Kendi gözünden Silivriyi ,iddianamedeki çarpıklıkları anlatmış, empati yaparak durumu daha iyi anlamama neden oldu, birazcık demokrasi ve hukuğa inanan herkesin okuması gerekir. Elbette bol miktarda beğenmeyen de çıkacaktır özellikle çakma demokratlar,hukuk düşmanları, hükümet yağcıları, her şeyi dini inanca göre sorgulayanlar , daha önceki eserlerinden bihaber olanlar ve gerçeklere inanmak istemeyenler bu gruba dahildir. Bunların çoğu daha 90 lı yıllarda bahsi geçen ergenekonvari çete yapılarını ilk yazanın S.Yalçın olduğunu bilmez , bu yapılarla ilgili susurluk araştırmasını okumamıştır , bunlar sadece işlerine gelmediği her şeye kulp takar, gösterilen resmi kanıtlara bile inanmaz. Halbuki Said-i Nursi de dahil olmak üzere bir çok düşünür ve yazar devletin cenderesinde geçmiştir o zaman haksızlık yapıldığını düşünenler bugün durumun normal olduğunu düşünmekteler aslında düşünmemekteler kabul etmekteler. Sanırım 50 yıl sonra birbirmizi anlayabileceğiz ama son 100 yıldır bir arpa boyu yol gitmediğimiz tescillenmiş oldu. O günle bugün arasında değişen tek şey kurbanlar ve zaman... güzel ülkeme umutlu yarınlar diliyorum
bazı yazdıkları komik olmuş. kitabın bir yerinde biraraya gelen iki polisin birbirine "abi" dedğini ve bunların kesinlikle cemaatçi olduğunu söylüyor. tan iki sayfa sonra Barışlar (B. Pehlivan ve B. Terkolu) ile karşılaşmasını anlatıyor. barışlar Soner Yalçını görünce "ABİ geçmiş olsun nasılsın" diyorlar. başka bir yerinde de veli küçük ile muzaffer tekinin birbirlerini tanımadıklarını ve cenaze öncesinde HİÇ birbirini görmediklerini yazıyor. ama cenazede muzaffer tekinin veli küçüğün elini öpmesine veya elini niye öptüğüne hiiiiç değinmiyor. bunlar gibi garabetler eskiden itimat ettiğim beğendiğim Soner Yalçın imgesine gölge düşürüyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Günümüzde yargı alanında yaşanan gerçekleri görmek isteyen herkese şiddetle tavsiye ederim. Soner Yalçın daha önce pek göstermediği duygusal yönünü bu kitapta ortaya koymuş.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bu kitap ülkemizde dönen karanlık oyunları öğrenmek için, derin devlet temizleniyor derken aslında daha derin devlet nasıl kurulmuş anlamak için mutlaka okunmalı .sabırla bir örümcek gibi ağlar nasıl örülmüş göreceksiniz. ileri demokrosinin aslında geriye doğru ilerlediğini hukukun artık ülkemizde gözünün gerçekten kör olduğunu görecek ve okuyacaksınız.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türkiye bu kitabı okuduğu zaman asıl "balyoz"un kimin kafasına indiği ortaya çıkacak! Gerçekler inatçıdır, mutlaka yazılır. Gerçekleri okumak için okumaktan başka çare de yoktur. Okuyunuz, okutturunuz...
OKUYUN OKUYUN OKUYUN!... saçma sapan bir iddianame, saçma sapan sebeplerle yıllardır silivride hüküm bile giymeden yatan tutuklu aydınlar... okumalı ve okutmalısınız. gerçekleri görmek için...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap okurken kötü bir huyum var,yazarin dili beni sürüklemese de illa ki o kitabi bitirmeliyim,ama Soner Yalçin tamamiyle bunun disinda,onun yazi dili hakikaten beni sürüklüyor.Tüm kitaplarini hizlica okumus biri olarak bu kitabini da siddetle tavsiye ediyorum.
Soner Yalçın’ın Silivri’de yazdığı yeni kitabı “Samizdat, Hakikatlere Dayanacak Gücünüz Var mı?” kitabı çok yakında okurlarla buluşacak. Yalçın kitapta Nazlı Ilıcak’tan ABD’li savcı Susanne Hayden’a kadar pek çok kişi hakkında önemli sorular soruyor.
Soner Yalçın’ın Silivri Cezaevi’nde kaleme aldığı “Samizdat, Hakikatlere Dayanacak Gücünüz Var mı?” çok yakında okurlarıyla buluşacak. Yalçın, Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayına hazırlanan kitabın başlığını neden “Samizdat” koyduğunu şöyle açıklıyor:
“Binbaşı Ersever’in İtirafları kitabımı daktiloda; Behçet Cantürk’ün Anıları’nı bilgisayarda yazmıştım. Samizdat’ı elimle kaleme aldım! Bu süreç bile, Türkiye yakın tarihi konusunda neler yaşandığını gözler önüne sermiyor mu?..”
“Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun Sızıntı adlı kitabı çıkınca, Silivri’de bir gece gelip Barış Pehlivan’ı yanımdan alıp başka koğuşa koydular! Kitap yazmanın cezasıydı bu. Samizdat yayımlanınca Silivri zindanında başıma ne gelecek hiç bilmiyorum. Bildiğim, cezaevi insanı hep test eder; ama insanın ruhundaki soyluluk düşmesini önler, insan haline gelmek için felaket¬lerle didik didik edilmek gerekir. ‘Kim acısının üstüne çıkarsa, o yükselecektir,’ der Hyperion...”
“Gelelim kitabın adına, ‘Samizdat’a..Olağanüstü dönemlerde, baskıdan-sansürden kaçabilmek için kitaplar, tüm tehlikeler göze alınarak gizlice yazılıp, gizlice basılıp, gizlice dağıtılır. Ruslar bu tür kitaplara “Samizdat” adını koydu ve bu isim evrensel hale geldi.”
“Ayrıntılarını bugün yazamayacağım, elinizdeki ‘Samizdat’ zor koşullarda “doğdu.”
Kırmızı Kedi; basılmamış kitapların toplatıldığı, kitap yazdığı için gazetecilerin cezaevlerine atıldığı böyle bir despotik dönemde, düşüncenin ve gerçeğin özgürleşmesini sağladı. ‘Samizdat’ın basımında, dağıtımında engeller-güçlükler çıkarılacak mı bilemiyorum. Bildiğim ‘Samizdat’ adının bu yaşadığımız döneme çok uygun olduğudur.”
Yalçın kitapta gözaltına alınıp tutuklandıktan sonra geçen ilk 29 günü anlatıyor ve bu 29 gün boyunca mahkemede, cezaevinde karşılaştığı Ergenekon, Balyoz, Kafes, Poyrazköy davalarının Oktay Yıldırım, Muzaffer Tekin, Levent Bektaş, Mehmet Fikri Karadağ, Ergin Gedikkaya gibi ünlü simalarıyla karşılaşmalarını, sohbetlerini ve anılarını aktarıyor.
Hepimizin belli bir açıdan bakmaya zorlandığı bir ortamda bu kitap bu sefer karşı taraftan bakmamız açısından olayların içerisinde olan soner yalçının kaleminden güzel bir eser.