz
Kitapkurdu
01.11.2005
Aşkı hiç bulamamış, zavallı, yaşlı bir adam. Ömrünün son demlerini yaşarken o büyülü esintiyi aşkı yakalıyor. 14 yaşında bir çocukla 90 ındaki bir adamın aşkı hayatın olur olmadık yerlerde karşımıza çıkardığı acı şakaları gibi. Marquez yaşamının muhasebesini yapmaya başlamış gibi. Keşke kitaba daha düzgün bir isim koysalardı da insanı ilk başta soğutmasalardı.<br />
ajanixs
16.10.2005
Aslında herkes gibi bende ilk başta başlığa takıldım ama bilenler bilir, kitaplar adıyla değil içeriğiyle değerlendirilmelidir. Okurken çok zevk aldığım bir kitap. Yazar tarzını değiştirmiş ama bence güzel bir kitap olmuş.Adına baktığınızda içinde müstehcen satırlarla karşılaşacağınızı sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Aslında tertemiz bir aşk hikayesi. O kadar masum o kadar yalın ki cümleye yansıyan duygular, insan bazen aşkın kavramını kestiremiyor.
Can Sinan ARTUÇ
Kitapkurdu
15.10.2005
Delgadina öncesi ve Delgadina sonrası olarak hayatında iki döneme sahip doksan yaşındaki çirkin, çekingen ve gazeteci ihtiyarımız, hayatı boyunca kırk küsür hayat kadınıyla beraber olmuştur. Rosa Cabarcas'ın "patroniçe"liğini yaptığı genelevin, arka kapısından girebilme ayrıcalığına sahip, saygın bir müşterisidir. Genelevdeki yirmi küsür kadınla aynı anda evlilik andı içecek kadar da aşka uzaktır. Doksan yaşını kutlayacağı gün, Rosa Cabarcas'a telefon ederek, "körpe" bir bakire kız istemesiyle başlar aşk serüveni... On dört yaşındaki kıza o denli aşık olur ki, kırk yıldır çalıştığı gazetede yapmadığı bir şeyi yapmaya başlar: köşe yazılarını aşk mektuplarına dönüştürür. Bir de kahramanımızı kendi ağzından dinleyelim:

"Çirkinim, çekingenim, çağdışıyım. Ömrümde yazı yazmaktan başka bir iş yapmadım. Hayatta hiçbir becerisi, parlak hiçbir yanı olmayan, soyu tükenmiş biriyim, büyük aşkım üzerine yazdığım bu anılarda elimden geldiğince anlatmaya niyetlendiğim o olaylar yaşanmasaydı, geride kalanlara bırakacak hiçbir şeyim olmazdı."

Unutmadan belirtmekte fayda var, bu kitap kesinlikle cinsellik kitabı değil, bunu kitap içinde satır arasından yakalayabileceğiniz şu tanımla kolaylıkla anlayabiliriz:

"Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir."
breuer
Kitapkurdu
28.09.2005
nam-ı diğer gabo.pek çok kişinin kitapçıların raf hilesiyle ve kitabın ismi nedeniyle uzanıverdikleri bir kitapçık:)fenada olmadı insanımız daha çok okusun:)tabiki ismine aldanıp alan birçok kişi hüsrana uğramış olabilir.zaten ismi nedeniyle alanların kitapta pek birşey bulabilceklerini sanmıyorum.gabo insanı bilen onu en iyi şekilde anlatıp duygularla oynama becerisi oldukça ender yazarlardan.keyifli tatlı bir kitap
burrn
25.09.2005
İlk önce kitabın kapagındanda anlasıldıgı gibi hataya kapılabiliyorsunuz, kitabın Nobel ödüllü olduğunu düsünüyorsunuz. Ama kitap değil yazar 1982 Nobel ödülünü almış...
Adından anlasıldıgı gibi oyle sex, ihtiras vb. konuları içermiyor..Bende ilk önce ismine aldandım ve direk aldım..Yanılanlardan olmusum megersem...
Kitap; 90 yasında olmasına ragmen hiç bir kadınla parasını ödemeden yatmamış, bu yasına kadar aşkı bulamamıs/yaşamamış, asktan kaçmıs, bir ihtiyarın yasam oykusu...
Şunu açıkça itiraf etmeliyimki yazım dili çok sade ve anlasılır..Bu kadar olacagını tahmin etmiyordum..
Tellus
10.09.2005
Benim Hüzünlü Orospularım

Kitabın ismini ilk duyduğumda, “o da ne” dediğimi hatırlıyorum. Pek çoğumuzun gündelik hayatta ağzına almaya bile çekindiği bir sözü, kitap ismi olarak kullanmak gerçekten ilginç gelmişti. Ancak yazarının Marquez olduğunu öğrendiğimde şaşkınlığım sona erdi, o yazdı ise vardır bir bildiği ve mutlaka vardır anlatacağı bir şeyleri, dedim.

Kitabın baş kahramanı; 90 yaşına gelmiş ihtiyar bir gazeteci, o zamana kadar hiç evlenmemiş ve yalnız yaşamış ancak kadınlar aleminden de uzak kalmamış bir kişi. 90. yaş gününde kendisini ödüllendirmek için eski dostu, genelev patroniçesi Rosa Cabarcas’dan temin etmesini istediği bakire...ve 90 yıl sonra gelen aşk. Yaşlılığın hüznü ve yorgunluğu bir anda umuda dönüyor, üstelik bu sevgili gerçek hayattan çok hayalde canlanmış ve ismi de hayalen konmuş bir aşk’sa.

Delgadina, evet onun adı Delgadina. Ona koyduğu isim bu, hani onunla ilgili yanlış düşüncelere kapılıp odada ki bütün eşyaları tarumar etmişti ve daha sonra odaya gelen genelev patroniçesi, Rosa Cabarcas bu manzara karşısında “ Aman tanrım, böyle bir aşk için neler vermezdim.” Demişti.

Sevdiği uğruna her şeyden vazgeçen bir ihtiyar. Yaşça ihtiyar ama ruhu genç hemde 16’lık bir bakireyi sevecek kadar. Ona sevme yerine sexi telkin eden Rosa Cabarcas’a” Sex elinde aşk olmayanların tesellisidir.” Demişti.(Yorumsuz bir cümle.)

İnsan yaşlılığını düşünüyor okudukça, yalnızlığını ve en sonunda sevdayı, o yaşta gelen aşk’ı. Bence Marquez bu yapıtı ile aşk’ın ve sevdanın yaşı olmadığını ve sediği biri olmayan kişilerin umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini anlatmak istemiş. Aşk kapınızı çalabilir, 90 yaşında olsanız bile, yeter ki umudunuzu ve yaşama gücünüzü kaybetmeyin.

Gabriel Carcia Marquez’e, 90'lık delikanlı gazeteci’ye, Delgadina’ya ve tüm Hüzünlü Orospulara...
Jale Öztürk
31.08.2005
ismine aldanarak kitabı alanlar varsa benim gibi yanılacakları kesin.90 yaşına gelmiş olmasına rağmen aşkı tadamamış,sevgiyi bulamamış bir erkeğin bu duyguların eksikliğini farkederek onu bulabilmek için verdiği çabalar,çırpınışları,yaşadıkları anlatılıyor kitapta.<br /><br />Aşkın gücünü anlamak isteyenlerin okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum
rıch
06.08.2005
bence büyük cesaret daha önce yüzyıllık yanlızlık kitabını okumuştum. bu kitaptan çok farklı bir içerik. en yakınıyla konuşulmayacak bir konuyu gündelik bir anlatım ile bu kadar rahat ele alabilmek gerçekten büyük cesaret. İşte yazarlık böyle birşey biz konuşmaya cesaret etmezken onlar yazıp dünyaya okutabiliyorlar. Gerçekten sanatta sınır yokmuş. Bütün mahremiyetler bile beyaz kağıtlara dökülebiliyormuş.
Açık ve net birisi
Açık ve net birisi 02 Nisan 2022
En yakının ile konuşamamak sizin sorununuz.
myangie
Kitapkurdu
07.06.2005
adına aldanarak kitapta, seks, erotizm olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. "Seks, elinde aşk olmayanların tesellisidir" diyor yazar. yaşlılar gibi düşünmeyi öğrenememiş doksan yaşında bir adamın hikayesi bu. marquez yine her zamanki sade anlatımının altına bir şeyler saklayıp okuyucuya hadi bul tarzında yazmış. düz okuyup geçemiyorsunuz. bu kitapta marquezin hayatına dair ipucu olarak okuduğu kitaplar ve sevdiği müzikleri bulabilirsiniz. kolombiya'da daha kitap satışa çıkmadan korsanı piyasaya çıktığı için yazar sonunu değiştirdi. insan, o zaman aslında gerçekte marquez bu kitabı nasıl bitirmişti diye düşünmekten alamıyor kendini. bir de can yayınların yaptığı bir şeye anlam veremedim: kitabın kapağında 1982 nobel ödülü yazıyor. nobel ödülünü alan bu kitap değil. yazar 1982 yılında ödül aldı. o zaman neden nobel ödüllü yazar dememiş anlamadım. sanki kitap 1982 nobel ödülü kazanmış gibi bir durum ortaya çıkıyor ve açıkcası bunun neden yapıldığını anlamadım.
Suat Sungur
Kitapkurdu
17.05.2005
"Doksanıncı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim. Aklıma Rosa Cabarcas geldi, hani şu gizli genelevinde eline yeni bir parça düşer düşmez hatırlı müşterilerini haberdar eden kadın" cümleleriyle başlayan Benim Hüzünlü Orospularım'da bütün ustalığını ve bilgeliğini konuşturmuş Márquez. Yaşlı bir adamın o ana dek hiç tatmadığı, hiç kapılmadığı duygularla renklenen dünyasını yaşama sevinciyle dolu bir dille canlandırırken geçen yıllara, hayata, ölüme, aşka, tutkulara ve cinselliğe dair kısa ama çok doyurucu bir hikâye anlatıyor.

Aşk ve cinselliğin gecikmiş hâlleri, o gecikmişlikle şiddetlenen tutkular, tutkularla ateşlenen yaşama arzusu daha önce de işlenmişti. Mesela Uykuda Sevilen Kızlar'da Kavabata'nın, İhtiyar Çılgın'da Tanizaki'nin, Venedik'te Ölüm'de Thomas Mann'ın, Madam Bambu'da Faik Baysal'ın roman kahramanları da hem yaşlı hem tutkuluydular. Temalar benzerdi, tutkuların şiddeti benzerdi, cinsel yasakların baskısı hepsinde hissediliyordu; insani dram yaşlı insanların heyecanlarının 'ayıp' duvarlarına çarparak püskürtülmesiyle, en doğal insani duyguların toplumsal ahlakça bastırılmasıyla çıkıyordu ortaya. Márquez'in ihtiyar delikanlısı aşkı ve cinselliği daha doğal ve özgürce yaşayan bir kültürün imkânlarına sahip, onlardan daha şanslı.

Yakalandığı hastalığıyla savaşan seksenlerine merdiven dayamış Márquez'in biyogrofisine bakarak Benim Hüzümlü Orospularım'ın ihtiyar delikanlısıyla yazar arasında ilişki kurmak isteyenler roman kahramanının isminin hiç telaffuz edilmeyişini, hikâyenin birinci tekil şahsın ağzından aktarılmasını ve o şahsın da hayatının sefil yanlarını anlatacak Benim Hüzümlü Orospularım adlı bir roman yazma tasarısını kanaatlerini destekleyecek deliller olarak sunabilirler. Ne var ki, bütün bunlar Márquez'in hayata, kendisine ve içinde yaşadığı topluma ince bir mizahla yaklaştığından başka bir şey göstermiyorlar. Ve doksanlık bir erkeğin on dörtlük bir kıza duyduğu aşk üzerine kurgulanan hikâyesinin bütün çarpıcılığına rağmen bu kısa romanın asıl hayranlık ve şaşkınlık uyandıran yanı, her sayfasına Kolombiya'nın siyasal, ekonomik ve toplumsal hayatının damgasını vurmuş olması. Yaşlı bir adamın zihninde yapılan yolculukla aşkı, cinselliği, tutkuyu, kadınlı erkekli Kolombiya toplumunu anlatıyor Márquez, ama hiçbirini zamandan, mekândan, eşyadan, zihniyet biçimlerinden, ülkede kaydedilen değişimlerden koparmadan anlatıyor. Roman kahramanının neredeyse asırlık hayatına yön veren olayların nasıl bir atmosferde cereyan ettiğini hissedebiliyoruz. Dış mekân tasvirleri, sokaklar, evler, eşyalar ve onlarla insanlar arasındaki ilişkiler uzun tasvirlerle değilse bile yeri geldiğinde ayrıntı zenginliğiyle görünür kılınmış; romanda karşılaştığımız insan teklerinin sahip oldukları eşyalarda, giysilerde ve maddi değerlerlerde gizlenen ruhlarını okuyor Márquez. Márquez, insan ve eşya ilişkisini kimi yerde değerler dünyasındaki değişimle birleştirmiş. Böylelikle hiç beklenmedik bir anda Kolombiya'nın toplumsal gerçekleriyle yüz yüze getiriyor okuyucusunu. Mesela kahramanımızın çalıştığı gazetede eskiyle yeni arasında müessese müdürü üzerinde somutlaşan farklılığı anlatırken ülkesindeki sermaye birikimin kirli tarihini, yükselen değerleri ya da gelir dağılımındaki eşitsizlikleri satır aralarında ama olanca açıklığıyla teşhir ediyor; "Yirmi dokuz yaşını yeni bitirmişti, beyaz kadın ticaretiyle servet yaptıktan sonra deneysel yoldan gazeteci olan ve ömür boyu birinci başkanlık yapan büyükbabasından farklı olarak dört yabancı dil biliyordu, uluslararası alanda üç mastır yapmıştı. Yol yordam bilirdi, şık giyimli, serinkanlı diye tanınırdı, kusursuzluğunu tehlikeye atan tek şey yapmacıklı ses tonuydu. Yakasında canlı bir orkideyle her zaman spor ceket giyer her giydiğini sanki doğal yapısının bir parçasıymış gibi yakıştırırdı, ama ondaki her şey, sokaktaki iklim için değil, bürosundaki ilkbahar için yapılmıştı sanki. Giyinmek için neredeyse iki saatimi harcamış olan bense yoksulluğun rezilliğini hissediyordum, öfkem büsbütün artmıştı".

Komiği ve hüzünü aynı durumda ve bir tek anda birleştirirken insana ve topluma hem gerçekçi hem de eleştirel bir perspektiften yaklaşan Márquez'in kaleminden herkes ve her kurum nasibini almış; validen tutun da belediyedeki en küçük şarlatana varana kadar tüm yerel yöneticilerin cenneti hâline gelen genelevler, bir yanıyla sevimli diğer yanıyla kurnaz ve acımasız genelev sahipleri, düşmüş kadınlar, küçük kardeşlerini doyurup romatizmadan yürüyemeyen annelerini yatırdıktan sonra bedenini satmaya yollanan küçük kızlar, bütün bunların farkında olmalarına rağmen şehvetleri hiç azalmayan erkekler, her türlü yasadışı faaliyetin meşrulaştığı, cinayetlerin kolayca örtbas edildiği kriminal bir toplumsal hayat, bütün bu ahval ve şerait içinde dahi ilgisini ağdalı aşk anlatılarına ve özel hayatlara yoğunlaştıran halk, bu ilgiyi kışkırtan medya kurumları, umarsızca yaşayan zenginler, kesif bir yoksulluk, aydınların pısırıklığı, yani toplumsal tablonun her bir parçası nasılsa öyle, tam da oldukları gibi resmediliyorlar. Márquez, söz konusu tabloyu ve parçalarını onları değerlendirecek bilince sahip olmayan, o hayatla beslenmiş, o hayatın içinde yaşayan bir roman kahramanının bakış açısından izlettirerek didaktik ve yargılayıcı bir anlatımdan sıyrılmayı başarmış. Her şey yerli yerinde, her şey ortada, her şey apaçık ama kahramanın bakış açısına sığınarak hiçbir şeyi yargılamıyor, doğrudan çözümlemiyor, çelişkileri deşelemiyor, nedenler aramıyor. Tersine, bütün bunlara rağmen kahramanı ile birlikte hayata bağlanmayı, insanın tutkularıyla değişebileceğine inanmayı seçmiş Márquez. Benim Hüzünlü Orospularım, insanı tarihsel ve toplumsal derinliğiyle yakalayan hikâyesiyle, hayata bakışıyla, hüznüyle, mizahıyla, coşkusuyla ve bütün bunları kusursuz bir biçimde sunan anlatım tekniğiyle büyük bir yazarın kaleminden çıktığını her sayfasında hatırlatan bir roman.