Kitap için söylenecek çok şey var ancak önce Plato Yayıncılık için bir çift lafım var.Bu çapta kapsamlı bir kitabın küçük ebatlarda basılmasını anlamış değilim.Benim gibi titiz okuyan bir insan bile kitabın cildinin dağılmasını engelleyemediyse varın gerisini siz düşünün!Ne mutluki bu kitap için yapabileceğim tek olumsuz eleştiri bu.Pek çokları için böylesi derin bir kitap çekici olmasada ben o derinliğin içinde sayfalar ilerledikçe kayboldum, kayboldukça okudum.Merakla, şevkle ve mutlak bir zevkle.Birey temelli düşüncenin en önemli savunucularından biri olan AYN RAND'dan insanı tekdüzeleştiren dünya ve kendi olmakta ısrar eden bir insan üzerine incelikli bir roman.Okumak sizin için bir zevkse bu kitabı okuma zevkinden mahrum kalmayın.Yok, kitapları vakit öldürmek için KULLANANLARDANSANIZ lütfen bu değerli eserden uzak durun...
Bu kitaba, hayatımda ne yapacağıma karar vermekte zorlandığım ilk üniversite yıllarımda, Ankara'nın Dost'unda gezerken Sinan Çetin'in önsözleriyle takıldım.. Gülle gibi kitabı ders çalışmadan, su içmeden, yemek yemeden okudum desem yeridir.. Bu kitabın içinde "kendi"ni bulmak, karakterlerden birine yapışıp sayfalarda sürüklenerek sıradışı bir yolculuğa çıkmak, zaman zaman "kendi"ni tekrar kaybedip duvarlara toslamak.. Hayatımda okurken başka bir boyuta geçtiğim sayılı kitaplardan bir tanesi..
Aslında bu kitabın ülkemizdeki ilk baskısı değil ancak ilk defa bu kadar çok ilgi görmesi ilginç Ayn Rand'ın kitapları ABD'de incile yarışırken bu ülkede neden ilgi görmez anlaşılır değil. Roman o kadar ilgisizlikle karşılaşmışki "kategorisiz" muamelesi görüyor. 20. yüzyılın kapitalist teorisyeni ve Objektivizm fikrinin mimarı tartafından yazılmış bu şaheser temelde yeteneksiz mızmızlarla hayatı hergün kuran yaratıcı bireyler arasındaki ayırımı isliyor. Sırf istiyorum'a karsilik istiyorsan once bunu basarmalisin'ın mucadelesi var. Gerçekgin bir cogunluk ve parmak hesabi degil objektif bir deger oldugunu anlatıyor. Beceriksizlige ovgunun yetenegi oldurdugunu anlatan bir roman. Hayatın gercekten de kaynagı. Simdiye kadar bir sürü kitap okudum diyenlere cevap olarak diyebilirimki bu kitabi okumadan okumus sayılmazsinin ozellikle kitaplar hayatiniza bir katki yapmiyorsa. Bu kitap sarsıcı, kışkırtıcı ve hayatı yeniden ele almanızı sayglayacak bir rehberdir.
Bazı romanlar vardır ki sürükleyicidir.Sayfa numaralarını hatırlamazsınız ve bir bakarsınız bitivermiştir.Yine kimi romanlar vardır yeni ufuklar açar "hiç böyle düşünmemiştim" dedirtir.Hayat felsefeniz zenginleşir okudukça..Ayn Rand'ın bu romanında bahsettiğim bu özellikler fazlasıyla hissediliyor.Romanın kahramanı Roark'ın yaşamında, toplumsal çürümüşlük ve medya dayatması da çarpıcı bir şekilde işlenmiş.Tek kelimeyle "Harika" bir roman... <br />
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanrının varolduğuna inansam, Ayn Rand'ın peygamber, Hayatın Kaynağı'nın da kutsal kitap olduğunu düşünürdüm; ne kadar sağlıklı bir ifade oldu bilemiyorum ama sanırım Ayn Rand'ın benim için önemini anlatmaya biraz olsun yardımcı oldu, hayatımı değiştiren kitap bu kitaptır demenin başka bir yoluydu bu. Hayatın Kaynağı'nı alırken ne Ayn Rand hakkında bir fikrim vardı ne de bu kitabın bir romanın ötesinde bir kitap olduğu hakkında.Kitabı almamda sanırım Sinan Çetin'in önsözü etkili oldu. Kitabı bir solukta okuduktan sonra ben ben değildim artık diye bir cümle kuracağım ama tam aksine artık ben bendim.
Bu hayat benim, kimse hayatım üzerinde hak iddaa edemez, hayatımın yegane amacı benim mutluluğum, hayattaki yegane rehberim akıl ve mantık, kimse benim adıma kararlar alamaz.
bu kitabı ev arkadaşım almıştı.Belki de bu eserle tanışmam bu vesileyle oldu.Ben başka bir romanı okuyordum arkadaşımda bu kitaba başladı.Okuduğumuz kitaplarda geçenleri not alıyorduk bize dair olanları defterlerimize işliyorduk.Ne varki sesli olarak konuşmaya başladık benim aldığım notlarda arkadaşımın okuduğu kitap üzerine böyle oldu.Hayatımızın Kaynağı neydi demeye başladık.Kendi okuduğum kitabı yarıda bırakarak arkadaşımın okuduğu kitap üzerine yoğunlaştım.İşten gelince okurken bende gece uyurken okumaya başladım.Gerçekten hayat bizi bir yerden bir yere sürüklüyordu.Sürüklenirken kendimizden tavizler vermiyor muyduk.Ben idailistim derken bile aslında taviz verdiklerimiz olmadı mı.Gerçekten kafamızda tasarladığımız bir yaşam tarzımız var mı ve biz bunu gündelik yaşantımıza uyarlıyor muyuz.Evet derseniz bir daha düşünün ailemizin karşısında dimdik durabiliyor muyuz ya da toplumumuzun.... Arkadaşımın sayesinde bu kitabı okudum ne varki paramı ayarlayabilirsem bu kitabı da alacağım. Çünkü kitaplığımda olmasını çok istiyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı bir TV programında Sinan Çetin'in elinde görüp, bu siteden alanlardanım. (Sözkonusu yazara ait kitapların birçok kitabevinde bulunmaması da ayrıca tartışılması gereken bir konudur.) Kitap esas olarak ben'liği ön plana çıkarmakta ve bunun bencillikle karıştırılmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Sürüler halinde ve kendimiz dışındaki sosyal çevreye faydalı olmak maskesi altında yaşadığımız şu dönemde, kişinin ben'liğine duyması gereken saygının önemi çarpıcı bir şekilde vurgulanmaktadır. İnsan hayatında önemli olan başkalarına acıyarak onlara yardım etmeye çalışmak (böylesine yüce(!) bir görevi üstlenmek) değil, kendinin-hedeflerinin-isteklerinin farkında olarak hayatını sürdürmek ve diğerlerine de bunu aşılamaktır. Sosyal hayatın gereği kollektif bir yaşam değil, kendine saygılı ve ne yaptığını bilen-önce ben'liği için yaşayan insanlar bütünüdür. Ancak bu şekilde sağlıklı bir toplum oluşacağı fikri neden yadırganır, anlamak zor. Bireyselciliğin zaman zaman da abartıldığı hikaye, bakış açısını belli bir açıda tutan-esnetmeye yanaşmayan insanlar için biraz ağır gelebilir. 788 sayfa da zamanı az olanlar için ağır gelebilir. Bu kitabın, okumak için zaman yaratamayanlar ve sürünün bir parçası olmayı hazmedenlere göre bir kitap olmadığını söylemek zorundayım...
Kitabı bitirdiginizde hayatınızın çoğu sırlarını, nedenlerini, kimin için yaşadığınızı düşünüp cevaplarınız karşısında şaşıracaksınız, kim olmak istediğiniz ama kim olduğunuz konusunda size ışık tutacağına inanıyorum.
Sanırım yorumuma bir itirafla başlasam daha iyi olacak;kitap ilk olarak televizyonda sinan çetinin elinde gördüğümde dikkatimi çekti,sinan bunun reklamını yapıyor ve her haftaki programında elinden düşürmüyorsa vardır bir şey dedim ve aldım..İyikide almışım,kitap bazılarına gerektiğinden uzun gelmiş olabilir,ama kitabı gerçekten yorumlayarak okuyan ve anlayan bir insan içinse gerektiğinden kısa gelecektir.Bir eleştirimde kitap yayın evlerine olacak;eğer bu kitabı televizyonda sinan çetinin elinde görmeseydim ve meraklanmasaydım bu kitapla nasıl tanışacaktım!Tamam yayın evlerinde kitap bulunuyor ama farkedilmesi de çok önemli,yanın evlerinin bana göre çok büyük ödevleri var;kitaplar okunmak için basılıyor,basılırkende yayınevleri bir çok zorluklarla mücadele veriyorlar ama,böyle önemli kitapların bir şekilde okuyucuyla buluşması sağlanmalı..Nasıl mı? ben okuyucuyum,onu da siz düşünün..Ben üzerime düşeni yapıyor ve kitapları yayın evlerinden alıyor korsanlara taviz vermiyorum..Buyrun ben burdayım,"hayatın kaynağı" gibi mükemmel eserlere sahip olduğunuzu düşünüyorsanız,lütfen bana bildirin;alayım,okuyayım,ben kendime bir şeyler ekliyeyim,sizde hem okuyucu kazanın hemde para.. Sevgilerimle..
kitabın objectivizmi yansıtması açısından seçilen ilk kahramanı howard roark, stanton üniversitesi mimarlık fakültesinden döneminde varolan akım klasisizm'e aykırı çizimler yaptığından üniversiteden atılır, artık kendi istediği modern tarzda, kendi hissettiği projeleri ne pahasına olursa olsun yapmak için tek başına mücadele verecektir.üstelik kimseye reklam verdirmeden ve reklam olmaya çalışmadan..'denize düşen yılana sarılır' atasözünü hiç duymadan maden ocaklarında çalışmaya bile razı olmuştur, söylenenlere bile aldırmadan.. ileride kavuşacak olan bu ikilinin diğeri dominique francon'dur..mecnun'un leyla'ya 'ben geldim' demesi neticesinde kapılardan geri çevrilmeyi yaşayan mecnun'u bile geçmiştir dominique..ben yoktur..ben o dur...o ben...her ikisi de kendi aralarındaki duyguya açık bir ifade ile kimsenin karşı koyamadığı yüce aşk'a karşı koyamamış ancak diğer insanlara karşı ben'likleri yönünde etten duvar misali yaşamışlardır.rand, neden bu tanrısal özellikleri bu derece iki kahramana yöneltmiştir bilinmez bilinse de kabullenilemez ama sonuç olarak abartıları aştığınız sürece kendi ben'inize saygı duymanızdır savunulan..biz'ler altında ezilmeden yaşamak gereğidir, bu düşünceyi ifade ederken bazı temel kavramlara yanlış bakış açıları verilse de temel olarak bu düşünce bana göre çok doğrudur..buram buram objectivizm kokan kitap salt mantık diyenlerimiz için tama yakın doğrudur şeklinde algılanabilirken, inanç kavramını mantıkla yoğuranlarımız için genel itibariyle pek de doğru mesajlar vermiyor olsa gerek-özellikle belki bilinmez ama vurgu yapılması açısından özellikle son sayfalarda.toplum halinde yaşamaya meraklı olan ya da zorunlu olarak yaşayanlar için abartı gelebilir..her şeyde kendi benliğin için çalışmak.. bencillik ile benliğe karşı duruş farklıdır.benliği arama bencillik değildir der.."bencil kişi salt anlamda bakıldığında kendine başkalarını feda eden kişi değildir.başkalarını herhangi bir şekilde kullanma ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir" bu noktaların ayrıntılı yapılan bir okuma ile hoş düşüncelere dalmanıza yol açması pek mümkündür.romanın içinde orijinallikler barındırdığı doğrudur..beklemediğiniz anda beklemediğiniz farklı tarzlar..788 sayfa olmasından dolayı kesin olarak okuyun diyemeyeceğim bir kitap..zira, zamana yenik düşüyorsunuz..bol vakti olanlar için ise kesin okuyun derim..
kitabı okumadıysanız hala büyük eksiklik.çünkü kötü durumlarda tekrar tekrar açıp okuyabileceğiniz bir kitap.İçinde bulunduğunuz kötü durumdan çıkmanıza yardımcı olduğunu düşündüğüm bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.